In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Diseases of Bad Character / Bad Character / Loose Talk
Bad Character

Loose Talk

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

BOŞBOĞAZLIK

‘Boşboğazlık’, düşünmeden konuşmak veya her içinden geçen düşüncenin

söylenildiğinde nasıl bir sonuç doğuracağını tahlil etmeden söylemektir.

Bu karakterde olan insan çok iyi niyetli olabilir, ancak karşıdakinin

durumu bunu kaldıramayabilir. Sonuçta ise anlaşamamazlık, kalp kırma ortaya

çıkar. Bu hastalığa yakalanıp da boşboğazlık çukuruna yuvarlananlara ne kadar

ilaç verilse, çare gösterilse bunların tesiri biraz güç olur.

Hz. Câbir (r.a.) anlatıyor: ‘Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Bana en sevgili olanınız, kıyamet günü de bana mevkice en yakın

bulunacak olanınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır. Bana en menfur olanınız,

kıyamet günü de mevkice benden en uzak bulunacak olanınız, gevezeler,

boşboğazlar ve yüksekten atanlardır." (Cemaatte bulunan bazıları): ‘Ey

Allah'ın Resûlü! Yüksekten atanlar kimlerdir?’ diye sordular. "Onlar mütekebbir (büyüklük taslayan)

kimselerdir!" cevabını verdi." [1]

Resûlullah (s.a.v.), pek çok hadislerinde müminleri diline sahip olmaya

çağırır: "Dudakları ile bacakları arasındakiler

hususunda garanti verene cenneti garanti ederim"

"Allah'a ve âhirete inanan ya hayır konuşsun ya

sükut etsin" gibi.

Resûlullah (s.a.v.) bu ısrarlı uyarılarda hiçbir abartmaya yer vermemiştir.

Zîra, Kur'ân'ın tekrar edilen âyetleriyle sabittir ki, âhirette kişi her

anından, her fiilinden ve dolayısıyla her bir kelâmından hesaba çekilecektir. O

gün, kişinin dünyada iken ağzından çıkmış olan her söz, lehine değilse,

aleyhine olacaktır. Mealini verdiğimiz hadis de çok konuşanlara uyarıda

bulunmaktadır. Dilimizde geveze, boşboğaz, laf ebesi, dedikoducu, dilli düdük,

atıp tutan, yüksekten atan gibi, bir kısmı edebî, bir kısmı mahallî pek çok

tâbir vardır, hepsi de çok konuşanları ifade eder. Çok konuşan, çok konuşmayı

alışkanlık haline getiren kimse, her seferinde hayır konuşamayacağına göre boş

söz, gıybet, dedikodu, yalan, kaba ve müstehcen sözler vs. araya girecektir.

Bunların hepsi de kıyamet günü günah kefesinde yer alacaktır. Çok konuşmaktan

men hususunda hadisin mutlak gelmesi de anlamlıdır. Kısacası bu hadisler, güzel

ahlâk deyince öncelikle dile hâkim olmak meselesinin anlaşılması gerektiğini

ders vermektedir.

Hz. Hüseyin (r.a.) babası Hz. Ali (r.a.)'den, Peygamber Efendimizin

(s.a.v.), meclisinde bulunan dost ve arkadaşlarına karşı nasıl davrandıklarını

sorduğumda şöyle anlattılar:

‘Resûlullah Efendimiz; her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve alçak

gönüllü idiler, Asla asık suratlı, katı kalpli, kavgacı, şarlatan, kusur

bulucu, dalkavuk ve kıskanç değildiler. Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten

gelir; kendisinden beklentisi olan kimseleri hayal kırıklığına uğratmaz ve

onları, isteklerinden tamamen mahrum bırakmazdı.

Üç şeyden

titizlikle uzak dururlardı: Ağız kavgası, boşboğazlık ve mâlâyanîlik... Şu üç husustan titizlikle

sakınırlardı: Hiç kimseyi kötülemezler, kınamazlar ve hiç kimsenin aybı ile

gizli taraflarını öğrenmeye çalışmazlardı. Sadece yararlı olacağını ümit

ettikleri konularda konuşurlardı. Hazreti Peygamber konuşurken, meclisinde

bulunan dinleyiciler, başlarının üzerine kuş konmuşçasına hiç kımıldamadan

kulak kesilirlerdi. Zât-ı Risâletleri susunca da, konuşma ihtiyâcı duyanlar söz

alırlardı. Ashâb, Resûl-i Ekrem'in huzurunda konuşurlarken birbirleriyle asla

ağız dalaşında bulunmazlardı. İçlerinden birisi Resûlullah (s.a.v)'ın huzurunda

konuşurken o sözünü bitirinceye kadar, hepsi de can kulağı ile konuşanı

dinlerdi. Peygamber Efendimiz'in katında, onların hepsinin sözü, ilk önce konuşanın

sözü gibi ilgi görürdü.’ [2]

Bütün bu özelliklerden bizlerin çıkarması gereken birçok

dersler bulunmaktadır.

Allah Teala ayet-i kerimelerde bu hususla alakalı olarak şöyle

buyurmaktadır: "Hakikati

yalanlayanlara uyma (onların arzu ve özlemlerine alet olma.) Onlar isterler ki sen (kendilerine) yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak

davransınlar. Uyma, çok yemin edip duran alçağa. Daima insanları çekiştiren,

durmadan laf getirip götüren kovucuya. İyiliğe engel olan günahkâr zorbaya.

Kaba ve zalimce davranan, bütün bunların ötesinde kimseye faydası olmayan (soysuz)a. O

mal ve oğullara sahip olduğu için(midir nedir), ne zaman ayetlerimiz kendisine iletilse, "Bunlar öncekilerin

masalları" der. Bu yüzden biz, onun hortumu üzerine damga vuracağız; onu,

yakasını kurtaramayacağı bir zillet ile damgalayacağız." [3]

Yukarıdaki

ayet, düşük karakter tipinin örneklerinden birini gözler önüne seriyor ve

iğrenç dedikodular yapan iftiracıya uymamak gerektiğini belirtiyor.

Davranışlarında hiçbir ahlâkî kural tanımayan ve gıybet tiryakisi olan bu hasta

tipler, hafiyelik ve boşboğazlıkla ömürlerini

tüketirler.

Boşboğaz, geveze insanlar, bu huylarının fena ve

zararlı olduğunu bildikleri ve çok kere böyle bir huya sahip olmaktan pişmanlık

duydukları halde sırası gelince dayanamayıp yine ileri geri söz edip

boşboğazlık yapmaktan kendilerini alamazlar.

Buna misal olarak şöyle bir hikâye anlatırlar: Bir deve ile bir merkep

bulundukları kervandan her nasılsa kaçıp yeşillik, çimenlik, bol otu bir yere

varırlar. Otluğun içinde bir nehir akmaktadır. Otlaktan yiyip nehirden içerler.

Böyle bolluk

ve refah içinde yaşayıp giderken bir gün merkep deveye şöyle der: ‘Arkadaş!

Benim biraz müzik bilgim var ve güzel sesim vardır. Şu zevk ve sefamıza bir kat

daha renk ve çeşnilik katmak için güzel tizde azıcık gezinip şarkı söyleyeyim

mi?

Deve her ne

kadar, ‘sırası değil, bizi duyarlar, gelir bizi götürür ve sırtımıza binerler”

diyerek merkebin bu davranışına engel olmak isterse de bunu başaramaz.

Bunun

üzerine merkep pis sesi ile (güya şarkı söylüyormuş gibi) öyle bağırır ki, tâ

dağın öteki tarafında bunları aramakta olanlar onun sesini işitirler ve sesin

geldiği tarafa doğru gelip ikisini de yakalarlar, deveyi merkebe bağlayarak ve

de döverek götürürler.

At riyâyı

elden ıslâha çalış ef'âlini

boşboğazlık etme ta'dil eyle kıyl ü kâlini

Sen ne dürlü saklayım dersen de sû-i hâlini

Hak Teâlâ senden a'lemdir senin hâlini

Müstakîm ol Hazret-i Allah utandırmaz seni

Said Halim Paşa yukarıdaki mısraında; gururu, kibiri, riyayı bırakıp

amelleri doğrultmaya çalışmayı, sarf edilen sözlerde boşboğazlık, gevezelik

edilmemesini, kötü, olumsuz amellerin saklanılmaya çalışılsa da bunları Allah

(c.c.)’ın bildiğini, bu yüzden doğru yolda giden insanlardan olunması

gerektiğini ifade etmektedir.

Bu

boşboğazlığın pek çok ayrılığa, nifaka sebep olduğu, nice mühim sırların

yayılmasına sebep olup bu sır sahiplerinin mahcup ve rezil, belki zulüm ve

haksızlığa uğramalarına sebep olduğu çok duyulmuştur. Bunun için büyükler,

boşboğazlara hiçbir zaman sır verilmemesini büyük bir dikkatle tembih ederler.

[1] Tirmizî, Birr, 77.

[2] Buhari, Fezail, 88; Müslim, Fezail, 121.

[3] Kalem sûresi, 68/ 8–16.