الثرثرة
BOŞBOĞAZLIK
‘Boşboğazlık’, düşünmeden konuşmak veya her içinden geçen düşüncenin
söylenildiğinde nasıl bir sonuç doğuracağını tahlil etmeden söylemektir.
Bu karakterde olan insan çok iyi niyetli olabilir, ancak karşıdakinin
durumu bunu kaldıramayabilir. Sonuçta ise anlaşamamazlık, kalp kırma ortaya
çıkar. Bu hastalığa yakalanıp da boşboğazlık çukuruna yuvarlananlara ne kadar
ilaç verilse, çare gösterilse bunların tesiri biraz güç olur.
Hz. Câbir (r.a.) anlatıyor: ‘Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: "Bana en sevgili olanınız, kıyamet günü de bana mevkice en yakın
bulunacak olanınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır. Bana en menfur olanınız,
kıyamet günü de mevkice benden en uzak bulunacak olanınız, gevezeler,
boşboğazlar ve yüksekten atanlardır." (Cemaatte bulunan bazıları): ‘Ey
Allah'ın Resûlü! Yüksekten atanlar kimlerdir?’ diye sordular. "Onlar mütekebbir (büyüklük taslayan)
kimselerdir!" cevabını verdi." [1]
Resûlullah (s.a.v.), pek çok hadislerinde müminleri diline sahip olmaya
çağırır: "Dudakları ile bacakları arasındakiler
hususunda garanti verene cenneti garanti ederim"
"Allah'a ve âhirete inanan ya hayır konuşsun ya
sükut etsin" gibi.
Resûlullah (s.a.v.) bu ısrarlı uyarılarda hiçbir abartmaya yer vermemiştir.
Zîra, Kur'ân'ın tekrar edilen âyetleriyle sabittir ki, âhirette kişi her
anından, her fiilinden ve dolayısıyla her bir kelâmından hesaba çekilecektir. O
gün, kişinin dünyada iken ağzından çıkmış olan her söz, lehine değilse,
aleyhine olacaktır. Mealini verdiğimiz hadis de çok konuşanlara uyarıda
bulunmaktadır. Dilimizde geveze, boşboğaz, laf ebesi, dedikoducu, dilli düdük,
atıp tutan, yüksekten atan gibi, bir kısmı edebî, bir kısmı mahallî pek çok
tâbir vardır, hepsi de çok konuşanları ifade eder. Çok konuşan, çok konuşmayı
alışkanlık haline getiren kimse, her seferinde hayır konuşamayacağına göre boş
söz, gıybet, dedikodu, yalan, kaba ve müstehcen sözler vs. araya girecektir.
Bunların hepsi de kıyamet günü günah kefesinde yer alacaktır. Çok konuşmaktan
men hususunda hadisin mutlak gelmesi de anlamlıdır. Kısacası bu hadisler, güzel
ahlâk deyince öncelikle dile hâkim olmak meselesinin anlaşılması gerektiğini
ders vermektedir.
Hz. Hüseyin (r.a.) babası Hz. Ali (r.a.)'den, Peygamber Efendimizin
(s.a.v.), meclisinde bulunan dost ve arkadaşlarına karşı nasıl davrandıklarını
sorduğumda şöyle anlattılar:
‘Resûlullah Efendimiz; her zaman güler yüzlü, yumuşak huylu ve alçak
gönüllü idiler, Asla asık suratlı, katı kalpli, kavgacı, şarlatan, kusur
bulucu, dalkavuk ve kıskanç değildiler. Hoşlanmadığı şeyleri görmezlikten
gelir; kendisinden beklentisi olan kimseleri hayal kırıklığına uğratmaz ve
onları, isteklerinden tamamen mahrum bırakmazdı.
Üç şeyden
titizlikle uzak dururlardı: Ağız kavgası, boşboğazlık ve mâlâyanîlik... Şu üç husustan titizlikle
sakınırlardı: Hiç kimseyi kötülemezler, kınamazlar ve hiç kimsenin aybı ile
gizli taraflarını öğrenmeye çalışmazlardı. Sadece yararlı olacağını ümit
ettikleri konularda konuşurlardı. Hazreti Peygamber konuşurken, meclisinde
bulunan dinleyiciler, başlarının üzerine kuş konmuşçasına hiç kımıldamadan
kulak kesilirlerdi. Zât-ı Risâletleri susunca da, konuşma ihtiyâcı duyanlar söz
alırlardı. Ashâb, Resûl-i Ekrem'in huzurunda konuşurlarken birbirleriyle asla
ağız dalaşında bulunmazlardı. İçlerinden birisi Resûlullah (s.a.v)'ın huzurunda
konuşurken o sözünü bitirinceye kadar, hepsi de can kulağı ile konuşanı
dinlerdi. Peygamber Efendimiz'in katında, onların hepsinin sözü, ilk önce konuşanın
sözü gibi ilgi görürdü.’ [2]
Bütün bu özelliklerden bizlerin çıkarması gereken birçok
dersler bulunmaktadır.
Allah Teala ayet-i kerimelerde bu hususla alakalı olarak şöyle
buyurmaktadır: "Hakikati
yalanlayanlara uyma (onların arzu ve özlemlerine alet olma.) Onlar isterler ki sen (kendilerine) yumuşak davranasın da onlar da sana yumuşak
davransınlar. Uyma, çok yemin edip duran alçağa. Daima insanları çekiştiren,
durmadan laf getirip götüren kovucuya. İyiliğe engel olan günahkâr zorbaya.
Kaba ve zalimce davranan, bütün bunların ötesinde kimseye faydası olmayan (soysuz)a. O
mal ve oğullara sahip olduğu için(midir nedir), ne zaman ayetlerimiz kendisine iletilse, "Bunlar öncekilerin
masalları" der. Bu yüzden biz, onun hortumu üzerine damga vuracağız; onu,
yakasını kurtaramayacağı bir zillet ile damgalayacağız." [3]
Yukarıdaki
ayet, düşük karakter tipinin örneklerinden birini gözler önüne seriyor ve
iğrenç dedikodular yapan iftiracıya uymamak gerektiğini belirtiyor.
Davranışlarında hiçbir ahlâkî kural tanımayan ve gıybet tiryakisi olan bu hasta
tipler, hafiyelik ve boşboğazlıkla ömürlerini
tüketirler.
Boşboğaz, geveze insanlar, bu huylarının fena ve
zararlı olduğunu bildikleri ve çok kere böyle bir huya sahip olmaktan pişmanlık
duydukları halde sırası gelince dayanamayıp yine ileri geri söz edip
boşboğazlık yapmaktan kendilerini alamazlar.
Buna misal olarak şöyle bir hikâye anlatırlar: Bir deve ile bir merkep
bulundukları kervandan her nasılsa kaçıp yeşillik, çimenlik, bol otu bir yere
varırlar. Otluğun içinde bir nehir akmaktadır. Otlaktan yiyip nehirden içerler.
Böyle bolluk
ve refah içinde yaşayıp giderken bir gün merkep deveye şöyle der: ‘Arkadaş!
Benim biraz müzik bilgim var ve güzel sesim vardır. Şu zevk ve sefamıza bir kat
daha renk ve çeşnilik katmak için güzel tizde azıcık gezinip şarkı söyleyeyim
mi?
Deve her ne
kadar, ‘sırası değil, bizi duyarlar, gelir bizi götürür ve sırtımıza binerler”
diyerek merkebin bu davranışına engel olmak isterse de bunu başaramaz.
Bunun
üzerine merkep pis sesi ile (güya şarkı söylüyormuş gibi) öyle bağırır ki, tâ
dağın öteki tarafında bunları aramakta olanlar onun sesini işitirler ve sesin
geldiği tarafa doğru gelip ikisini de yakalarlar, deveyi merkebe bağlayarak ve
de döverek götürürler.
At riyâyı
elden ıslâha çalış ef'âlini
boşboğazlık etme ta'dil eyle kıyl ü kâlini
Sen ne dürlü saklayım dersen de sû-i hâlini
Hak Teâlâ senden a'lemdir senin hâlini
Müstakîm ol Hazret-i Allah utandırmaz seni
Said Halim Paşa yukarıdaki mısraında; gururu, kibiri, riyayı bırakıp
amelleri doğrultmaya çalışmayı, sarf edilen sözlerde boşboğazlık, gevezelik
edilmemesini, kötü, olumsuz amellerin saklanılmaya çalışılsa da bunları Allah
(c.c.)’ın bildiğini, bu yüzden doğru yolda giden insanlardan olunması
gerektiğini ifade etmektedir.
Bu
boşboğazlığın pek çok ayrılığa, nifaka sebep olduğu, nice mühim sırların
yayılmasına sebep olup bu sır sahiplerinin mahcup ve rezil, belki zulüm ve
haksızlığa uğramalarına sebep olduğu çok duyulmuştur. Bunun için büyükler,
boşboğazlara hiçbir zaman sır verilmemesini büyük bir dikkatle tembih ederler.
[1] Tirmizî, Birr, 77.
[2] Buhari, Fezail, 88; Müslim, Fezail, 121.
[3] Kalem sûresi, 68/ 8–16.