بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Ticaret Ahlâkı / TİCARETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR / Yetim Malı Yemek
TİCARETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR

Yetim Malı Yemek

YETİM MALI YEMEK

Allah Teâlâ, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)’e hitaben: “O, (baban ve annenin ölümünden sonra) seni yetim bulup (deden ve amcan aracılığıyla) barındırmadı mı? (Yolunu kaybetmiş), şaşırmış (hikmet, şeriat ve hükümlerden boş) bulup da (vahiy ile ilham ile) yol göstermedi mi? Seni fakir bulup (ticaret ve kalp zenginliğiyle) zengin etmedi mi?” buyurarak geçmişi hatırlattı. Arkasından da: “Öyleyse yetimi sakın hakir görüp ezme; (zorla malını alma). El açıp isteyeni (veya ilim talep edeni) de sakın azarlama. Ve Rabbinin (peygamberlik vs.) nimet(ler)ini minnet ve şükranla an. (Şükrünü eda et ve tebliğ vazifeni yap).” [1] Uyarılarıyla bütün Müslümanları yetim ve ihtiyaç sahiplerine karşı daha duyarlı olmağa davet etmiştir.

Yetimi görüp gözetmek, kollamak, onun istikbalini sağlamak önemli bir olaydır. Yetimin elinden tutup haklarını korumak fazilettir, erdemliliktir. “Dikkat edin, kim malı olan bir yetimin velisi olursa, onun ticaretini yapsın. Onun malını zekâtın aşındırmasına bırakmasın.!” [2] Buyuran Allah Rasûlü (s.a.v.), yetime güzel davrananları övmüş, şehadet ve orta parmağını birleştirip göstererek “(Kendinin veya başkasının olsun) yetime bakan kimse ile ben, cennette şunlar gibiyiz.” [3] buyurarak cennette yan yana, onların kendisine komşu olacağı müjdesini vermiştir.

Yetimlerle ilgili “Yetimin malına, rüştüne erişinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle yaklaşın…” ve “Haksızlıkla yetimin mallarını yiyenler, şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış olurlar…”

Meâlindeki âyetler nazil olunca Müslümanlar iyiden iyiye titizleşip yetimlerin bakım ve mallarının kullanımında çok hassas davranıyor ve yanlış yapmamaya özen gösteriyorlardı. Bunun için Hz. Peygamber (s.a.v.)’e yetim malına karışmanın hükmünden sorular sorulması üzerine Bakara sûresinin 220. âyet-i kerimesi nazil oldu. Şöyle buyruluyor:

“(Ey habibim Muhammed!) Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: Onları iyi yetiştirmek (ilgisiz, başıboş bırakmaktan veya mallarına ücretsiz bakıp ıslah etmek; çoğaltmak ilgilenmemekten) daha hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşarsınız, (unutmayın ki) onlar sizin kardeşlerinizdir. (Kardeş kardeşe yardımda bulunur.) Allah, (yetimin aleyhine) işleri bozanla düzelteni bilir. (Birlikte olup mallarıyla ilgilenen kimselerden niyetinin bozuk ve hainlik olan ile niyetinin yardım ve malların ıslahı için olanı bilir.) Eğer Allah dileseydi, (birlikte olmayı mubah kılmayabilir ve) sizi de zahmet ve meşakkate sokardı. Çünkü Allah güçlüdür, hâkimdir.” [4]

Yetime şefkatli davranılıp onun yetim olduğu hissettirilmemeli. Aksine kendisine iyi muamele yapmadığı halde, diğer insanlarda yetime iyi davranılıyor hissi uyandırma gayreti içinde olan ve iyi bakılıyormuş intibaını verebilen sahte vasi bu haliyle Allah (c.c.)’ı değil, kendini ve insanları aldatmıştır. Çünkü Allah (c.c.), onun işleri düzelten mi, yoksa bozan mı olduğunu çok iyi bilir.

Kur’an-ı Kerim, “Yetimin malına, rüştüne erişinceye kadar, ancak en güzel bir niyetle (onun muhafazası için) yaklaşın. (Rabbinize ve insanlara karşı) Verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü verilen söz, sorumluluğu gerektirir; (Hangi sebeple ahdi bozdun diye kıyamet günü kişiye sorulur).” [5] Buyruğuyla sorumluluğu üzerine alınmış yetimin malının, en güzel şekilde korunması ve artmasına titizlik gösterilmesi istenmektedir.

Âyet-i kerîmede:

“(Rüştlerine erişince) yetimlere mallarını verin, temizi verip murdarı almayın; (onların haram mallarını kendi helâl mallarınızla değiştirmeyin), onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Çünkü böyle yapmanız gerçekten büyük bir günahtır.” [6]

“Yetimleri, evlilik çağına gelinceye kadar deneyin; onlarda olgunlaşma görürseniz mallarını kendilerine verin; büyüyecekler de geri alacaklar diye onun mallarını israf ederek ve tez elden yemeyin. Zengin olan iffetli olmaya çalışsın, (bakımını üslendiği yetimin malından az veya çok yemesin) yoksul olan uygun bir şekilde (ancak emeğinin karşılığı kadar) yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, yanlarında şahit bulundurun. Hesap sormak için Allah yeter.” [7]

“Haksızlıkla yetimin mallarını yiyenler şüphesiz karınlarına ancak ateş tıkınmış (kendilerini ateşe sürükleyecek şeyler yemiş) olurlar; zaten onlar alevlenmiş ateşe gireceklerdir.” [8] Buyrulmaktadır.

Peygamber Efendimiz “Helak edici yedi şeyden kaçının” buyurmuş, bunlardan birinin de “yetim malını alıp yemek” olduğunu belirtmiştir. [9] İbn Ömer (r.a.)’in naklettiği bir hadis-i şerifte Rasûl-i Ekrem büyük günahların 9 adet ve bunlardan birinin de “Yetim malını yemek” olduğunu bildirmiştir. [10]

Çok fakir, hiçbir malı bulunmayan ve üstelik yanında bir de yetimi bulunan bir kişi Peygamber Efendimize gelir ve durumunu arz eder. Peygamber Efendimiz, vasiye: “Yetimin malından israf etmemek, malını onunla mayalandırıp çoğaltmamak (zaruret miktarını geçmemek) şartıyla yiyebilirsin” [11] buyurması da yetimin malının idare ve tasarrufunda gösterilecek titizliği ortaya koymaktadır.

İmam Şâbi: ‘Bir adam en son zaruret halinde nasıl ölü etini yiyebiliyorsa, yetim malını da ancak öyle bir ihtiyaç ve zaruretle yiyebilir.’ [12] Demektedir.

Rasûlullah (s.a.v.) buyurur:

“ Dört zümre vardır ki, onları cennete koymamak Allah Teâlâ üzerine hak olmuştur. (Bunlar) Alkollü içki içen, faiz yiyen, haksız yere yetim malı yiyen ve anasına, babasına karşı gelen.” [13]

Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:

“Miraç gecesi bir kısım insanlar gördüm, deve dudağı gibi dudakları vardı. Dudaklarından biri burun deliklerine bükülmüş, diğeri de karnına sarkmıştı. (Her birinin başına) cehennem bekçileri; zebaniler dikilmiş, dudaklarını tutuyor, sonra da ağızlarına cehennem korlarını ve taşlarını sokuyorlardı. Cebrail’e, bunlar kimlerdi, dedim:

- Onlar haksız yere ve zulmen yetim malını yiyenlerdir, dedi.” [14]

Yetime vâsi olmak kolay bir iş değil. Yetimin malının muhafazası ve ona güzel muamelede kılı kırk yararcasına hassas olmak gerekir. Şair ne güzel söylemiş:

Yetimin sahibi Allah,

Yetimi incitmek günah…

Yetimi güçsüz zannetme,

Yetimin gözyaşı silah.

Bir taraftan âyet ve hadislerle böyle ciddi uyarılar yapılırken diğer taraftan da yetime iyi muamele yapanlar övülür ve kendilerine büyük ödülle ödüllenecekleri müjdesi verilir.

“Kim Müslümanlar arasından bir yetim alarak yiyecek ve içeceğine dahil ederse, affedilmez bir günah (şirk) işlememişse, Allah onu mutlaka cennete koyacaktır.” [15]

Rasûlullah (s.a.v.) iki şahadet parmağını yan yana getirerek “Ben ve şefkatli, merhametli bir kadın şöyledir.” buyurdu ve devam etti: “Bu, kocası ölen bir kadındır ki, kocası ölmüştür. Kendini kızlarına bağlar. Bu hal ile onlar, ya ölürler veya evlenirler.” [16] Kendisini, yetim kalmış kızlarına adayan müşfik anne…

Hz. Ömer (r.a.)’den rivayetle Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Yetim dövüldüğü zaman, ağlamasından ötürü Arş titrer Allah Teâlâ (meleklerine) şöyle söyler: Sizi şahid tutuyorum; onun gönlünü alanın, kıyamet günü katımda gönlünü alacağım.” [17]

Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz:

Müslümanlar içinde en güzel ev, içinde yetime iyi muamele edilen evdir. En kötü ev de yetime kötü muamele edilen evdir.” [18] buyurmuşlardır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in, Ebû Zerr (r.a.)’e

“Ey Ebû Zer! Seni zayıf görüyorum. Kendi nefsim için istediğimi, senin için de istiyorum. Sakın iki kişi üzerine âmir olma! Yetim malına da vasîlik yapma!” [19] Şeklinde ve benzer değişik ifadelerle yaptığı tavsiye doğrultusunda; iradesi zayıf olan kimselerin yetim malına vâsi olmamaları önerilir.

Tüm Vâsilerin, Velilerin Dikkatine!

Vâsî vesayetinde bulundurduğu küçük çocuklara ait iki daireden birinde çocukları, diğerinde de ücretsiz kendisi otursa, çocuklar buluğ çağına erişince, geçmiş kira bedellerini vâsîden isteme hakkına sahiptirler.

Yetim malını elinde bulunduran vâsi, yetimin malını düşük fiyatla satamadığı gibi, onun namına yüksek fiyatla mal da alamaz. Ev, dükkân gibi akarını ucuz fiyatla kiraya veremediği gibi, uzun müddet için de kiraya vermekten çekinir. Baba veya vâsî, temsil ettiği küçüğün malını ödünç veremez.

Vâsî başını iki avucunun arasına alarak düşünmeli ve kendini sorgulamalı:

Büyük kardeş olmam nedeni ile “evin babası ben sayılırım” bahanesiyle, yetim kalmış kardeşlerimi çeşitli işlerde çalıştırıp, onlara ait harcamalardan çok daha fazla olan, dükkan kira gelirleri de dahil kazançlarını kendi kazancıma katarak sermayemi artırdım mı? Babadan kalan miras tarlaları kardeşler arasında paylaştırmayıp tüm tarla, bahçe gelirlerini kendi kasama koyup istediğim şekilde sorumsuzca harcadım mı? Ben size bakıyorum, tahsilinizi sağlıyorum, okullarda okutuyorum diyerek yetim kalmış kardeşlerimin, babamızdan kalan mal, mülk ve servetlerinin, onlara yaptığım harcamalardan çok daha fazla olan gelirlerini bankada kendi ve özel hesabıma koyup kendi servetimi çoğalttım mı? Vâsiliğini üzerime alarak, yetim sayılabilecek özürlü kardeşimin, diğer mirasçılara miras kalmasın düşüncesiyle bütün malını, mülkünü, gelirini toplayıp hoyratça kullanıp harcadım mı? [20]

[1] Duha sûresi, 6-11.

[2] Tirmizi, Zekât, 15; İbnu Deybe’, age., VI, 411.

[3] Müslim, Zühd ve’r-rekaik 42, (2893); İbnu Deybe’, age., I, 389.

[4] Bakara sûresi, 2/220.

[5] İsra sûresi, 17/34.

[6] Nisa sûresi, 4/2.

[7] Nisa sûresi, 4/6.

[8] Nisa sûresi, 4/10.

[9] Teklifi Hükümler, İ. Çetin, s.211.

[10] Teklifî Hükümler, İ. Çetin, s.452.

[11] Kur’an- Hakîm ve Meâl-i Kerîm, H. B. Çantay, 1-3.

[12] H.B. Çantay, age., I, 118.

[13] Hakim, Müstedrek, 2, 37;

[14] Tıbyan Tefsiri, I, 282.

[15] Tirmizi, Birr, 14; İbnu Deybe’, age., I, 389.

[16] Semerkandî, age., s. 386.

[17] Semerkandî, age., s. 385.

[18] İbn Mâce, Edep, 6; İbnu Deybe’, age., XVII, 489.

[19] İbnu Deybe’, age., V, 400.

[20] Helal Kazanç, F. Günday.