بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Kötü Ahlâk Hastalıkları / Kötü Ahlâk / Yemin Etmek
Kötü Ahlâk

Yemin Etmek

YEMİN

‘Yemin’, sağ el, bereket, güç, kuvvet ve güzel mevki, kişinin bir haberi kuvvetlendirmek veya bir işi yapıp yapmamak hususundaki azim ve iddiaya güç vermek için Allah (c.c.)'a kasem ya da boşama ve köle azadı gibi bir şeye bağlamak suretiyle akit etmesi anlamındadır. [1]

Yemin daha çok Allah (c.c.)'ın isimleri veya zâtî sıfatlarından birisi anılarak yapılan kasem için kullanılır. Boşanmaya veya köle âzadına bağlı olanların yemin olup olmadığı tartışmalıdır. [2]

Kasem ve hılf kelimeleri arasında ince ayrım olmakla birlikte ‘yemin’ ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadırlar. [3]

Türkçe’de bazen yemin yerine ‘ant içmek’ tabirinin kullanıldığı görülmektedir.

Bu mefhumun, kelimenin anlamı ile irtibatı; yeminin söze güç kuvvet katması ve yeminleşenlerin sağ ellerini birbirlerine vurmalarıdır. [4]

Yemin, akitlerde ve husûmetlerde sözü tekit için meşrudur. Meşrûiyeti Kur'ân-ı Kerîm ve Sünnetle sabittir. Kur'an'ın birçok sûresi değişik cisimler üzerine yapılan yeminlerle başlar. Tin, Şems, Fecr sûreleri bu kabildendir. Konuyla ilgili birçok ayet bulunmaktadır. [5]

Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadisinde ümmetine, babalar ve putlar adına yemin etmemelerini, yemin edeceklerse Allah (c.c.) adına yemin etmelerini ya da hiç yemin etmemelerini emretmiştir. [6]

Resûlullah bizzat kendisi de yemin etmiştir. Onun yemin ederken en çok kullandığı tabirlerden birisi: ‘Nefsime veya Muhammed'in nefsine sahip olana yemin ederim ki’ ifadesidir. [7]

Yeminler önce Allah (c.c.) adına edilenler ve Allah (c.c.)'tan başkası adına edilenler olmak üzere ikiye ayrılır. Allah (c.c.) adına edilen yeminler de kendi aralarında taksime tabidirler. Allah (c.c.) adına edilen yeminler: Kasem suretiyle Allah (c.c.) adına yeminler zati sıfatlarının başına yemin edatlarından birisini getirmek suretiyle yapılır. [8]

Müslümanlar arasında en çok kullanılan yemin lafızları ‘Vallâhi’ ‘billâhi’ ve ‘tallâhi’ sözcükleridir.

Allah (c.c.)'ın isim ve zatî sıfatlarının dışında hiçbir şeye yemin edilmez. Hanefilere göre, Nebi, Kur'ân, Kâbe gibi Müslümanlarca kutsal olan varlıklar adına da yemin edilmesi caiz değildir. [9]

İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve İmam Ahmed b. Hanbel'e göre Kur'an, Kur'an âyetleri ve Mushaf adına edilen yeminler mûteberdir. Bozulması halinde keffareti gerektirir. [10]

Hanbelîlere göre Kâbe ve diğer varlıklar adına yemin etmek caiz değilse de, Peygamber adına yemin etmek caizdir. Bozulması keffareti gerektirir.

Yeminin mûteber olması için Arapça olması şart değildir. Diğer dillerle de yemin edilebilir. [11]

Buna göre Türkçe’de kullanılan ‘yemin ederim’ ‘kasem ederim’ ‘ant içerim’ gibi sözler de yemin sayılmaktadır. Ancak ‘mukaddesâtım adına’ ‘şerefim üzerine ant içerim’ gibi sözlerin yemin olmaması gerekir. Çünkü Allah (c.c.)'ın adı veya sıfatları adına yapılmamıştır. Konu örfî mahiyet arz eder. [12]

Kişinin mubahı kendine haram kılması veya din değişimine yönelik şunu yaparsam Yahudi olayım gibi ifadeler de yemindir. İmam Şâfiî, İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel'den nakledilen bir görüşe göre bu tür sözler yemin sayılmaz, dolayısıyla bozulması durumunda keffaret gerekmez. [13]

Allah (c.c.) adı anılarak edilen yeminler kamûs, lağv ve münakit olmak üzere üç çeşittir. Kamûs yemin; geçmişteki veya bulunulan andaki bir olayla ilgili olarak, bile bile yalan yere yemin etmektir. Mesela bir kimsenin, borcunu ödemediğini bildiği halde ‘ödedim’ diye veya hâli hazırda cebinde parası olduğu halde parasının olmadığını söyleyerek yemin etmesi birer gamûs yeminidir. Büyük bir günahtır. Allah (c.c.) “Allah'a karşı verdikleri sözü ve yeminlerini az bir paraya satanlara gelince; işte bunların Ahiret’te bir nasibi yoktur. Allah kıyamet günü onlarla konuşmayacak, onlara bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için elem verici bir azap vardır.” [14] buyrulmaktadır.

Es'as bin Kays'ın bildirdiğine göre, bu âyet kendisine ait bir kuyuda amcasının oğlunun hak iddia etmesi ve onun beyyine getirmediği takdirde amcaoğlunun yalan yere yemin edebileceğini söylemesi üzerine nazil olmuştur. [15]

Hz. Peygamber (s.a.v.) birçok hadisinde yalan yere başkasının malını almak için yemin etmenin Allah (c.c.)'a ortak koşmak, adam öldürmek, anaya babaya isyan etmek gibi büyük günahlardan olduğunu, böyle yemin edenlerin Cennet'ten mahrum olup, Cehennem'i hak ettiklerini, dolayısıyla oradaki yerlerine hazırlanmaları gerektiğini haber vermektedir. [16]

Hanefi, Hanbelî ve Malikilere göre kamûs yemininden dolayı keffaret yoktur. Yemin eden kişi Allah (c.c.)'tan af dilemeli, tövbe istiğfar etmelidir. Çünkü bu yemin Allah (c.c.)'a karşı büyük bir cürettir, onu hafife almaktır; böyle büyük bir günahın keffaretle giderilmesi mümkün değildir. Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadisinde beş şeyden dolayı keffaret olmadığını söylemiş ve kişinin uymak zorunda olduğu yemini bunlardan saymıştır. [17]

Buradaki keffaretin olmayışından maksat, bu yeminin günahını keffaretin silemeyeceğidir. Kâsanî tövbe ve istiğfarın, kamûs yemininin keffareti olduğunu söylemektedir. Şâfiîlere göre bu yeminden dolayı keffaret gerekir.

Lağv yemini Hanefilere göre yanlışlıkla edilen, yani sahibinin söylediği sözün hakikat dışı olduğu halde, doğru olduğunu zannederek ettiği yemindir. Bu yemin hem geçmiş ve hem de şimdiki zamanla ilgili olabilir. Meselâ borcunu ödemediği halde, ödediğini zannederek, veya cebinde para olduğu halde olmadığını zannederek yemin eden kişinin ettiği yemin, lağv yemindir. [18]

Şâfiîlere göre lağv yemini, konuşma esnasında kasıt olmadan insanin ağzından çıkan ‘hayır vallahi, evet vallahi’ gibi yeminlerdir. Lağv yemininin bu şekildeki izahı Hz. Âişe (r.a.) tarafından Hz. Peygamber (s.a.v.)'den nakledilmiştir. [19]

Âlimler kendi anladıkları lağv yemininden dolayı günah ve keffaret olmadığında hemfikirdirler. Çünkü Allah (c.c.) lağv yemininden dolayı kulunun hesaba çekilmeyeceğini bildirmiştir. [20]

Münakit yemin, bir şeyi yapmak veya yapmamak için edilen yemindir. Bu yemin gelecek ile ilgilidir. Bir kimsenin ‘yarın falan yere gideceğine’ veya ‘falan kişiyle bir daha konuşmayacağına’ yemin etmesi bu kabildendir.

Münakit yemin mürsel, muvakkat ve fevr olmak üzere üçe ayrılır. Mürsel yemin, bir fiili yapıp yapmamayı zamana bağlamadan edilen yemindir. Meselâ, bir işi yapacağına yemin eden ama bunu zamana bağlamayan kişinin ettiği yemin mürseldir. Ölüm anına kadar yemin ettiği fiili yapıp yemininden kurtulabilir. Belirli bir sürenin geçmesi ile yeminini bozmuş sayılmaz. Buna ‘mutlak yemin’ de denilir.

Muvakkat yemin, bir zamana bağlı olarak edilen yemindir. Bu yemin, filin bağlandığı zamanla kayıtlıdır. Zamanın dolması ile yeminin hükmü sona erer. Meselâ bir meyveyi üç gün yemeyeceğine yemin eden kişi, üç gün dolduktan sonra o meyveyi yese yeminini bozmuş sayılmaz. Belirli bir süre içinde bir işi yapmaya yemin eden kişi o fiili öngördüğü süre içinde yaparsa yemininden kurtulmuş olur. O süre içinde yapmazsa, daha sonra yapsa bile yeminini bozmuştur; keffaret ödemesi gerekir. Şayet yemin eden kişi süre dolmadan ölürse, Ebû Hanife ve Muhammed'e göre yeminini bozmuş olmaz. Ebû Yusuf'a göre bozmuş olur. Buna ‘mukayyed yemin’ de denilir.

Fevr yemin, bir sebebe bağlı olarak edilen yemindir. Başka deyişle, kendisi ile gelecek değil şimdiki zaman kastedildiğine karineler bulunan yemindir. Bir soruya cevap verirken edilen yemin bu kabildendir. Meselâ yemek yiyenlerin yanlarına gelen birisine ‘buyur ye’ demelerine karşılık onun ‘vallahi yemem’ demesi fevr yeminidir. Gelecekle değil o anla ilgilidir. Dolayısıyla daha sonra bir vakitte yemesi ile yeminini bozmuş olmaz. [21]

Münakit yeminin gereğini yapan kişi yemininden kurtulmuş olur. Yeminini bozan kişiye ise keffaret gerekir. Yeminde asıl olan ona sadakat göstermektir. Ancak bu, yemin edilen fiilin dinî hükmüne göre farklılık gösterebilir. Onun için yemine sadakat gösterme konusunu alimler beş grupta ele almışlardır:

1. Uyulması vacip olan yeminler: Farz olan bir ibadeti yapmak veya masum bir insanı ölümden kurtarmak ya da bir haramı terk etmek için yapılan yeminleri yerine getirmek farzdır. Bu kabilden olan bir yeminin gereğini yerine getirmeyen kişi günahkar olmuştur; tövbe ve istiğfar etmesi icap eder, ayrıca yemin keffareti ödemesi gerekir.

2. Edilmesi haram, uyulmaması vacip olan yeminler: Bir farzı terk etmek veya bir haramı işlemek için yemin etmek haram bir yemindir, bozulması farzdır. Dolayısıyla, meselâ ana babası ile konuşmamaya yemin eden kişi, onlarla konuşacak, yani yeminini bozacak ama yemin keffareti ödeyecektir. Ayrıca haram bir şeyi yapmaya yemin ettiği için tövbe istiğfar edecektir. Hz. Peygamber (s.a.v.); “Bir şeye yemin edip de başkasını daha hayırlı gören kişi yemininden dolayı keffaret ödesin, sonra da o hayırlı olan şeyi yapsın.” [22] buyurmuştur.

Bir başka hadiste de söyle buyrulmuştur: “Rabbe isyanda, silay-i rahmi kesmekte ve malik olmadığın şeyde sana yemin de, nezir de yoktur.” [23]

Şa'bî'ye göre haram bir fiili işlemek üzere yemin eden kişi yeminini bozar, yani o haramı işlemez. Ayrıca keffaret ödemesine de gerek yoktur. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) kişinin haramı işlememesinin yeminine keffaret olduğunu söylemiştir. [24]

3. Uyulması mendup olan yeminler: Bir maslahata müteallik olan yeminlerdir. Yapılması mendup olan bir fiili işlemek için edilen bir yemine uymak da menduptur. Böyle bir yeminin bozulması mekruh olur ve keffaret gerektirir.

4. Mübah olan yeminler: Mubah olan bir işi yapmak veya yapmamak ya da doğru olan bir haber üzerine yemin etmek mubahtır. Böyle bir yeminin bozulması efdal olmakla beraber; bozulması durumunda keffaret gerekir.

5. Mekruh olan yeminler: Mekruh olan bir fiili işlemek veya mendubu terk etmek için yemin mekruhtur. Alış veriş esnasında yemin etmek de mekruhtur. Böyle bir yeminin bozulup keffaret ödenmesi efdaldir. Yemine sadakat ise mekruhtur. [25]

Hanefî ve Malikilere göre unutarak, hatayla, ikrah yoluyla ve yemin kastı olmadan edilen yeminler geçerlidir. Çünkü ayet mutlaktır. Yeminin kasta dayanıp dayanmaması konusunda bir kayıt mevcut değildir. Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v.) bir hadisinde; yemin, talak ve nikahın ciddisinin de ciddi şakasının da ciddi sayıldığını haber vermişlerdir. [26]

İkrah yoluyla yeminini bozan kişi, Ebû Hanife ve Mâlik'e göre keffaret öder; Ahmed b. Hanbel 'e göre ödemez.

Yemin edildikten sonra hemen peşinden ‘inşallah’ denilirse, bozulması halinde keffaret gerekmez. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) “Yemin edip de istisna eden (inşallah diyen) isterse, döner, isterse yemini bozmadan terk eder” [27] buyurmuştur. İbn Kudame'nin bildirdiğine göre ‘inşallah’ denildiğinde kefaretin gerekmeyeceğinde dört mezhep müttefiktir.

Keffaret konusu ayrıca ele alındığında, Münakit yeminin hangi türünden olursa olsun bozulması, keffareti gerektirir. Normalde keffaret yemin bozulduktan sonra ödenir. Yemin bozulduktan sonra ödenen kefaretin mûteber olduğu konusunda ulemâ arasında hiç bir ihtilaf yoktur. Ancak önce keffaretin ödenip sonra yeminin bozulması durumunda bu keffaretin yeterli olup olmayacağı tartışmalıdır. Hanefilere göre, keffaret ister malla, ister oruçla ödensin mutlaka yemin bozulduktan sonra ödenmelidir. Bozulmadan önce ödenmesi caiz değildir. Şafiilere göre keffaret malla ödenecekse yemin bozulmadan önce de ödenebilir. Hanbelî ve Mâlikîlere göre kefaretin ister malla ister oruçla olsun, yemin bozulmadan önce de sonra da ödenmesi caizdir. Yemin edilmeden önce keffaret ödenip daha sonra yemin edilmesi ve bozulması durumunda bu keffaret mûteber değildir. Bu konuda hiçbir görüş ayrılığı yoktur. [28]

Yemin keffareti; güç yeterse bir köle azat etmek veya on fakiri sabahlı akşamlı doyurmak ya da on fakiri alışıldığı biçimle giydirmektir. Kişi bu üçü arasında muhayyerdir. Ama bunlara gücü yetmezse, peşi peşine üç gün oruç tutar. Orucun arası hayız dahil hiç bir özür sebebiyle kesilmez, kesilmesi halinde yeniden başlanmalıdır. Yemin kefaretinin gereği ve bu şekilde ödeneceği Kur'ân-ı Kerîm'le sabittir. Bu sebeple konuyla ilgili görüş farklılığı yoktur.

Allah (c.c.)'tan Başkaları Adına Edilen Yeminler

Bu iki kısımdır:

a- Babalar, anneler, melekler vs. gibi Allah (c.c.)'tan başka varlıklar adına edilen yeminler. Bu şekilde yemin etmenin caiz olmadığını, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in böyle yemin etmeyi yasakladığını belirtmiştik. Böyle sözlerle yemin etmek caiz olmadığına göre, buna yemin demek de doğru değildir.

b- Bir şarta bağlanarak edilen yeminler. Bu gruptaki yeminleri de iki kısımda ele almak mümkündür: Birincisi ibadet ve taat cinsinden bir fiile bağlananlardır. Meselâ bir kimse ‘şu işi yaparsam üç gün oruç tutayım’ dese, bu bir bakıma yemindir. Çünkü o işi yapmaktan nefsini menetmek maksadıyla o sözü söylemiştir. Bir başka açıdan da nezirdir. Çünkü bir ibadeti yapmayı bir şarta bağlamıştır. Bu tarz bir ifadenin nezir olarak değerlendirilmesi daha isabetlidir. İkincisi ibadet ve taate bağlanmayıp, talak veya köle azadına bağlanan yeminlerdir. Bir kimse karısının boş olmasını veya kölesinin hür olmasını bir şartın tahakkukuna bağlarsa, talakla veya köle azadıyla yemin etmiş sayılır. Böyle sözlerin yemin olarak değerlendirilmesi kişiyi bir fiili yapmaya teşvik veya yapmaktan men etme konusunda kuvvet vermesinden dolayıdır. [29]

Bu maddede söz konusu edilen şartın tahakkuku halinde şayet adamın maksadı kendisini bir işi yapmaya teşvik veya yapmaktan menetmek değil de karısını boşamak veya kölesini azat etmekse, şartın gerçekleşmesi halinde karısı boş veya kölesi hür olur. Bu konuda ulema arasında her hangi bir görüş ayrılığı tespit edilmemiştir. Çünkü bu yemin değil, talakı veya köle azadını şarta bağlamaktır. Ama eğer kişinin maksadı, karısını boşamak değil de kendisini bir işi yapmaya veya yapmamaya zorlamak ise hüküm nedir? Bu konuda farklı görüşler vardır. Konuyu bir örnekle anlatalım: içki müptelası olan bir kimse içkiyi bırakmak ve nefsini bu işe mecbur etmek maksadıyla ‘bir daha içki içersem karim boş olsun’ veya ‘bir daha içersem şart olsun’ dese ve daha sonra yeminini bozsa yani içki içse bu durumda ne uygulanacaktır? Bu konuda üç görüş vardır:

a. Bu söz tamamen geçersizdir; ne talaktır ne de yemin. Çünkü ne Allah (c.c.)'ın istediği bir şekilde boşama ne de bir yemindir. O halde böyle bir söz söyleyen ve sonra bozan kişinin eşi boş olmaz, kendisine yemin keffareti de gerekmez. Bu görüş Hz. Ali (r.a.)'ye nispet edilmektedir.

b. Böyle bir söz söyleyen kişi yemin etmiş ve yeminini bozmuştur. Çünkü maksat boşama değil, kendini içkiden men etmektir. Dolayısıyla kişi ettiği yemini bozduğu için kendisine yemin keffareti icap eder ve eşi boş olmaz. Hanbelîlerden İbn Teymiye ve ibn Kayyim el-Cevziyye bu görüştedirler.

c. Talak veya köle azadının bir şarta bağlanması ve şartın tahakkuku halinde, karısı boş veya köle hür olur. Yukarıdaki misalimizde, adam içki içtiği zaman karısı boş olur. Dört mezhebin görüşü bu istikamettedir.

Yeminin hâkimin kararına etkisi: davacı, mahkemede davasını ispat edemezse, davalıya yemin teklif etme hakkına sahiptir. Yemin onun kendi fiili veya başkasının fiili hakkında olumlu veya olumsuz yönde olabilir. ‘Allah'a yemin olsun ki, satmadım yahut satın almadım yahut da sattım veya satın aldım’ demek gibi. Çünkü insan kendi durumunu ve fiillerini başkalarından daha iyi bilir. Bu yüzden onun yemini anlaşmazlığı sona erdiren bir delil sayılır.

İslâm hukukçuları mahkemedeki yeminde yedi şartın bulunması gerektiğini belirtirler. Bunlar şöylece sıralanabilir: Yemin edenin buluğ çağına gelmiş olması, temyiz kudretini hâiz bulunması ve iradesinin hür olması; davalının, davacının hakkını inkâr etmesi; hasımın hâkimden yemin talep etmesi ve hakimin yemin edecek olana teklifte bulunması; yemin şahsa bağlı olup, yeminde vekâlet kabul edilmez. Yemin, yemin edecek olanın zimmeti ve dini ile bağlantılı olduğu için veli veya vekil bu hakki kullanamaz. Yeminin, hadler gibi Allah (c.c.)'a ait haklarla ilgili olmaması gerekir. Diğer şart, ikrar caiz olan haklarla ilgili olmasıdır. İspat için delil olmaması veya mevcut delillerin yetersiz bulunması.

Bu kadar mühim olduğundandır ki; İslâm hukukçuları yemini bütün detaylarıyla ele almış, incelemişlerdir. İnançlı insanlar da bu durumu dikkate alarak yeminler konusunda daha itinalı davranmalı, yemini asla alışkanlık haline getirmemeli, kastî yeminle, haksızlığa ve çıkarlara Yüce Yaratıcımızı alet etmenin büyük bir günah olduğunun bilinciyle hareket etmelidirler.

[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen

[2] Kâsânî, Bedâi.

[3] Lİsânü’l-Arab.

[4] Mevsılî, el-İhtiyâr.

[5] Bakara sûresi, 2/225; Mâide sûresi, 5/89; Enam sûresi 6/109.

[6] Ahmed b. Hanbel, Müsned.

[7] İbn Mâce, Keffâret.

[8] Şİrbinî, Muğnî.

[9] Merginânî, Hidâye.

[10] İbn Kudâme, el-Muğnî.

[11] Kâdıhân.

[12] Merginânî, a.g.e.

[13] Vehbe Zühayli, İslâm Fıkhı.

[14] Al-i İmran sûresi, 3/77.

[15] Ebû Dâvud, Eymân.

[16] Buhari, Eymân.

[17] Şevkânî, Neylü’l-Evtâr.

[18] Mevsılî, İhtiyâr.

[19] Buhârî, Eymân.

[20] Mâide sûresi, 5/89.

[21] Tahânevî, Keşşâf.

[22] Neâî, Eymân.

[23] İbn Mâce, Keffaret.

[24] Ebû Dâvud, Eymân.

[25] İbn Kudâme, el-Muğnî.

[26] Tirmizi, Talak.

[27] Ebû Dâvûd, Eymân.

[28] Şevkânî, Neylü’l-evtâr.

[29] Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuku İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmusu.