VELÂ
‘Velâ’, sözlükte, arada herhangi bir şey bulunmaksızın bitişiklik, yanyana olma ve yaklaşma anlamlarına gelir. Aynı kökten gelen ‘vilâyet’, yardım; ‘velâyet’ ise bir işi yüklenme, emirlik, yönetim ve yetki anlamındadır. Bu nedenle babaya çocuğun velisi denir. Aynı şehirde oturanların meşru haklarını koruyan ‘veli’ye, ‘vâli’ denmektedir ki, Türkçe’de bu anlamda kullanılmaktadır. Şehrin valisi, o kentte oturanların tümünün velisidir.
‘Velâ’, İslâm literatüründe deyim olarak, Allah’ı (c.c.), Peygamber (s.a.v.)’i ve onlara inanan mü’minleri veli, dost, yakın, sırdaş ve aynı zamanda işlerini emanet edebileceği yetkili bilmek demektir. Bu yetkilerin verildiği kimseye de ‘veli’ denilmektedir. ‘Veli’nin Arapça çoğulu ise ‘Evliyâ’dır.
Velâ kökünden gelen bir başka kelime de ‘Mevlâ’’dır. Mevlâ, anlam olarak velâ ve vel^yet kelimelerine yakındır. Ancak mevlâ’nın bir çok anlamı vardır. Bunların içerisinde, dost, efendi, sahip, azat edilmiş köle, Rabb, yardımcı ve iyilik yapan anlamları daha yaygındır.
“Allah (c.c.) müslümanlar için ne güzel mevlâ’dır.” (Enfâl sûresi, 8/39-40.)
“Allah’a sarılın, O sizin Mevlâ’nızdır. O ne güzel Mevlâ’dır.” (Hac c sûresi, 22/78.)
Müslümanlar inkârcıların peşine gider, din işinde onlara itaat ederlerse; onlar da mü’minleri kendi dinlerine çevirirler. Halbu ki müslümanlar için en güzel mevlâ (veli) Allah’tır. (Âl-i İmrân sûresi, 3/149-150.)
Veli olmak, veli olunan üzerinde hak ve yetki sahibi olmayı gerektirir. Velâyetin doğasında bu vardır. Yalnız bu veli edinilen üzerinde bir baskı ve hükmetme değil, aksine her açıdan onun iyiliği için çalışma, onun için gerekli yardımı yapma yetkisidir. Allah (c.c.) mü’minlerin velisi olarak onlara hidayet verir, onları karanlıklardan (Nur’a) aydınlığa çıkarır, onlara elçiler gönderir, Kitaplar indirir, yardım eder, destekler, korur, gözetir, affeder ve rahmetiyle her yönden onları kuşatır.
Allah (c.c.) Kimlerin Velisi Değildir?
Allah (c.c.) mutlak anlamda velidir, dost ve yardımcıdır. Ancak bu veli olma, sınırlı bir veliliktir. Kur’an’ın haber verdiğine göre, kullardan bazıları Allah'’n (c.c.) ‘veliliğini’ kaybederler. Onlar kendi yanlış seçimleri, kendi yaratıcılarına karşı isyanları ve yaptıkları kötü ameller yüzünden bu ilâhî dostluğu elde edemezler.
1- Allah (c.c.) sapıklıkta olanların velisi değildir. Bir kısım insanlar Allah’ın (c.c.) gönderdiği elçilere ve onların haklı çağrılarına rağmen sapıklıkta direnirler. Allah (c.c.) böylelerini kendi sapıklıkları ile başbaşa bırakır. Onların bir başka velisi de olmaz. (Şûrâ sûresi, 42/44. )
2- Allah (c.c.) kendisine karrşı kulluk etme konusunda büyüklük taslayan müstekbirlerin (kibirli zorbalar) velisi değildir. (Nisâ sûresi, 4/173.)
3- Allah (c.c.) kötülük yapanların, fenalıkta bulunanların dostu ve yardımcısı değildir. (Nisâ sûresi, 4/123.)
4- Allah’tan (c.c.) gelen Hakkı ve Dini inkâr eden kâfirler Allah’ın dostluğunu kaybederler ve lânete uğrarlar. (Fetih sûresi, 48/22, Ahzâb sûresi, 33/64-65.)
5- Kendilerine Hakk’ı batıldan ayıran bir ilim, hak bir davet geldikten sonra tutku ve arzularına uyanlar Allah’tan (c.c.) başka dost ve veli bulamazlar. (Bakara sûresi, 27120, Ra’d sûresi, 13/37.)
6- Allah (c.c.), iman nimetinden sonra inkâra sapan ve dinde iki yüzlü davranan münafıkların velisi (dostu) değildir. Onlar yeryüzünde kendileri için bir yardımcı da bulamazlar. (Tevbe sûresi, 9/74.)
7- Allah (c.c.), inkâr ederek ya da şirk (ortak) koşarak hak dinden yüz çeviren, Allah’ın indirdikleriyle hükmetmeyen ve yeryüzünde haksızlık yapan zalimlerin velisi değildir. Zalimler ancak birbirlerinin velisidirler. (Şûrâ sûresi, 42/8.)
İnsanlardan Kimler Veli Edinilmez?
Müslümanlar da insanlardan bazılarını kendilerine veli (dost, yardımcı) edinemezler. Çünkü Allah (c.c.) müslümanlarla diğer insanlar arasında olması gereken velâyetin sınırlarını çiziyor, mü’minlere kimden fayda, kimden de zarar geleceğini haber veriyor.
1-Kur’an, İslâm’a karşı savaşan ve müslümanlara düşmanlık besleyen kitap ehlinin veli (dost) ve sırdaş edinilmesini yasaklıyor. “Ey iman edenler! Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden dininizi alay ve eğlence konusu edinenleri ve kâfirleri veli olarak tutmayın. Ve eğer inanıyorsanız, Allah’tan korkun.” (Mâide sûresi, 5/80-82.)
“Ey iman edenler! Yahudileri ve Hristiyanları veli edinmeyin, onlar birbirlerinin velileridir. Sizden kim onları veli edinirse o da onlardandır.” (Mâide sûresi, 5/51.)
Şüphesiz ki bu velilik yasağı, müslümanların diğer dinlere mensup insanlarla ekonomik, siyasi ve sosyal ilişkiler kurmamaları ve kapalı bir toplum olmaları anlamında değildir. Karşılıklı hak ve sorumlulukların yerine getirilmesi koşulu ile elbette ki her türlü ilişkiler sürdürülecektir.
2- Müslümanlar, kendi din kardeşlerini bırakıp Kur’an’ın kâfir dediği kimseleri veli edinemezler. (Âl-i İmrân sûresi, 3/28.) Hatta mü’minler, küfrü imana tercih eden, İslâm’dan yüz çeviren anne-babaları bile olsa onları veli edinemezler. (Tevbe sûresi, 9/23.)
“Ey iman edenler! Mü’minleri bırakıp da kâfirleri veli-dost edinmeyin. Kendi aleyhinize Allah’a apaçık olan kesin bir delil vermek ister misiniz?” (Nisâ sûresi, 4/144.)
3- Kur’an, Şeytanın da veli edinilmesini yasaklıyor. Onu veli edinen şüphesiz büyük zarara uğrar. (Nisâ sûresi, 4/119.)
4- İnsanlara hiçbir yararı ve zararı olmayan putları veli haline getiren müşrikler büyük bir yanılgı içerisindedirler. (Ra’d sûresi, 13/16.)
5- Tapınılmak için uydurulan tanrılar, totemler, ya da kendini tanrı yerine koyan, Allah’ın (c.c.) hükümleri yerine kendi hükümlerini uygulayan tağutlara da veli-dost gözüyle bakılmaz. Kur’an şöyle buyuruyor:
“Allah, mü’minlerin velisidir. Onları karanlıklardan Nur’a çıkarır. Kâfirlerin velileri ise tağuttur. O da onları Nur’dan karanlıklara çıkarır. İşte onlar ateşin (Cehennem) arkadaşıdırlar, orada sürekli kalıcıdırlar.” (Bakara sûresi, 2/257.)
6- Allah’ın (c.c.) gazap ettiği topluluklarla da velâyet bağı kurulamaz. Çünkü onlar yaptıkları büyük hatalarla yoldan çıkmışlar ve Allah’ın gazabını hak etmişlerdir. Müslümanların bunları dost edinmesi düşünülemez. (Mümtehine sûresi, 60/13.)
7- Müslümanların düşmanı oldukları gibi, Allah’ın (c.c.) ve O’nun dininin de düşmanı olan müşrik kimselere veli olunmaz. Allah rızası için yola çıkmış mü’minler, haktan ayrılmış bu insanlara veli gözüyle bakamazlar. (Mümtehine sûresi, 60/1-2.)
8- Dindeiki yüzlü davranan münafıklar da müslümanlara veli olamazlar. Mü’minler, çevrelerinde münafıkların zararlı faaliyetlerini gördükleri, onların müslümanları aldatıp çıkar sağladıklarını bildikleri halde onları veli-dost edinemezler.Toplumun velâyetini (yönetim yetkisini) de bu iki dinli kimselere emanet edemezler. (Nisâ sûresi, 4/88-91.)
İslâmi yönetim sisteminde ‘ulü’l-emr’in diğer adı ‘veliyyü’l-emr’dir. İşin velisi anlamındaki bu deyim, oldukça anlamlıdır. Mü’minlerin din ve dünya işlerinin emanetini yüklenen emir ve yetki sahipleri, onların velâyetini almış, onların velileri durumuna gelmiş kişilerdir. Bu velâyet hakkının da gerçek Veli olan Allah’ın (c.c.) hükümlerinin uygulanması ile elde edileceği açıktır. İman etmeyen ve müslümanların inançları doğrultusunda gitmeyenlere bu işleri yapma veliliği verilemez.
Şunu da hatırlatmak gerekir ki, mü’minlerin dışındaki insanların veli-dost edinimemesi asla kötü muamele, hak ihlâli ve sürekli kavga demek değildir. Aksine dinimiz, bütün insanlara iyi muamele etmeyi emrediyor. Ancak velâyet bağı iman ile oluşan bir bağdır. Müslümanlar, inkarcılar ile bir arada yaşayabilirler ama, işlerini onlara emanet etmemeleri, onları sırdaş ve veli edinmemeleri gerekir.