بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Arşiv — Eski İçerikler / VAZİFE (Görev)
Arşiv — Eski İçerikler

VAZİFE (Görev)

‘Vazife’, bir kimsenin yapmakla hükümlü olduğu iş, ödev, ahlâk veya iş gereği yapılması gereken fiil, görev yapılması, bir kimseye ısmarlana iş, memurluk, bir kimsenin gördüğü hizmet, dinî yükümlülük, günlük yiyecek ve iş ücreti gibi anlamlara gelir.

Vazife kelimesi Arapça’dır ve “vezafe” fiilinden türemiş bir isimdir. Çoğulu ‘vuzûf’ ve ‘vezaif’ olarak kullanılır. Görevli kişiye de ‘muvazzaf’ denir.

Vazife, birinin üzerimizdeki hakkını ödemek olarak kabul edilebilir. Buna göre, insan olarak çeşitli vazifelerimiz vardır. Bu vazifeler çeşitli ayet ve hadislerde dile getirilmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in bir hadisinde, bu vazifeler özet halinde şöyle haber verilmiştir:

“ Muhakkak ki, Allah’ın senin üzerinde hakkı vardır; nefsinin senin üzerinde hakkı vardır ve ehlinin (aile bireylerinin) senin üzerinde hakkı vardır. Herkesin hakkını ona öde!..”

Bu hadise göre vazifelerimizi üç kısım halinde şöyle sıralamamız mümkündür: Allah’a, kendi nefsimize ve ehlimize yani aile bireylerine ve insanlara karşı olan vazifelerimiz. Ehlimize karşı olan vazifelerimizi de birkaç kısma ayırmamız mümkündür. Buna göre insan olarak, Allah’a ve kendi nefsimize karşı olan vazifelerimizle beraber, şu vazifelerimiz de vardır: Anne-babamıza, çocuklarımıza, eşimize, akrabalarınıza, komşularınıza, emrinizde çalışan işçilerimize, iş yerlerinde çalıştığımız iş sahiplerimize ve genel olarak tüm insanlara karşı olan vazifelerimiz.

Bütün bu vazifeler hakkında çeşitli ayet ve hadisler vardır. Zaten insanı diğer varlıklardan ayıran özellik de budur. Yüce Allah (c.c.) bu vazifeleri insanlara yüklemiş, diğer varlıklara yüklememiştir. Bu vazifelerini gerektiği gibi yerine getiren insanlar, İslâm dini açısından, meleklerden daha üstün bir makam yükselmiş olurlar.

İnsan olarak meleklerden daha üstün olan bir makama yükselmemize sebep olan bu vazifelerimizin başında, Allah’a karşı olan dini vazifelerimiz gelmektedir. Bu vazifelerimiz de, gerektiği gibi Allah’a inanmak, inan etmek ve emir ve yasaklarına uymaktır. Bu konudaki ayetin meali şöyledir:

“Ben, cinleri ve insanları ancak bana kulluk (ibadet) etsinler, (vazifelerini yerine getirsinler) diye yarattım” (Zariyat sûresi, 51/56.)

Bu ayette söz konusu olan Allah (c.c.)’a karşı ibadet vazifeleri hakkında, alimlerin farklı görüşleri vardır. Bazı alimler bunu Allah’a inanmak, O’nun varlığını ve birliğine iman etmek diye yorumlamışlar. Diğer alimler de, bunun Allah’a ibadet ve itaat olduğunu söylemişlerdir. Onlara göre bu ayette, İslâmî vazifelerin tümü kast edilmektedir. (Sahih-i Buhâri Muhtasarı, Tecrid-i Sarih trc. )

Muaz b. Cebel’den rivâyet edildiğine göre Hz. Muhammed (s.a.v.) ona şöyle buyurdu:

- Ey Muaz, Allah’ın kulları üzerindeki hakkı (yani kulların Allah’a karşı olan vazifeleri) nedir, bilir misin? Diye sormuş. O da:

- Bunu Allah ile Allah’ın Peygamberi çok daha iyi bilir, diye cevap vermiştir. Bunun üzerine Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle devam etmiştir.

- Allah’ın kulları üzerinde sabit olan hakkı, (yani kulların Allah’a karşı olan vazifeleri) kulların Allah’a itaat ve kulluk etmeleri ve O’na hiçbir şeyi şerik (ortak) kılmamalarıdır.

Allah (c.c.)’a karşı olan vazifelerimiz hakkında, daha birçok ayet, hadis ve ilmî açıklamalar bulunmaktadır. Ancak, burada bu vazifeler bir şekilde tanıtılmaktadır.

Kendimize karşı olan vazifelerimiz, kendimizi maddî ve manevî yönden her türlü zararlı olan şeylerden korumamızdır.

Anne-babaya karşı olan vazifelerimiz, Allah’a karşı olan vazifelerimizden hemen sonra gelmektedir. Bu husus, Yüce Allah (c.c.) tarafından Kur’an’da şöyle haber verilmiştir.

“Rabb’in, yalnız kendisine tapmanızı ve anaya babaya iyilik etmenizi emretti. İkisinden birisi, yahut her ikisi senin yanında ihtiyarlık dönemine ulaşır (ihtiyarlık zamanlarında senin yanında kalırlar)sa, sakın onlara “öf” deme, onları azarlama! Onlara güzel söz söyle. Onlara acımadan dolayı onlara alçakgönüllülük kanadını indir. (Onlara karşı alçak gönüllü ol) ve: “Ey (her varlığı terbiye edip yetiştiren) Rabb’im! Bunlar beni küçükken nasıl (acıyıp) yetiştirdilerse, Sen de bunlara (öyle) acı.” (İsrâ sûresi, 17/23-24.)

Başka bir âyette de yukarıda sayılan vazifelerimizin hemen hemen tümüne kısa bir şekilde işaret edilmiştir:

“Allah’a ibadet edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya (eş, dost ve arkadaşa), uzak komşuya, yolcuya, ellerinizin altında bulunanlara (köle, cariye, hizmetçi ve benzerlerine) iyi davranın. Allah kendini beğenen ve daima böbürlenen kimseyi sevmez.” (Nisa sûresi, 4/36.)

Yüce İslâm dini, genel olarak kul hakkına saygılı olmayı ve herkese karşı olan vazifelerimizi en iyi şekilde yerine getirmeyi emretmiştir. Cuma günlerinde Cuma hutbelerinin sonunda, imam hatiplerin okuduğu bir âyette, bütün insanlara karşı olan vazifelerimize özet olarak işaret edilmekte, herkese karşı adâlet ve iyilikle hareket etme emredilmekte ve her türlü zararlı şeylerden uzak durma istenmektedir. Bu âyetin meâli şöyledir:

“Muhakkak ki Allah, adâleti, iyiliği, akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, fenalık ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor.” (Nahl sûresi, 16/90.)

Kur’an ve sünnette işaret edilen çeşitli vazifelerini yerin getiren, insanlar şahıs olarak huzur ve mutluluğa ererler. Huzursuzluk ve benzeri sıkıntılardan kurtulurlar. Vazifelerini yerine getirmiş olmanın mutluluğu içinde yaşarlar. Karşılıklı vazifeleri, Allah (c.c.) ve Peygamber (s.a.v.)’in emrettiği gibi yerine getiren insanların bulunduğu aile ocağı, gecekondu bile olsa, cennetin bir köşesine döner. Huzur ve mutluluk içinde bulunur. Bu şekilde vazife şuuru içinde olan insanlardan oluşan toplumlar da hiç kuşkusuz refah içerisinde olurlar. (Geniş Bilgi için bak. 1. Cilt, Ahlâki Görevlerimiz)