Ucb
‘Ucb’, insanın, yaptığı ibadetleri veya iyilikleri sebebiyle kendini beğenmişlik zafiyeti içerisine düşmesi ve kendi nefsini hak etmediği mertebenin üzerinde görmesidir. [1]
Müslümanın yaptığı ibadetlerin ve iyiliklerin kıymetini düşünerek, bunların elden gitmemesi için gayret göstermek ucb olmaz. Aynı şekilde bu tür fiillerin Yüce Yaratıcının birer ikrâmı olduğunu düşünmek de ucb olarak değerlendirilmez. Ancak iyilik ve güzelliklerin Allah (c.c.)’tan olduğunu göz ardı edip insanın bunları kendisine dayandırması, Rabbini unutması ucb hastalığının en ileri seviyelerinden biri olacaktır. Kendini beğenmek ve elde edilen güzellikleri kendine mal etmek anlamına gen ucb’un zıttı olan minnet ise kişinin nimete kendi eliyle veya kendi çalışmasıyla kavuşmadığını, bunların Allah (c.c.)’ın birer lütfu ve ihsanı olduğunu düşünmesidir. Müslümanın temel düşünüş biçimi bu şekilde ortaya çıkmaktadır.
İnsanı ucbe sürükleyen sebeplerin başında insanın cehalet ve gafleti bulunmaktadır. Ucb’dan kurtulmak için, her şeyin Allah (c.c.)’ın dilemesine bağlı olarak gerçekleştiğini; akıl, ilim, mal ve mevki gibi sahip olunan varlıkların Allah (c.c.)’ın lutfu ve ihsanı olduğunu düşünmek gerekir. Kur’an buyuruyor: “Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah'ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye (böyle yaptık.) Çünkü Allah, kendini beğenip övünen hiçbir kimseyi sevmez.” [2]
Böylece dinimizin kendini beğenmişliğe bakışı birinci kaynaktan net olarak anlaşılmış olmaktadır.
Nimetin temel özelliği insana yararlı olma ve beğenilmektir. Bütün nimetleri gönderen, kendisinden başka yaratıcı ve gönderici olmayan yüce Allah (c.c.)’tır..
Ashab-ı Kiram'dan bazıları Huneyn savaşında müslümanların askerî bakımdan daha donanımlı ve sayıca çok olmalarını dikkate alarak yenilmeyeceklerini, bu ordunun mağlubiyet görme imkanının olamayacağını söyleyebilmişlerdir. Ancak sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) bu tavır karşısında oldukça rahatsız olmuş, üzüntüsünü dile getirmiş ve zaferin Allah (c.c.)’ın yardımına bağlı olduğunu, sayı veya teçhizatın galibiyet için yeterli olmayacağını ifade etmiştir. Savaşın seyri de bu durumu ortaya koyucu mahiyettedir. Müslümanlar, dinimizin hiçbir biçimde kabul edemeyeceği bu düşünce biçimine kapılınca bir bakıma uyarılmışlar ve savaşın başında mağlubiyetle karşı karşıya kalmışlardır.
Bu büyük dersten sonra Allah Teâlâ rahmetiyle muamele etmiş ve savaş inananların zaferiyle sonuçlanmıştır. Ayette durum şöyle anlatılır: “And olsun ki Allah size birçok yerlerde ve çokluğunuzun sizi böbürlendirdiği fakat bir faydası da olmadığı, yeryüzünün geniş olmasına rağmen size dar gelip de bozularak arkanıza döndüğünüz Huneyn gününde yardım etmişti.” [3]
Yüce Kur’an göstermektedir ki; ucb, başarıyı kendine dayandırma ve kendini beğenme büyük felaketlerin kaynağıdır. Görüyoruz ki; devasa İslâm ordusu yalnızca bu düşünce dolayısıyla hezimetin eşiğine gelmiştir. O bakımdan yapılması gereken iyiliklerin kaynağını yaratımız olduğu, başarının şahsî gayretlerimizle değil; Allah (c.c.)’ın yardımıyla geleceği gerçeğini her fırsatta dile getirmektir.
Ucbun zararları ve ortaya çıkardığı olumsuz sonuçlar sayılamayacak kadar çoktur. Bunların başında kibre sebep olması bulunmaktadır. Kibir ise felaketlerin başıdır ve Rabbimiz kibirlenenleri sevmediğini birçok ayetle bizlere bildirmiştir. “Allah'a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez.” [4]
Ucbun zararlarından birisi de günahları unutmaya sebep olmasıdır. Böylece hataya düşen insan, yaptığı hatayı düşünmekten bile çekinmiş olacaktır. Bu da kalplerinin kararması sonucuna götürecektir. Kalpleri kararanlar da kıyamet günü yüzleri kapkara kesilecek olan kimselerdir. Bu halde olanlar ise, acınacak duruma düşeceklerdir. “Allah katında (makbul) tevbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tevbe edenlerin tevbesidir. İşte Allah bunların tevbelerini kabul buyurur. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” [5]
Ucb günahları unutmaya götürmektedir. Yüce Rabbimiz ise günahları hiç çekinmeksizin işleyen, ölüm gelip çatıncaya kadar unutan kimsenin tövbesini kabul etmeyeceğini, onu zarara uğrayanlardan olacağını haber vermektedir. Görülüyor ki; ucbun açtığı yaralar tedavi edilmeyecek kadar ağır ve ciddidir.Günahlarını düşünen kimse, ibadetlerini büyük görmeyerek, ibadetin de Allah (c.c.)’ın bir lütfu ve ihsanı olduğunu düşünür.
Ucb sahibi kimse, Allah (c.c.)’ın azabını da unutur. Bu ise bir insanın düşebileceği gafletin en ileri seviyesidir. “İnsanların hepsi Allah'ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: Şüphesiz bizler size uymuştuk, şimdi siz az bir şey olsun Allah'ın azabından bizi koruyabilecek misiniz? Onlar da, Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur derler.” [6]
O şiddetli azabı unutan insanların ellerinden ve dillerinden güvende olmak kesinlikle mümkün olmayacaktır. Çünkü Allah (c.c.)’ın azabını unutan din ve ahlâk adına ne varsa hepsine yüz çeviren, maneviyata sırt dönen insandır. Bu hale gelmelerinde temel etkende taşıdıkları kendini beğenmişlik duygusudur. Ucb, bir çeşit büyüklük taslamak ve bu haliyle kendini beğenmek olduğuna göre ayette belirtildiği gibi onlar Allah (c.c.)’ın azabından güvende olmayacaklar, bir kurtuluş yolu bulamayacaklar.
Bu yapıdaki insanlar, başkalarından yararlanma nimetinden de yoksun kalırlar. Çünkü bencillikleri ve kibirleri sebebiyle kimseye danışmazlar. “Allah'ın rahmeti sayesinde sen onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen onları affet. Onlar için Allah'tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah'a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever.” [7]
Kendini beğenmiş, ucb girdabına düşmüş şaşkın insanlar kendilerini üstün gördükleri için başkalarının bilgi ve tecrübelerine önem vermezler. Bu da onların danışma gibi mühim bir davranışın veriminden mahrum olmalarına sebep olur. Yüce Allah (c.c.)’ın öncelikle resûlüne o yolla da bütün Müslümanlara öğütlemiş olduğunu istişare ruhundan uzak oluşun cezasını kayıplar ve ziyanlarla en ağır biçimde görür.
Günah işleyenin boynu bükük olur. Tevbe edebilir. Ucb sahibi ise ilmi ve ameli ile mağrurdur. Bencillik ruhunu sarmış ve tevbe etmesi güçleşmiştir. Günah işleyenlerin bağışlanma iniltileri, Allah Teâlâ’ya tesbih çekenlerin övünmesinden daha iyi gelir. Ucbun en kötüsü, kişinin hatalarını ve nefsinin sevk ettiği kötü arzuları beğenmesidir. Bu yapıdaki insanlar her zaman nefislerine uyar ve nasihat kabul etmezler. Başkalarını cahil zanneder. Halbuki kendisi cehalet okyanusunun dibindedir. [8]
Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Nefsim kudret elinde olan Zat`a yemin ederim ki, eğer siz hiç günah istemeseniz, Allah sizi toptan helak eder; günah işleyen, arkadan da istiğfar eden bir kavim yaratır ve onları mağfiret ederdi.” Rezin şu eklemede bulundu: Resûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Nefsim elinde bulunan Zat-ı Zülcelal`e yemin olsun ki, günah işlemediğiniz takdirde ondan daha büyük olan ucb`e düşeceğinizden korkarım.” [9]
Hadisin doğru anlaşılması derinlemesine düşünmeyi gerektirmektedir. İlk bakışta Müslümanların günah işlemesi teşvik ediliyormuş hatta olmazsa olmaz, zorunlu kabul ediliyormuş gibi bir mana çıkarılabiliyorsa da böyle bir anlamlandırmanın doğru olmayacağı açıktır. Günah, yasaklanmış, kötü ve çirkin olandır. Bu niteliklere sahip bir fiilin yapılmasının talep edildiğini söylemek mümkün olmayacaktır. Ancak burada bu şekilde bir üslup kullanılması ucbun ne kadar tehlikeli olduğunun gösterilmesi içindir. Buna göre ucb sonuçları bakımından günahtan daha tehlikeli bir mahiyet taşımaktadır.
İnsan Allah (c.c.)’ın yaratma sıfatının bir tecellisi olarak varlık aleminde yerini almıştır. Yaratılma her an devam etmektedir ve insan bu süreç içerisinde küçük bir parça gibidir. Bu konumunu görmeyip, bütün alemi kendisi yaratmış gibi, kâinat kendi kontrolündeymiş gibi davranan şahıslar gözleri kapanmış, haktan hakikatten uzaklaşmış, kibir kuyusunda boğulan zavallılardır. Bu durumdaki insanlar kendilerinin Allah (c.c.)’ın var etmiş olduğu bu eşsiz kainatta bir zerre misali olduklarını, görevlerinin yaratıcının belirlemiş olduğu sınırlar içerisinde hareketten ibaret olduğunu, kulluk vazifesini yerine getirmeyen kişinin kıymetinin olmayacağını bilmeyen cahil kişilerdir.
Ucb Hastalığından Kurtuluş Yolu
Kendini beğenme, başka bir ifadeyle ucb hastalığına yakalanan insanın bundan kurtuluşu ancak genel bir gayretle mümkün olabilecektir. Başta bu durumdaki insana gösterdiği tavır sebebiyle kaybettikleri tek tek hatırlatılmalı, bu davranış biçimin zararları üzerinde durulmalıdır. Böylece ucb hastalığından kurtuluş için ilk adım atılmış olacaktır. İkinci adım olarak, insanın bu mükemmel uzay aleminde acizlikten başka bir konumunun olamayacağı vurgulanmalıdır. Yüce Allah akıl ve irade vermek sûretiyle en üstün varlık olarak yaratmıştır. Ancak bu güzellikleri görebilen akıllar, üstünlüğün ancak acziyeti anlamak, bunun sonucu olarak Allah (c.c.)’a boyun eğmek ve kulluk etmekle olacağını bilecekler, kendilerini kibirlenme felaketinden koruyacaklardır.
Ancak burada, kendini beğenme ve başarıyı kendine mal etme anlamına gelen ucb ile Müslüman’ın kendisine güvenen olması durumunu karıştırmamak gerekir. İnançlı insanın acziyeti yaratanı karşısında ve O’na göredir. Ancak inanmayan insanlar karşısında kalbinde iman nurunu taşıyan şahıs izzet makamındadır. “Gevşemeyin, hüzünlenmeyin. Eğer (gerçekten) iman etmiş kimseler iseniz üstün olan sizlersiniz.” [10]
Müslüman izzet ve üstünlük makamındadır, üstünlük makamının işareti de kalplerde taşınan iman nurudur. “Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdâr olandır.” [11]
Üstün ve değerli olan kişi, kendini beğenen değil; takva sahibi olan ve Allah (c.c.)’a karşı gelmekten en çok sakınandır.
Allah Teâlâ, bütün Müslümanları ucb hastalığından ve diğer bütün ahlâki hastalıklardan korusun.
[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen
[2] Hadid sûresi, 57/23.
[3] Tevbe sûresi, 9/25.
[4] Nîsâ sûresi, 4/36.
[5] Nîsâ sûresi, 4/17.
[6] İbrâhim sûresi, 14/21.
[7] Âli İmrân sûresi, 3/159.
[8] İslâm Ahlâkı, M. Hadimi.
[9] Münzirî, et-Terğîb ve’t-Terhîb.
[10] Âli İmrân Sûresi 3/139.
[11]Hucurât Sûresi 49/13.