بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Arşiv — Eski İçerikler / TEZELLÜL
Arşiv — Eski İçerikler

TEZELLÜL

Tevâzu’nun aşırı derecesine (Tezellül), yani kendini aşağı tutmak denir. Tezellül haramdır. Başka haramlarda olduğu gibi, bu da zaruret ile caiz olur. Dinini, canını, malını, ırzını korumak, zalimden kurtulmak gibi durumlar, zaruret (zorunlu haller)’dir. Zorluk, zorunluluk ve külfet bulunduğunda, kolaylık aramak caiz olur.

Tezellül, kötü huylardan biridir. Bir alimin yanına bir kunduracı geldiği zaman, alimin ayağa kalkıp, yerine bunu oturtması ve gideceği zaman kapıya kadar yanında yürümesi ve kunduraları önüne koyması tezellüle bir örnektir. Bilim adamı, yalnız ayağı kalkıp otursaydı, ona yer gösterseydi ve işini, halini ve niçin geldiğini sorsaydı ve sorularına güler yüzle cevap verseydi ve davetini kabul etseydi ve sıkıntısını giderecek şey yapsaydı, tevazu göstermiş olurdu.

Hadis-i Şerifte: “Din kardeşini sıkıntıdan kurtarana (nafile) hac ve umre sevabı verilir.” buyuruldu. Hz. Hasan (r.a.), Sabit Benani’ye, bir ihtiyacını karşılamasını istedi. O da, Cami’de itikaf ediyorum, başka zaman yaparım, deyince, din kardeşinin ihtiyacını gidermek için bir yere gitmenin, (nafile) hac sevabından daha hayırlı olduğunu bilmiyor musun? dedi.

Makam ve mevki sahiplerinin, muhtaç olanlara ve hocaların taleplerine, makamları ve malları ile yardım etmelerinin çok sevap olması, bu hadis-i şerife dayanmaktadır. Nafaka, yani bir günlük yiyeceği, içeceği olan bir kimsenin dilenmesi, tezellül olur, haram olur. Bunun, bir günlük nafakası olmayan, başka bir kimse için veya borçlu için yardım toplaması tezellül olmaz. Fazla hediye almak için, az bir şeyi hediye vermek de tezellül olur. Ayet-i Kerime böyle hediye vermeyi men etmektedir. Alınan hediyenin karşılığını bundan fazla vermek efdal (daha faziletli)’dir. Fakat fazla karşılık için hediye vermek caiz değildir. Davet olunmadan ziyafete gitmek de tezellüldür. Hadis-i Şerifde: “Davet edilen yere gitmemek günahtır. Davet olunmadığı yere gitmek hırsızlık etmek olur.” buyuruldu. Nikah sahibinin davet ettiği yerde haran şeyler yoksa, bu davete gitmek vacib olur. Başka davetlere gitmek sünettir. Riya ve iftihar için davete gitmek yani gösteriş ve övünmek için yapılan davetlere gitmek caiz değildir. Bir menfaate kavuşmak düşüncesiyle, devlet adamları ile, hakimlerle, zenginlerle arkadaşlık yapmak tezellül olur. İbadet için eğilmek küfür olur. Yahudilerin selam vermelerine benzemek olur. Fakir, muhtaç demektir. İslâm’da, havaic-i asliyye’sinden (zorunlu ihtiyaçlar) başka kurban nisabı miktarı malı olmayana (fakir) denir.

Resûlüllah’ın (s.a.v.) Allah Teâlâ’dan istediği ve övündüğü fakirlik, her zaman ve her işte, Allahü Tealâ’ya muhtaç olduğunu bilmektir. Abdullah Dehlevi(r.a.), buyuruyor ki, tasavvufta fakir, muradı olmayan, yani Allah Tealâ’nın rızasından başka dileği olmayan demektir. Böyle olan kimse nafaka olmayınca, sabır ve kanaat eder. Allah Tealâ’nın yarattığından ve iradesinden razı olur. Allah (c.c.) emrettiği için rızk kazanmaya çalışır. Çalışırken, ibadetlerini terk etmez ve haram işlemez. Kazanırken de, kazandığını sarf ederken de, İslâm’ın emir ve yasaklarına uyar. Böyle kimseye zenginlik de, fakirlik de faydalı olur. Dünya ve ahiret saadetine kavuşmasına sebep olur. Fakat, nefsine uyarak, sabır ve kanaat etmeyen kimse Allah (c.c.)’ın kaza ve kaderine razı olmaz. Fakir olunca, az verdin, diye itiraz eder. Zengin olursa doymaz, daha da ister. Kazandığını haram yollara sarf eder. Böyle kimsenin zenginliği de, fakirliği de onun hem dünyada ve hem de ahirette felaketine sebep olur.

Her sanatı ve ticareti yapmak, maaş, ücret karşılığında mübah olan işleri yapmak, örneğin çobanlık, bahçıvanlık yapmak, inşaatta ve hafriyatta çalışmak ve sırtında yük taşımak (hamallık) tezellül değildir. Peygamberler (a.s.) ve Veliler (r.a.) bunları yapmışlardır. Kendisinin ve çoluk çocuğunun nafakasını temin için çalışmak farzdır. Başkalarına yardım için her türlü kazanç yolunda çalışarak daha fazla kazanmak mübahtır. Hz. İdris (a.s.) terzilik yapardı. Hz. Davud (a.s.) demircilik yapardı. Hz. İbrahim (a.s.) çiftçilik ve kumaş ticareti yapardı. İlk olarak kumaş dokuyan Hz. Adem (a.s.)’dır. Hz İsa (a.s.) kunduracılık yapardı. Hz. Nuh (a.s.) marangozluk, Hz. Salih (a.s.) çantacılık yapardı. Peygamberlerin (a.s.) çoğu çobanlık yapmıştır. Hadis-i Şerifte: “Evinin ihtiyaçlarını alıp getirmek kibirsizlik alametidir.” buyuruldu. Resûlüllah (s.a.v.) mal satmış ve mal satın almış yani ticaret yapmıştır. Satın alması daha çok olmuştur. Ücret ile çalışmış ve başkasını da çalıştırmıştır. Mudarabe şirketi ve ortaklık yapmıştır. Başkasına vekil olmuş ve vekil yapmıştır. Hediye vermiş ve almıştır. Ödünç ve ariyyet mal almıştır. Vakıf yapmıştır. Dünya işi için kimseye kızmamış, incitecek şey kimseye söylememiştir. Yemin etmiş ve ettirmiştir. Yemin ettiği şeyleri yapmış, yapmayıp keffaret verdiği de olmuştur. Latife yapmış ve söylemiş, latifeleri hep hak üzere ve insanların yararına olmuştur. Yukarıda sayılanları yapmaktan çekinmek, utanmak, kibir olur. Çok kimseler bunlara yanılırlar. Tevazu ile tezellülü birbirine karıştırırlar. Nefis, burada çok kimseleri aldatır.