بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Arşiv — Eski İçerikler / TESLİM
Arşiv — Eski İçerikler

TESLİM

Teslim de iki çeşittir. Allah’ın dini emrine teslim, kâinatta yürüyen kader hükümlerine teslim. Birincisi ârif mü’minlerin teslimidir. Yüce Allah: “Hayır, Rabbin hakkı için onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp, sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça inanmış olmazlar.”(Nisâ sûresi, 4/65.) buyurmuştur.

Bu âyette üç mertebe sayılmıştır:

Peygamber (s.a.v.)’i tahkim, onun verdiği hükmü gönül rahatlığı ile kabul ve O’na teslim. İşte Allah elçisinin hükmünü, buyruğunu tam bir gönül rahatlığı ile kabul edip O’na teslim olmak, dini emirlere teslimdir.

Allah’ın kâinattaki yasalarına, kaderine teslime gelince: Bu nokta ayakların kayacağı, akılların şaşacağı tehlikeli bir noktadır. Çünkü bu, kaza’ya rıza meselesidir. Şayet kul, başına gelen olayı savmakla yükümlü değilse, yahut savamayacağı olaylarla karşılaşmış ise olana razı olmakla sevap alır ve övülür. Fakat savmakla yükümlü bulunduğu olaylara teslim olmak caiz değildir. Allah’a kulluğun gereği olarak bunları savmak lazımdır. Teslimin üç derecesi vardır:

Birinci derecede teslim: aklın kavrayamayacağı ğayb (görünmeyen) haberlerini itirazsız kabul etmek: Allah’ın gaybî taksimini, kaza ve kaderini, insanlar arasındaki kavramlarla, ölçülerle değerlendirmeğe kalkmadan, Allah şunu neden fakir, şunu zengin, falanı çirkin, filanı güzel, falanı sağlıklı-akıllı, filanı sağlıksız, aptal yaratılmış gibi insanın normal akıl düzeyinde kavrayamayacağı şeyleri düşünüp ezeli takdiri kendi ölçüleriyle değerlendirmemek ve Hakk’ın yaptığına olduğu gibi teslim olmaktır. Kendisine gelen halleri de itiraz etmeden, karşı koymadan kabul etmektir.

İkinci derece: İlmin hale, kasdın keşfe, resmin(şeklin) gerçeğe teslim olmasıdır. Yani Hak’tan gelen hali ilme hakim kılmak, zahir ilmin şekillerinden manalarının hakikatina, haberden iyana (gerceği görmeğe), görüntüden hakikatin içine geçmektir ki bu, Allah’ta fenâ (yok olma)’nın başlangıcıdır.

Üçüncü derece: Hak’tan başkasının Hakk’a teslim olmasıdır. Bu derece, bir öncekinin sonucu, kemâlidir. Hak’tan başkasının Hakk’a teslim olması, yaratık şekillerin, hakikat karşısında erimesidir. Haktan başka her şey rüsûmdur.(Resimlerdir) (Deniz hakikat kabul edilirse dalga şekilleri o hakikatın görüntüleridir). Kul, görüntüden ibaret olan kendi varlığını Rabbine teslim ederse bütün kainat şekillerini de kaybeder.

Bu teslimde kul, kendisi Allah’a teslim olduğu gibi her şeyi de Allah’a teslim olmuş görür ki bu, birinci mertebedir. Kul, her şeyi Allah’a teslim etmiştir. Ama henüz görmesini teslim etmemiştir, tesliminin bilincindedir. Ne zaman ki teslim olur ve teslimini de görmezse, yani kendi fiilini görmez, her şeyi Hakk’ın işi görür; kendisi Hakk’a teslim edenin yine Hak olduğunu görüp teslimini kendisine mal etmezse teslimin son noktasına varmış olur. Teslim eden de, kendisine teslim olunan da Hak’tan ibaret kalır. Kul, yalnız bir âletten ibarettir. Bu suretle kul, teslim davasından kurtulur.”(Medâricü’s-Sâlikin)