Tefrika
TEFRİKA
‘Tefrika’ yahut ‘tefrik’, sözlükte eşyayı birbirinden ayırmak, insanlar arasına düşmanlık sokmak, parçalara, bölüklere ayırmak, parçalamak demektir.
Tefrika kelimesi Arapça’da ‘feraka’ fiilinden türemiştir. Bu fiilin mastarı olan ‘fark’ kelimesi, ayrılığı ve ayrışmayı anlatan bir kelimedir.
‘Fark’, iki şeyin arasını ayırmak, ayrılmak, yolun çatallaşması gibi anlamlara gelmektedir.
Kur’an, ‘fark’ kelimesinin çeşitli türevlerini bir çok ayette kullanmaktadır.
Söz gelişi, iki denizin arasını ayırmak [1] bir takım işlerin birbirinden ayrılması, [2] bir kişi ile toplumun arasının ayrılması, kişinin o toplumdan uzaklaşması, [3] boşanma [4] gibi anlamlarda kullanılmaktadır.
Kur’an-ı Kerim, Peygamber (s.a.v.)’in duraklayarak okuması için Allah (c.c.) tarafından bölüm bölüm ayrılmıştır. [5]
Müminler bütün peygamberlere (a.s.) inanırlar, onları birbirinden üstün tutmazlar ve aralarını ayırmazlar. Çünkü hepsi de Allah (c.c.) tarafından görevlendirilmiş elçilerdir. [6]
Kalplerinde ‘tefrika’ (ayırıp parçalama) zihniyeti olanlar, Allah (c.c.) ile peygamberin arasını ayırmaya çalışırlar. ‘Bazısına inanırız, bazısına inanmayız’ derler. Bir anlamda ya peygamberin elçiliğini, ya da onun tebliğ ettiği Allah (c.c.) inancını kabul etmezler. [7]
Bütün bu ayetlerde ‘fark’ mastarının çeşitli türevleri kullanılıyor.
Aynı kökten gelen ‘fırk’, bölük, ayrışan taraf, kısım; ‘fırka’ ise, insanlardan ayrılan bir topluluk demektir. İslâm tarihinde mezheplere de ‘fırka’ denilmiştir.
‘Ferik’, diğerlerinden ayrılan topluluk demektir. Şu ayette olduğu gibi:
“Sonra zararı sizden kaldırıldığı zaman, sizden bir ferik (bir grup) (hemen) Rablerine şirk koşarlar.” [8]
Aynı kökten gelen, ‘firak’ ayrılma demektir. Bu hem beden olarak, hem de pozisyon olarak ayrılmayı ifade eder. Ölümü yaklaşan kimse ölümün, artık kesin bir ayrılık (firak) olduğunu anlar. [9]
‘Fark’ kökünden gelen bir başka kelime de ‘furkan’dır. ‘Furkan’ Hakk ile batılın arasını belirtmek için kullanılır. Batıl ile Hakk’ın ayrılmasına neden olan olayları veya her ikisinin açıkça belli olduğu zamanları anlattığı gibi, her ikisini ayıran şeyler hakkında da kullanılır. Söz gelişi, Bedir savaşı ‘Furkan ile Batıl’ın ayrıldığı’ bir gündür. [10]
Eğer müminler Allah (c.c.)’tan gerçek anlamda ittika ederlerse (sakınırlarsa), Allah (c.c.) onlara bir furkan verir. Bu furkan nedeniyle hak ile batılın, doğru ile yanlışın arasını ayırabilirler. [11]
“Kulu Hz. Muhammed’e ‘furkan’ı (Kur’an’ı) indiren Allah’ın adı ve şanı ne yücedir.” [12]
“Hz Musa (a.s.)’a da Kitapla beraber bir de ‘furkan’ verildi.” [13]
Kur’an’ın bir adı ‘Furkan’ olduğu gibi, Kur'an-ı Kerim’deki 25. sûrenin adı da Furkan’dır.
Aynı kökten gelen ‘faruk’ da benzer anlamdadır ve hak ile batılın, doğru ile yanlışın arasını ayırabilen, ikisinin arasındaki farkı görüp hakkı tercih eden demektir. Bunun için ikinci Halife Hz Ömer (r.a.) ‘Faruk’ lakabı ile anılırdı.
Tefrik etme, ayırmayı, ayırıp çoğaltmayı, parça parça etmeyi anlatır. Bizim burada üzerinde duracağımız madde budur.
Tefrika, bölüklere, fırkalara, partilere, gruplara, parçalara ayrılmayı ve böylece ayrılmaması gereken bir bütünü parçalamayı ifade eder ki, Tevhid dini olan İslâm’ın izin vermeyeceği bir şeydir.
İslâm’ın Kabul Etmediği Tefrika
Kur’an-ı Kerim diyor ki:
“Hepiniz toptan Allah’ın ipine sarılın. Dağılıp tefrikaya düşmeyin.” [14]
Kur’an-ı Kerim müminlere bu emri verirken, dinlerini parçalayıp, fırka fırka, grup grup olan insanların tutumlarını da gözler önüne seriyor.
İnsanlar Tevhid dinine inanan bir ümmet idiler. Ancak zamanın akışı içerisinde Tevhid dinini bozdular, parçaladılar, yani dinde ayrılığa düştüler, kendi uydurdukları dinlerin peşinde gittiler.
“Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp (tefrika olup) anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” [15]
Tefrikanın şirke yol açtığı ve insanı şirke götürdüğü açıktır. Çünkü ‘fıtrat’ dinini bozmanın sonucu birden fazla ilaha kulluk yapmaktır. Şirk düşüncesine sahip olanlar, Tevhid dininin bütünlüğüne zarar verirler, onu kendi kafa yapılarına uydururlar, sonra da her uydurdukları şeye din diye uyarlar.
Kur’an-ı Kerim şöyle diyor:
“Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir Hanif) olarak dine, Allah’ın fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerinde yaratmıştır. Allah’ın yaratması için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din budur. Ancak insanların çoğu bilmezler.
Gönülden katıksız bağlılar olarak, O’na yönelin ve O’ndan korkup sakının, dosdoğru namazı kılın ve müşriklerden olmayın. (O müşrikler ki) kendi dinlerini parçaladılar ve kendileri de grup grup oldular; ki her grup kendi elindekiyle övünüp sevinmektedir. (en doğru yolda olduğunu sanmaktadır).” [16]
Görüldüğü gibi, insanlar yüzlerini yaratılışa en uygun dine çevirmekten sorumlu iken bazıları bunu bozmakta, tefrika çıkarmakta, farklı fırkalara ayrılmakta ve sonra yine tefrika olmakta, yeni gruplaşmalar meydana gelmekte, alt tabakalarda bu parçalanma devam edip gitmektedir.
İşin ilginç yanı, Tevhid dininden uzağa düşen ve farklı din gruplarına ayrılan bu kimseler kendilerinin doğru yolda olduğunu sanarak sevinç duymakta ve insanları kendi fırkalarına çağırmaktadırlar.
Aslında dinde tefrika çıkarmanın, dini parçalamanın nedeni insandaki ‘bağy’ duygusudur. Doymayan bir nefsin sahibi olan azgın kimseler, başkalarının haklarına tecavüz ederler ve kendi görüşlerini din haline getirmeye çalışırlar. Böyle kimseler elbette Hak dine kulak vermezler. Bunu yalnızca müşrikler değil, kendilerine kitap verilen insanlar bile yapmışlardır. [17]
Allah (c.c.) kendi yolunu insanlara bildirdikten sonra “İşte benim yolum budur, buna uyun” buyurmaktadır. [18]
Tevhid dinine sımsıkı sarılmak insanları tefrika hastalığından kurtarır. Yoksa ‘bağy’ edenlerin peşinden gidilirse, onların düzenlerine uyulursa vahdet’in (birlik ve beraberlik) olması mümkün değildir.
Tefrikanın Boyutları
‘Tefrika’ yani dini bozma, onda ayrılığa düşme, fırka fırka olup parçalanma ve dağılma hastalığı yalnızca müşriklere ait bir yanlış değildir. Aynı hataya müslümanlar da düşebilir. Eğer onlar da dini dimdik ayakta tutmazlarsa, Din’i Allah (c.c.) ’ın gönderdiği ve Peygamber (s.a.v.)’in öğrettiği gibi yaşamazlarsa, hatta dini kendi akıl ve anlayışlarına uydurmaya kalkarlarsa aynı sonuç onarlı da beklemektedir.
Günlük hayatta ve dinin ibadet ve muamelata (hukuk kuralları) ilişkin detaylarında farklı görüşlerin, farklı yorumların olması normaldir. Hatta farklı görüşlerin olması hem yararlı ve hem de kolaylıktır. Burada dikkat edilmesi gereken, Din’i kendi arzularına göre anlama, sonra da kendi anladığını ‘Din haline getirme’ yanlışlığıdır. Din’in özünü zedeleyecek yanlış yorumlar ve bunların inanç haline getirilmesi bir anlamda ‘bağy’dir ve tefrikaya yol açar.
Bugün müslümanlar arasındaki ‘vahdet’in en büyük düşmanı, dinin doğru olarak ve usûlüne göre bilinmemesi, yanlış din anlayışı, ülke, bölge, etnik grup, siyasi rejimler, mezhep ve tarikat taassubudur. Halbuki bütün bunlar tefrikaya neden değil, aksine müslüman toplumların birbirleriyle kaynaşmasına yardımcı olurlar.
Müslümanlar farklı mezheplere, meşreplere, düşüncelere, ülkelere, ilkelere sahip olabilirler, farklı coğrafyalarda yaşabilirler ve farklı gruplar içerisinde bulunabilirler. Bunlar toplum hayatında olabilecek normal olaylardır. Ancak herkes kendi anladığını, kendi meşrebini, kendi mezhebini, kendi tarikat veya partisini din haline getirirse; işte bu dinde tefrikadır ve çok büyük bir vebali vardır.
Unutulmamalıdır ki, Din Allah (c.c.)’ın olup Kur’an-ı Kerim’de anlatılmıştır, Hz. Muhammed (s.a.v.) de onu bize tebliğ etmiş, uygulamalarıyla, hayatıyla ve ahlâkıyla dinden ne alınması ve anlaşılması gerektiğini göstermiştir. Alimlerin, mezheplerin, grupların dinin detay hükümlerinden anladıkları, yalnızca bir yorum veya dini daha iyi yaşama noktasında bir çaba ve detay zenginliği gibi görülmelidir. Onların detaylardan anladıkları farklılıklar hiçbir zaman Din’in aslı, özü ve kendisi değildir.
Müslüman olarak bir cemaate, tarikata, bir gruba, bir mezhebe, bir meşrebe bağlı olmak, orada hizmet etmek mümkündür ve kimi zaman bu bir ihtiyaçtır. Ancak kendi meşrebini, kendi grubunu hak, diğerlerini batıl görme anlayışı ‘tefrika’ mantığı ve sonucunu doğurur. Bilerek veya bilmeyerek ‘tefrika’ya neden olmak yahut hizmet etmektir ki, buna bütün Müslümanlar dikkat etmelidir.
Mezhepli olmak ihtiyaçtır ancak mezhepçi olmak yanlıştır. Bir meşrepten olmak doğal, ama meşrepçi olmak doğru değildir. Bir cemaat veya grupla faydalı çalışmalar yapmak üzere bir araya gelmek, bu amaçla bir gruba mensup olmak iyi, ama grupçu olmak yanlıştır. Bütün bu yanlışlar Müslümanlar arasında asla olmaması gereken tefrika hastalığının sebebidir.
Tefrika Hastalığından Kurtulmanın Yolu
Dinde tefrika olmamasının yolunu Kur’an-ı Kerim açıkça şöyle gösteriyor:
“Ey iman edenler! Allah’a itaat edin; Peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine (sizden olan yöneticilerinize) de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz, artık onu Allah’a ve Resûlüne döndürün. (çözümü onların hükümlerinde arayın) Şayet Allah’a ve Ahiret gününe iman ediyorsanız..” [19]
Tefrikanın bir toplum için ne kadar büyük bir felaket olduğunu milli şairimiz Mehmet Akif aşağıdaki mısralarında ne güzel dile getiriyor:
‘Girmeden tefrika bir millet parçalanamaz,
Cihan yıkılsa emin olun bu cephe yıkılmaz.’
Tefrika hastalığına yakalanmamak ve yakalanmış ise kurtulmak için yukarıdaki ayette bildirildiği gibi ‘iman edenlerin tefrikaya düşmemeleri ve topluca Allah’ın ipine sarılmaları yani Kur’an talimatlarını noksansız yerine getirmeleri Müslümanlar arasında ihtilaf çıktığında derhal bunu İslâm’ın hakemliğine götürmeleri gerekir.
Cenâb-ı Hak’tan dua ve niyazımız odur ki, bütün Müslümanları, her dönemde ve dünyanın bütün coğrafyalarında, birlik ve beraberlikten uzaklaştırmasın ve tefrika hastalığına düşürmesin.
[1] Bakara sûresi, 2/50.
[2] Duhan sûresi, 44/4.
[3] Taha sûresi, 20/4.
[4] Talak sûresi, 65/2.
[5] İsra sûresi, 17/106.
[6] Bakara sûresi, 2/285.
[7] Nisa sûresi, 4/150.
[8] Nahl sûresi, 16/35.
[9] Kıyame sûresi, 75/28.
[10] Enfal sûresi, 8/29.
[11] Enfal sûresi, 8/41.
[12] Furkan sûresi, 25/1.
[13] Bakara sûresi, 2/53.
[14] Al-i İmran sûresi, 3/103.
[15] Al-i İmran sûresi, 3/105.
[16] Rum sûresi, 30/30-32.
[17] Al-i İmran sûresi, 3/19.
[18] En’am sûresi, 6/153.
[19] Nisa sûresi, 4/59.a