Sefahat
‘Sefahat’, beyinsizlik, akılsızlık, aptallık, inkârda inatçılık, aklı kullanmama, akıl kıtlığı, nimetlerin farkına varamama anlamına gelen bir Kur’an kavramıdır.
Sefih, ‘se-fi-he’ fiilinden türemiş ism-i faildir. Bu fiilin mastarı ‘sefih, sefeh’tir. Lügatte ‘sefeh’, hareket ve tutumunda hafiflik olup, akıl noksanlığından kaynaklanır. Yani sonu budalalığa varan hafiflik, fikirsizlik, temkinsizliktir. [1]
Sefahat’ın zıttı, ağır başlılık, tam akıllıktır.
İslâm’a göre de, akıl ve dinin emir ve prensiplerinin aksine hareket etmektir. Türkçe’de sefahet bu manada kullanılır. Kısaca sefah ve sefahet, görüş ve düşüncede heva ve hevese uymak, akıl ile değil zevk ile hareket etmektir: ‘Bu da aklın hükümsüz kalmasından dolayı budalalıktan kaynaklanır.’ [2] Kısacası bu fiilin ism-i faili olan ‘sefih’ aklı veya dini eksik olan akıl veya dinin aksine davranan ahmak ve fasık demektir ki; birinde Allah (c.c.)’a isyan manası var, diğerinde yoktur. [3]
Kur'an-ı Kerim’de hem kâfir, hem münafık, hem de müslümanlar için kullanılan sefih kavramı, aynı kökten gelen türevleriyle birlikte on ayette geçmektedir. Bu üç sınıf için aynı manada kullanılmasına rağmen, farklı özellik arz etmektedir. Şöyle ki: Kâfirler ve münafıklar için İslâm’ı kabul etmemelerinden dolayı sefih denilirken, Müslümanlar için aklı zayıf bunak, aklı bazı şeylere ermeyen çocuklar ve ihtiyarlar hakkında kullanılır.
Bakara sûresinde anlatıldığına göre, münafıklar kendilerini üstün zekâlı, çok akıllı görüp, müminleri süfeha, (sefihler, beyinsizler) olarak addederken, Allah Teâlâ asıl süfeha’nın münafıklar olduğunu, çünkü İslâm apaçık bir gerçek olarak ortada dururken onu kabul etmemenin sefihlikten başka bir şey olmadığını bildirmektedir.
“Onlara, ‘İnsanların iman ettikleri gibi siz de iman edin’ denilse, ‘yani süfeha (beyinsizler)in iman ettiği gibi mi iman edelim’ derler. İyi bilin ki, asıl süfeha (beyinsizler) onlardır; fakat onlar bunu bilmiyorlar.” [4]
Allah Teâlâ bu ayet-i kerimede ‘insanlardan bazıları’ diyerek münafıkları insanlara süfeha olarak belirtirken; akabinde, onları, insanların iman ettiği gibi iman etmemeleri itibariyle kendi ikrarlarıyla insandan saymıyor.
Büyük müfessir Fahreddin Razi, münafıkların müslümanları sefihlikle itham ettiğini beyan eden bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken şu görüşlere yer vermektedir: ‘Münafıklar müslümanları, ‘sefîh’ olarak isimlendirmişlerdir; çünkü, münafıklar soylu ve makam sahibi kimselerdi. Müminlerin çoğu ise, fakîr idiler. Münafıklara göre, Hz.Muhammed (s.a.v.)'in dininin aslı esası yoktu. Aslı esası olmayan bir şeyi de, ancak akılsızlar kabul edebilirdi. İşte bu sebeplerden dolayı, münafıklar müminleri akılsızlığa nisbet etmişlerdir. Sonra her sözü gerçek olan Cenâb-ı Hak, birkaç sebepten dolayı bu yakıştırmayı kendilerine iade etmiştir.
Birinci sebep : Delilden yüz çevirmekle kalmayıp bir de delile tutunan kimselere akılsız diyen kimse akılsızın ta kendisidir.
İkinci sebep : Dünya karşılığında ahireti satan kimse yok mu, işte asıl akılsız odur.
Üçüncü sebep: Hz. Muhammed (s.a.v.)'e düşmanlık yapan, Allah (c.c.)'a düşmanlık yapmıştır. İşte asıl akılsız olan odur.’ [5]
Münafıklar gibi kâfirleri de Kur’an-ı Kerim sefihler olarak nitelendirmekte, İbrahim (a.s.) milletinden ancak nefisleri hafif, ciddiyetten ve ciddî düşünceden yoksun, aklı ermez kimselerin yüz çevireceğini açıklamaktadır: “Nefsini sefih yapan (beyinsiz)’dan başka kim İbrahim milleti (dini)’nden yüz çevirir? Andolsun ki biz O’nu (İbrahim’i) dünyada beğenip seçmiştik. Ahirette de o salihlerdendir.” [6]
Yine Kur’an-ı Kerime göre, rızkın vericisinin Allah (c.c.) olduğunu akıllara getirmeden, rızık ve diğer cahili endişelerle çocuklarını öldürenler de akıl, zekâ ve imandan yoksun, doğru düşünmeyen sefihlerdir: “Bilgisizlik yüzünden beyinsiz (sefih)’ce çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine verdiği rızkı, Allah’a iftira ederek haram kılanlar şüphesiz hüsrana uğramışlardır. Muhakkak ki onlar dalalete düşmüşler ve hidayete erici de değillerdir.” [7]
Allah (c.c.)’ın kendilerine vermiş olduğu kitabı tahrif edip, Resûlün geleceği hakkında bilgiler kendilerinde olduğu halde inanmamak için bahane arayan, kıblenin değişmesini bir neden olarak kullanıp Allah (c.c.)’ın işine karışan Yahudiler de Kur’an-ı Kerim’e göre beyinsizdirler.
“İnsanlardan bazı sefihler, ‘Onları üzerinde bulundukları kıbleden çeviren nedir?’ diyecekler. De ki: Doğu da, batı da Allah’ındır. O, dilediğini doğruya iletir.” [8]
Allah Teâla, kâfir ve münafıkları sefih olarak bildirirken kâfirlerin ve münafıkların kendilerine gönderilen resûllere ‘sefih’ dediklerini bize haber verir: “(Hud) kavminden kâfir olan mele’ (ileri gelenler) dediler ki: Biz seni bir sefahat (beyinsizlik) içinde görüyoruz ve biz seni yalancılardan sanıyoruz. (sayıyoruz) ‘Ey Kavmim, bende sefahat (beyinsizlik) yok. Ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir Resûlüm.’ dedi” [9]
Diğer taraftan cinler de son gelen elçi vasıtasıyla gerçeği öğrenip ona iman edince, kendilerini aldatan şeytanları beyinsiz olarak nitelemişlerdir: “Meğer bizim sefihler (beyinsiz, iblis veya cinlerin kâfirleri) Allah hakkında saçma sapan şeyler söylüyorlarmış.” [10]
Gerek mallarını, gerekse canlarını, yaşantılarını gerektiği yerde kullanmayanlar, eğriyi doğrudan ayıramayan aklı ermez çocuk ve ihtiyarlar da sefih olup, Kur’an onlara mal devredilmesini, velisi olmadan borç verilmesini yasaklar; velisi olmadığı halde borç verilirse ödemediği taktirde hak iddia edilemez: “Allah’ın sizin için geçim kaynağı yaptığı mallarınızı aklı ermezlere (süfehaya) vermeyin. O mallarla onları besleyin. Giydirin, ve onlara güzel şeyler söyleyin” [11]
“Eğer borçlu olan kimse aklı ermez (sefih), yahut zayıf ya da kendisi yazdıramayacak durumda ise, velisi ona adaletle yazdırsın...” [12]
Geçmiş ümmetler, aralarındaki kâfir, müşrik, münafık, müstekbir, mütref, beyinsizler (sefihler) nedeniyle Allah (c.c.) tarafından bazı azap ve cezalara çarptırılmışlardır. Bu ceza bir çok musibet şeklinde halâ devam etmektedir. Müminlere düşen, sefihlerle mücadele etmek ve Musa (a.s.)’nın şu duası ile Allah (c.c.)’a dua etmektir: “..(Musa) dedi ki: Rabbim! Dileseydin, bunları da beni de daha önce helak ederdin. İçimizden bazı beyinsizler (süfeha)’nın yaptıklarından ötürü bizi helak mı edeceksin? Bu senin imtihanından başka bir şey değildir. Onunla dilediğini saptırırsın, dilediğine yol gösterirsin (hidayet edersin). Sen bizim velimizsin, bizi bağışla, bize acı, sen bağışlayanların en iyisisin.” [13]
[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen
[2] Hak Dini Kuran Dili, Elmalılı M. Hamdi Yazır, I, 234.
[3] Elmalılı, a.g.e. II, 1992.
[4] Bakara sûresi, 2/13.
[5] Tefsir-i Kebir, Mefâtihu’l-Gayb, Fahruddin Er-Râzi.
[6] Bakara sûresi, 2/140.
[7] Enam sûresi, 6/140.
[8] Bakaras sûresi, 2/142.
[9] A’raf sûresi, 7/66-67.
[10] Cinn sûresi, 73/4.
[11] Nisa sûresi, 4/5.
[12] Bakara sûresi, 2/282.
[13] A’raf sûresi, 7/155.