بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Cihad ve Savaş Ahlâkı / İslam Toplumunda Savaş Ahlakı / Savaşta Hile
İslam Toplumunda Savaş Ahlakı

Savaşta Hile

Bu konuda birçok hadis-i şerif vardır. Bazılarını sunalım:

Ka’b b. Mâlik (r.a.)’ten rivayet edildiğine göre Hz. Peygamber (s.a.v.), bir savaş yapmak istediğinde onu bir başkasıyla gizlerdi. [7]

Yani bir savaşa niyet eder, fakat başka bir savaş, ya da amaçla çıkıyormuş gibi ilan ederdi.

Enes (r.a.)’den rivayet edilmiştir ki, Hz. Peygamber (s.a.v.), Bedir savaşı öncesinde ashabına şöyle bir duyuruda bulundu:

“Bizim bir ihtiyacımız vardır, kim hazırsa bizimle gelsin.” [8]

Cabir (r.a.) rivayet etmiştir: Hz. Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu:

“Savaş hiledir.” [9]

Ukbe kızı Ümmü Gülsüm’ün şöyle dediği rivayet edilmiştir:

‘Hz. Peygamber’in (s.a.v.) savaş, insanların arasına düzeltme ve kocanın karısının gönlünü alması dışında yalan söylemeye ruhsat verdiğini duymadım.’ [10]

Şevkânî, bu hadisleri açıklarken şöyle demektedir:

Birinci hadiste geçen ‘Hz. Peygamber (r.a.) bir savaş yapmak istediğinde onu bir başkasıyla gizlerdi.’ cümlesinin manası, niyet ettiğinden başka şeyi açığa vururdu demektir. Bunun manası, savaşta düşmanı habersiz yakalamaktır. İkinci hadisteki “İhtiyacımız var” sözünden maksat, asıl maksadı ima etmektir. Bu devlet başkanının ciddî durumlarda esas yapacağı işi gizleyebileceğini göstermektedir. Üçüncü hadise gelince, “Savaş hiledir” hadisinin manası, mümkün olduğunca harp taktiklerini kullanmayı Hz. Peygamber (s.a.v.) emrediyor demektir. Zira düşmanın bir kere ayağı kayınca kolay kolay kendisini toparlayamaz ve böylece zafer kazanmak kolaylaşır. Hadiste bir defa oluş bildiren mastar kipinin kullanılması, bir kere bile olsa Müslümanların hile metodunu kullanmaları gerektiğini ve bir kere bile olsa kâfirler tarafından aldatılmaktan kaçınmaları gerektiğini göstermektedir. Bu durumu hafife almamak gerekir; çünkü birçok kötülük, bu ihmalci tavırdan kaynaklanır. Yine hadis-i şerif savaşta, kâfirlerin aldatmasından kaçınmaya ve kâfirleri aldatmanın helâl olduğuna teşvik etmektedir. Zira uyanık ve dikkatli olmayan, işin aleyhine dönmeyeceğinden emin olamaz.

Şevkânî, Nevevî’den de şunu nakletmektedir: [11]

‘Savaşta hile, şaşırtıcı taktik vermek, pusu kırmak vb. yollarla olur. Hadiste, savaşta aklı ve tecrübeyi kullanmaya işaret edilmekte ve bunun bir ihtiyaç olduğu belirtilmektedir. Aklı kullanmak, kuvvet (şecaat) göstermekten daha etkilidir.’

İbnu’l-Münîr’in de şöyle dediği nakledilmiştir:

“Savaş hiledir” hadisinin manası şudur: ‘Savaşı yapan için en emniyetli maksadı da en mükemmel şekilde gerçekleştirecek olan savaş, karşı karşıya gelerek yapılan savaş değil, harp hile ve taktiklerini kullanarak yapılan savaştır. Çünkü karşı karşıya gelmek tehlikelidir. Halbuki hile ve taktik yoluyla yapılan savaşta tehlikesizce zafer elde etmek vardır.’

Hz. Peygamber (s.a.v.) bütün savaşlarında bu metodu takip etmiştir. O’nun, Bedir üzerine yürüyüşleri sırasında, gizlilik sağlansın diye, ashabına develerin boyunlarındaki zilleri kesmelerini emrettiğini görüyoruz. Mekke’nin fethinde Hz. Peygamber (s.a.v.), yapacağı işi hanımı Hz. Âişe (r.a.) ile kayın pederi ve en yakın dostu Hz. Ebu Bekir (r.a.)’den bile gizlemişti. Hz. Aişe’ye şöyle demişti:

“Savaş hazırlığımı yap, ama bunu kimseye söyleme!” [12]

Nihayet yola koyulduklarında ashab-ı kiramdan bazısı nereye gidildiğini sormuş Rasûlullah (s.a.v.) da:

“Allah’ın dilediği yere!” cevabını vermişti. [13]

Hersemî, bu hususta şöyle diyor:

Savaşta, savaşacağın kimselerden sırrını gizlemeye gücün yetiyorsa bunu yap. Zira bu planının uygulanmasını temin eder ve sana tuzak kuranların hilesini bozar. Gizli işini açığa vuracak veya sırrını ifşa edecek her türlü hesapsız konuşmalardan sakın. Bilmiş ol ki, söz kalpte gizli olan sırrı gösterir. Bir küçüğe küçük olduğu için ve bir yabancıya yabancı olduğu için sırrını açmakta ihmal gösterme! Nice gizli sırlar vardır ki, onların farkına varılmış ve yayılmıştır.’ [14]

Modern çağda insanlığın ulaştığı en ileri esaslar olarak bahsettiğimiz bu iki kurala ek olarak, bugüne kadar insanlığın ulaşmadığı hatta yaklaşamadığı diğer esaslar da vardır. Adaleti gerçekleştirmek için savaşın zorunlu olduğu esası, bunlardan biridir. Şu ayet-i kerime gereği, savaşın herhangi bir kin ve nefreti beraberinde bulundurması ve intikam için yapılması caiz değildir:

“Bir topluma karşı beslediğiniz kin, sizi saldırıya sevk etmesin. İyilik ve takva üzerinde yardımlaşın, günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Allah’tan korkun. Çünkü Allah’ın azabı çetindir.” [15]

Nesefî bu ayetin tefsirinde şunları söylemektedir:

“Bir topluluğa olan aşırı buğzunuz, sizi onlardan intikam almaya sevketmesin.” Af, görmezlikten gelme ve nefse uymaktan kaçınma hususunda yardımlaşın. Öç almak için günah ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın. Aşağıda bu esasları daha genişçe açıklayacağız:

[7] Ebû Dâvûd, Cihâd, 92; Dârimî, siyer, 14.

[8] Müslim, İmâre, 145.

[9] Buhârî, Cihâd, 157; Müslim, Cihâd, 18-19.

[10] Müslim, Birr, 101.

[11] Neylu’l-evtâr, Eş-Şevkânî, 7/137.

[12] İbn Hişâm, Sîre, 2/178.

[13] Taberî, 3/115.

[14] el-Muhtasar fî Siyâseti’l-hurûb, El-Hersemî, V/11.

[15] Mâide sûresi, 5/2.