بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Ticaret Ahlâkı / TİCARETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR / Satacağını Övmek Alacağını Kötülemek
TİCARETTE AHLÂKÎ HASTALIKLAR

Satacağını Övmek Alacağını Kötülemek

Müslüman kimse satın alacağı malı kötülememeli, yani sahibinin gözünden düşürecek söz söylememelidir. Satacağı şeyi de övmemelidir. Kötülerken veya överken söylediği sözler, asla uygun değilse, yalan söylemiş olur. Eğer o yalan söz ile müşteri o malı alacak olursa, müşteriye zulmetmiş, hakkını almış, gadretmiş olur. Müşteri inanmaz ve almazsa, yalan günahı, üzerinde kalır. Azaba layık, fasık olur. Müşteri inanıp alırsa, satan, müşterinin parasını yalan ile aldığı için, hırsızlık etmiş olur, müşterinin hakkını yüklenmiş olur.

Bir şey alırken ve satarken söylediği sözler gerçek olursa, hezeyan ve malayani (faydasız ve boş söz söylemiş olur). Kıyamet günü her söz için hesap ve sorgulama vardır. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Siz Allah Teâlâ’nın zikrinden başka çok söz söylemeyin. Kalbin kararmasına sebep olur. Allah Teâlâ’nın rahmetinden çok uzak olanlar, kalpleri kara olanlardır.” buyurdular. Kalbin kararmasından maksat, Allah Teâlâ’dan korkmamak, ibadet ve taat etmemek ve nefsin eğleneceği kötü yerlerde ömrünü geçirmektir.

Ancak müşterinin bilmediği özellikler söylenir. Örneğin, hayvanın sütü çoktur, yağlıdır. At kuvvetlidir. Yemi çok yer, gibi gizli şeyleri, ona göre paha biçsin diye müşteriye bildirmek, zarar vermez. Fazla söylememek de şarttır. Örneğin, altı kilo süt verirken, 8 kilo süt verir, derse yahut piyasada bulunurken, bu malı hiçbir yerde bulamazsın derse, yine yalan söylemiş, hırsızlık etmiş gibi olur.

Yunus bin Abid (r.a.) ipekli kumaş tüccarı idi. Malını satarken hiç övmezdi. Bir gün çırağı, kumaşı gösterirken, müşterinin yanında: ‘Ya Rabb! Bu Cennet kumaşından bana da nasib et!’ deyince Yunus, bu sözün övmek olacağını düşünerek, kumaşı kaldırıp sattırmadı. Tüccarın, malını müşteriye gösterirken, bunların alınması için kelime-i tevhid, salavat okuması günahtır, bunları para kazanmaya alet etmek ve riyakârlık olur.

Abdullah bin el-Mübarek (r.a.), hizmetçisi bir şey satacağı zaman salavat-ı şerife okuyarak satarsa, onun kazancından yemezdi. Ve hizmetçisine: ‘Malını satarken Yüce İslâm Peygamberini selamlayarak istismara kalkışma! Yoksa malını aşırı derecede yükseltmiş olursun ki, doğru değildir. Bir de ‘bu mal güzel ve ucuzdur’ diye müşteriyi tavlamaya çalışma!’ diyerek nasihatte bulunurdu.

Fudayl bin İyad (r.a.) de bir gün çocuklarına ekmek almak için çarşıya gitmişti. Ekmekçinin, ekmek satışı yaparken Allah (c.c.)’ı tesbih ettiğini, Kelime-i tevhid okuduğunu ve Salavat-ı şerife getirdiğini gördü. Ondan ekmek almaktan vazgeçti. Kendisi ve çocukları ertesi güne kadar aç kaldılar. Ertesi gün bir şey konuşmaksızın ekmek satışını yapan birisine rastladı da ekmeğini ondan aldı.

Yunus bin Ubeyd (r.a.) kaftan ve elbise satardı. Hava bulutlu olduğu günlerde satış yapmazdı, pazara çıkmazdı. Bunun sebebini kendisinden sorduklarında şöyle demiştir. ‘Müşteri, olur ki ayıplı (kusurlu) olan bir elbiseyi bulutlu havada güzel zanneder.’

İbrahim bin Yezid, Nehai’den doğru tüccarın hali soruldu: ‘Sence doğru bir tüccar mı daha iyidir? Yoksa tamamen kendisini ibadete veren bir abid mi?’ İbrahim, ‘Bence doğru tüccar daha iyidir. Çünkü doğru tüccar daimi bir cihad halindedir. Şeytan ölçek ve tartı yolunda durmadan ona hücum eder. Verme ve alma cephesinden de ona hulul etmek ister. O ise, şeytanla mücahede ederek onu püskürtür.’ [1]

Aldığı malda kusur yoksa onu kötülememelidir. Böyle bir davranış satıcının gözünde kendi malının değerini düşürür ve düşük fiyatla olsa bile onu elden çıkarmaya bakar. Sebepsiz bir yerme, mal sahibinin haksız yere zararına sebep olur.

[1] İhya, Gazali