RİÂYET
Riayet, bir şeye özen göstermek, itina etmek, bir şeyi titizlikle uygulamaktır. İlme riayet, ilmin gereğine uymak ve onu amel ile korumaktır. Amele riayet de ihsan ve ihlâs ile, bozucu şeylerden ameli korumakla olur. Hâle riayet ise, tefrikadan uzak durmak suretiyle hâli korumaktır.
İlmin ve amelin dereceleri üç’tür: Nakilden ibaret olan rivayet; sözü düşünüp manasını anlamaktan ibaret olan dirayet; bildiği ile amel etmekten ibaret olan riâyet’tir.
Nakilcilerin çabaları rivâyet; ilim adamlarının çabaları dirâyet; âriflerin çabaları riâyet içindir. Yüce Allah, Hristiyanlardan ruhbanlığı seçtikleri halde onun hakkına riâyet etmeyenleri kınamış: “O’na (İsa’ya) uyanların kalplerine şefkat ve merhamet (duygusu ) koyduk. İcadettikleri ruhbanlığı biz onlara yazmamıştık, yalnız Allah’ın rızasını kazanmak için (uydurdular), fakat ona gereği gibi uymadılar.” (Hadid sûresi, 57/27.) buyurmuştur. Allah’ın rızasını kazanmak için kendi isteği ile başladığı bir ibadetin hakkına tam riâyet etmeyen kimse, Allah tarafından kınanırsa; ya Allah’ın farz kıldığı ibadetleri yapmayanın hali ne olur?
Riâyeti, özen göstermek, dikkat etmek biçiminde tanımlayan El-Herevî, onu üç dereceye ayırmaktadır:
1)Amellere riâyet:Bütün amelleri, ibadetleri titizlikle yapmak, fakat yaptıklarını beğenerek, gözünde büyüterek değil; değersiz görerek ve küçümseyerek yapmaktır.
2)Hallere riâyet: Yaptıklarını gösteriş saymak, içine doğan yakîni kendi istihkakı değil, Allah’ın lutfu görmek; ve tam
yakîn derecesine ulaşamadığını düşünmek; halini de
yalancı dâvâ sayarak kendisini suçlamak ve bu suretle
nefisten, şeytanın payını düşürmek suretiyle olur.
3)Vakitlere riâyet ise: Her adımı hesap ile atmak, sonra
nefsin arzu ve isteklerinden temizlenip ibadetlerini
kendisine mal etmemek; daha sonra da en yüksek gaye
olan Hakk’ın varlığında kendisini kaybedip ibadetlerini
değil, nefsini dahi görmemek suretiyle olur. (Medâricü’s-Sâlikin.)