Özrü reddetmek
Müslüman bir kişinin yaptığı bir hata veya kusurdan dolayı dilemiş olduğu özrünü reddetmek, mekruh ve kötü huylardandır. [1] Peygamber (s.a.v.): “Müslüman kardeşinin özrünü kabul etmemek günah olur.” buyurmuştur.
Özrü kabul etmek ve kusurları bağışlamak Allah (c.c.)’ın sıfatlarındandır. Böyle olmayan kimseye Allah Teâlâ gazap ve azap eder. Özür dilemenin üç şekli vardır: ‘Niçin yaptım? Şunun için yaptım. Keşke yapmasaydım’ demek veya yaptım, bir daha yapmam, demek. Yahut yapmadım, diyerek inkâr yolu ile özür dilemektir. Yaptım, bir daha yapmam, demek tevbe olur. Müslüman, afv etmesi için özür dilemesini bekler. Münafık ise hata ve eksiklerin ortaya çıkmasını bekler.
Hadis-i şerif’te: “İffet sahibi olursanız, kadınlarınız da iffet sahibi olur. Anne ve babanıza ihsan ederseniz, çocuklarınız da size ihsan eder. Din kardeşinizin özrünü kabul etmeyen, Kevser havuzundan içemeyecektir.”
Bu Hadis-i şerif, din kardeşinin kötülük yaptığını ve özrünün yalan olduğunu bilmeyen kimse içindir. Çünkü böyle bir durumda özrü reddetmek Müslümana kötü zan beslemek olur. [2]
Cevzân el-Kûfî (r.a.) anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kim (din) kardeşine bir özür beyan eder de kardeşi bunu kabul etmezse, onun üzerinde özür sahibinin günahı kadar vebal olur.”
Hadis-i şerif, özür dileyen bir din kardeşinin makul bir özrünü kabul etmek gerektiğini, kabul etmeyenin günahkâr olacağını ifade eder. Zira özür sahibi, yanından geçen tüccarlardan haksız yere öşür adı altında bir miktar para alır. Aslında öşrü, usulünce, yetkilinin alması meşrudur, haram değildir. Usulsüz, haksız, liyakatsiz olarak alınırsa haram olacağı açıktır. [3]
Bir Müslüman kendisine yaptığı hatanın farkına vararak özür beyan etmesi karşısında özrünün kabul edilmesinde zorluk çıkarılmamalıdır. Çünkü bu İslâm ahlâkının bir gereği olan kardeşliğe yakışmaz. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in geniş kapsamlı ve veciz bir şekilde ifade ettiği şu hadisi bu bağlamda da değerlendirebiliriz. “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, ürkütmeyiniz.” [4]
Peygamber Efendimiz ashabına muhtelif vesilelerle kolaylık göstermelerini, zorluk çıkarmamalarını emretmiş, insanları ürkütmeyip onlara müjde vermelerini tavsiye etmiştir. Resûl-i Ekrem’in bu emri, İslâmiyet’le şereflenmiş herkesi muhatap almaktadır. Bir başka hâdis-i şerifte kendilerine “Siz kolaylık göstermek için gönderildiniz, zorluk çıkarmak için değil.” buyurmaktadır. Ayet-i kerimede de Allah Teala; “Sen onlara kaba ve katı yürekli olsaydın, etrafından dağılıp giderlerdi.” [5] ifadesiyle konu üzerine dikkat çekmektedir.
Burada verilen ayet ve hadisler, müslümanların birbirlerinin özürlerini kabul etmeleri, birbirlerine karşı nazik davranmaları ve zor gelecek tavır ve davranışlardan uzak durmaları açısından önem arzetmektedir. Bu bağlamda yine Resûlullah (s.a.v.); “Yumuşak davranamayan kimse, bütün hayırlardan mahrum kalmış sayılır.” [6] buyurmuştur.
Bu hadis Ebü’d-Derdâ (r.a.) tarafından farklı bir ifadeyle rivayet edilmiştir. Buna göre Resûlullah Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Kime yumuşaklıktan bir nasip verilmişse, ona hayırdan da bir nasip verilmiştir. Kendisine yumuşaklıktan bir nasip verilmeyen kimseye de hayırdan bir hisse verilmemiş demektir.”
Aynı hadisi Hz. Âişe (r.a.) de rivayet etmiştir. O’nun rivayetinde yumuşak huylu olan kimseye hem dünyanın hem de âhiretin hayrı verildiği, yumuşak huylu olmayan kimsenin de hem dünyanın hem ahiretin hayrından mahrum kaldığı belirtilmektedir. [7]
Özrü kabul, affetme ve kabahatleri örtme ile ilgili Resûlullah (s.a.v.); “Kim arkadaşının ayıbını örterse Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter. Kim ki Müslüman kardeşinin ayıbını açığa vurursa Allah da onun ayıbını açığa vurur. Hatta evinde bile onu rezil eder.” [8] buyurmaktadır.
Birçok ayet-i kerimede de Allah Teâlâ konunun önemini ortaya koymaktadır; “Müminler o muttaki kimselerdir ki, onlar hem sevinç, hem keder, hem varlık, hem darlık zamanlarında fakirlere ihsan ederler, kızdıkları zamanda öfkelerini yutarlar, halkın kusurlarını affederler.” [9]
“Ey iman edenler! Eşlerinizden ve çocuklarınızdan size düşmanlık edenler olur. Onlardan sakının. Fakat kendilerine afv ile safh ile muamele eder, kabahatlerini örterseniz, bilmiş olun ki Allah da sizlere karşı Gafurdur, Rahîm'dir.” [10]
“Öfkesini yenenler, insanların suçunu bağışlayanlar da cennetliktir. Allah iyilik edenleri sever.” [11]
“İçinizdeki fazilet ve servet sahipleri kendi akrabalarına, öksüzlere, biçarelere ve Allah yolunda hicret edenlere yardımda bulunmamak için yemin etmesinler. Onların kabahatlerine afv ile mukabelede bulunsunlar. Ya sizler Allah'ın sizi bağışlamasını istemez misiniz? Allah Gafur'dür, Rahîm'dir.” [12]
“Affetmeniz takvaya daha yakın bir harekettir. Aranızda lutf ile muameleyi unutmayın. Şüphe yoktur ki Allah işlediklerinizi görüyor.” [13]
Hz. Peygamber (s.a.v.)’den de konunun ehemmiyetine binaen birçok hadis varid olmuştur. Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: ‘Resûl-i Ekrem (s.a.v.)'in, bir kere olsun, uğradığı haksızlıktan dolayı intikam almağa kalkıştığını görmedim. Ancak haram işlenilmesinde en çok kızanlardan biri olurdu. Yine bunun gibi iki şey arasında muhayyer buyrulduğu takdirde, günah olmadıkça daima kolay olanını tercih ederdi.’
Ukbe (r.a.) anlatıyor: ‘Bir gün Resûl-i Ekrem’le karşılaştım. Ya O benim elimden veya ben O'nun elinden tuttum. Buyurdular ki: “Ey Ukbe, dikkat et! Sana dünya ve ahiret ehlinin en üstün ahlâkından haber vereyim: Gelmeyene gitmen, vermeyene vermen ve sana kötülük edeni affetmendir.” [14]
Mesleme (r.a.)'den rivâyetine göre Resûl-i Ekrem şöyle buyurur: “Bir kimse bir müslümanın bir ayıbını örterse, Allah Teâlâ onun dünyada ve ahirette ayıbını örter. Bir sıkıntısını giderirse Allah Teâlâ kıyamet gününün sıkıntılarını ondan giderir. Kim Müslüman kardeşinin hacetini görürse Allah Teâlâ da onun hacetini görür.”
“Bir kimse bir müslümanın günahını öğrenip de gizlerse Allah Teâlâ da kıyamet günü onun günahını örter.”
Ebû Hureyre (r.a.)’nin rivayete göre Resûl-i Ekrem şöyle buyurur: “Kimin ki sadaka olarak verdiği malı azalmış ise ve kim ki kendisine zulmedeni ve haksızlık edeni affetmişse Allah onların şerefini artırır.”
Resûl-i Ekrem Efendimiz buyurdular: “Kim bir ayıp örterse, diri diri kuma gömülen kız çocuğunu kurtarmış gibi sevap alır.” [15]
“Kim bir mümin arkadaşının ayıbını görmez, onu gizlerse, şüphesiz Allah Teâlâ bu hareketi sebebiyle onu cennete koyar.” [16]
“Kim arkadaşının ayıbını örterse, Allah da kıyamet günü onun ayıbını örter. Kim ki Müslüman kardeşinin ayıbını açığa vurursa Allah da onun ayıbını açığa vurur. Hatta evinde bile onu rezil eder.” [17]
Resûl-i Ekrem buyurdu: “Ey dil ile iman edip kalplerine iman yerleşmeyenler! İnsanları gıybet etmeyin, gizli şeylerini araştırmayın. Çünkü bir müslümanın sır perdesini yırtıp gizli şeylerini açığa vuranın Allah Teâlâ sır perdesini yırtar, isterse kendi evinde olsun, kötülüklerini meydana çıkarır.”
Ebû Hüreyre (r.a.)'den: Bir gün Peygamber Efendimiz aramızda oturuyordu. Birden gördük ki gülüyor. Ta iki mübarek yan dişleri görününceye kadar. Sahabe-i kiram tarafından soruldu: Neden tebessüm buyurdunuz ya Resûlallah? Cevaben: “Benim ümmetimden iki adam huzur-ı ilahîde diz çökmüşler, O iki kişinin birisi diyor ki: Ya Rabbi, benim hakkımı zalim kardeşimden al.” Kur'ân-ı Kerim'de; “Kıyamet gününde herkes hakkını ister. Velev en yakın akrabası dahi olsa bile.” buyurulur. Resûl-i Ekrem ağladı ve buyurdu ki: “Muhakkak kıyamet günü öyle bir gündür ki o günde insanın kendi günahlarını diğer kimselere yüklemeğe şiddetle ihtiyacı vardır. Allah Teâlâ, hakkını talep eden mümine buyurur: Başını sema tarafına kaldır, cennetlere bak! Hakkını isteyen mazlum, başını sema tarafına kaldırır. Hayret verici olan hayır ve nimetleri görür. Mazlum der ki: Ya rabbi, şu kimin içindir? Allah Teâlâ buyurur: Semenini (bedelini) bana veren içindir. Mazlum der ki: Kim o semene malik olabilir? Allah Teâlâ buyurur: Sen malik olursun. Mazlum: Ne ile ben malik olurum? Allah Teâlâ: Kardeşini affetmekle. Mazlum der ki: Ya Rabbi, muhakkak ben onu, yani bana zulmedeni affettim. Allah Teâlâ buyurur: Kardeşinin elini tut, cennete ithal et. Hulasa Cenâb-ı Hak, makbul bir amel ile hem zalime, hem de mazluma ebedi nimetlerle mükâfat buyurur.” [18]
Musa (a.s.): Ya Rabb! Senin ind-i ulûhiyyetinde en aziz kulun kimdir? diye sual ettiğinde Allah Teâlâ : ‘Kendilerine eza edenin cezasını vermeye kudreti olduğu halde affeyleyendir.’ buyurdu.
Mahmud Sâmî (ks), Hazret-i Ali (r.a.) kitabında Hz Ali (r.a.)'nin affediciliği, hoşgörürlüğü üzerine şunları zikreder: ‘Bir gün ashab-ı güzin Resûl-i Ekrem'den Hz Ali (r.a.)'yi çok sevmelerinin sebebini sordular. Peygamber (s.a.v.); “Varın Ali'yi çağırın!” buyurdular. Ashab-ı kiramdan birisi Hz Ali (r.a.)'yi çağırmaya gitti. Habib-i Ekrem, Hz Ali (r.a.) gelmeden ashabına; “Ey ashabım, siz birisine iyilik etseniz, o da size karşılık olarak kötülük yaparsa ne yaparsınız?” buyurdular. Ashab-ı Kiram: ‘Yine iyilik ederiz’, dediler. Resûl-i Ekrem: “O kimse yine kötülük yaparsa ne yaparsınız?” buyurdular. Ashab-ı kiram: ‘Yine iyilik ederiz’ dediler. Resûl-i Ekrem: Tekrar “size kötülükte bulununca ne yaparsınız? buyurunca Ashab-ı kiram başlarını aşağı indirdiler, bir cevap veremediler. Hz Ali (r.a.) geldi. Resûl-i Ekrem Hz Ali (r.a.)'ye: “Ya Ali, sen birisine iyilik etsen, o sana kötülük yapsa, sen ne yaparsın?” buyurdular. Hz Ali (r.a.): ‘İyilik yaparım’ dedi. Resûl-i Ekrem aynı soruyu yedi kere tekrarladı. Hz Ali (r.a.) hepsinde de: ‘Yine iyilik yaparım’, diye cevap verdi. Sonra ilave ederek: ‘O kimseye ben iyilik yaptıkça o bana hep kötülükte bulunsa yine ben ona iyilik yaparım’ dedi. Bunun üzerine Ashab-ı Kiram: ‘Ya Resûlallah, Ali'yi çok sevmenizin sebebini anladık. O’nun bu sevgiye layık olduğunu gördük’ dediler ve Hz Ali (r.a.)'ye dua ettiler.
Ahmed er-Rifaî (ks) buyurur: ‘Bir mürid veya velî için şart odur ki, onda insanların ayıplarını görecek bir göz olmaya.’
Reslan ed-Dımışkî (ks) da en güzel huylardan üçünü şöyle sıralar: ‘İntikam almaya gücü var iken affetmek, zillet anında dahi mütevazı olmak, verirken minnetsiz, karşılığını beklemeden vermek.’
Müslüman, din kardeşinin hata ve kusurunu affetmelidir. Büyükler buyurmuşlardır ki: ‘Bir din kardeşin sana karşı bir kusur işlerse kendinde onun yetmiş çeşit özrünü ara. Nefsin kabul etmezse nefsine de ki: İşte senin kötü huyun ve herkese fena söyleyicilerin kardeşin senden yetmiş türlü özür diliyor da kabul etmiyorsun!’
Müslüman kardeşinin kusuru bir günah ise, ona güzellikle o işten vazgeçmesini söylemelidir.
İbrahim Nahaî (ks) buyurur: ‘Din kardeşinden bir günah yüzünden ayrılma. Bugün yaparsa yarın yapmaz.’
Ebu'd-Derda (r.a.)'e: ‘Din kardeşin günah işledi, onu düşman kabul ediyor musun?’ diye soruldu. O, ‘Günahına düşmanım, ama o benim kardeşimdir’ şeklinde cevap verdi.
Kardeşlik etmek suç değildir. Kardeşliği kesmek ise suçtur. Sana bir kusur edip de özür dilerse affetmen iyidir. Yalan söylediğini bilsen bile özrünü kabul eyle.’
Resûl-i Ekrem buyurur: “Bir kimseden kardeşi özür diler de özrünü kabul etmezse, onun günahı, müslümanların yolunu kesip onlardan haraç alanın günahı gibidir.”
Mümin mümine yumuşak, şefkatli ve merhametli olduğu kadar onun kusurlarını da bağışlamalı, sırlarını ifşa etmemelidir.
Allah Teâlâ'nın isimlerinden biri de el-Gafur'dür. Bağışlayıcı manasınadır. Allah Teâlâ Peygamberini gerek Kur'ân ve gerekse Tevrat'ta bununla vasfetmiştir. O'na affetmeyi emretmiştir: “Habibim, sen güçlüğü değil, kolaylığı sağlayan yolu tut.” buyurmuştur. [19]
[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen
[2] İslâm Ahlâkı, M. Hadimi.
[3] Kütübü Sitte Tecüme ve Şerhi, İbrahim Canan..
[4] Buhâri, İlim, 11, Edeb, 80, Cihâd 164; Müslim, Cihâd; Ebû Dâvûd, Edeb, 17.
[5] Âl-i İmrân sûresi, 3/159.
[6] Müslim, Birr, 74-76; Ebû Dâvûd, Edeb, 10; Tirmizî, Birr, 67; İbni Mâce, Edeb, 9.
[7] Begavî, Şerhü’s-sünne, XIII, 74, nr. 3491; Ahmed İbni Hanbel, Müsned, VI, 159.
[8] İbn Mâce.
[9] Al-i İmran sûresi, 3/134.
[10] Tegabun sûresi, 64/14.
[11] Al-i İmran sûresi, 3/134.
[12] Nur sûresi, 24/82.
[13] Bakara sûresi, 2/257.
[14] İbn-i Ebi'd-Dünya.
[15] Ebu Davud, Nesaî, Hakim.
[16] Taberanî.
[17] İbn-i Mâce.
[18] Hutbe-i Nebevi, 18.nci hadis.
[19] Sadık Dânâ, ‘Affedicilik, Kabahat Örtücülük’, Altınoluk Dergisi, Sayı 24.