بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Cihad ve Savaş Ahlâkı / Örnek Şahsiyetler / Ömer B Abdulaziz
Örnek Şahsiyetler

Ömer B Abdulaziz

ÖMER B. ABDU’L-AZİZ

Ömer b. Abdu’l-Aziz, Emevî halîfelerinin sekizincisidir. 679 Miladî senesinde Medîne-i Münevvere’de doğmuştur. Annesi Hz. Ömer (r.a.)’in torunudur.

Babası Abdülazîz b. Mervan, Mısır’a vali olunca birlikte Mısır’a gitti. Daha sonra ilim öğrenmek için Medine-i Münevvere’ye döndü. Enes b. Malik, Abdullah b. Cafer et-Tayyar’dan ve Saîd b. el-Müseyyeb gibi büyük âlim ve ariflerden ilim öğrendi. Ehl-i hal ve kemal sahibi oldu. Halife Abdülmelik, O’nu Şam’a davet ederek kızı Fatıma ile evlendirdi. Halife Velid b. Abdülmelik, O’nu 706 senesinde Harameyn valiliğini toplayarak:

‘Ey kardeşlerim! Ben Haremeyn valiliğine değil, hizmetçiliğine tayin oldum. Asıl gayem, hakkın ve adaletin tevziidir. Eğer bunları çiğneyenleri bana haber vermezseniz, ind-i ilahîde mesuliyyet size aittir. İkazlarınızla bana yardımcı olmanızı istirham ederim.’ dedi.

Âlimler, bu hususta kendisine yardımcı oldular, Hicaz halkı, kendisinden çok memnun ve mesrur kaldı. Hatta çok kimse, bu huzur halini yaşamak için Hicaz bölgesine hicret etti.

Mescid-i Nebeviyye’yi genişletip imar ederken dedesi Hz. Ömer (r.a)’in ayağının hiç çürümemiş olarak görüldüğü rivayet edilir.

Halife Abdülmelik 717’de vefat etti. Veziri Reca, valileri toplayıp Halife’nin mühürlü vasiyetnamesini açarak okudu. Halife, iki oğlu olmasına rağmen, damadı Ömer b. Abdülaziz’i halife tayin etmekteydi.

Ömer b. Abdülaziz şaşırdı. Bu yükü taşımaktan korktu, ürktü ve dehşete kapılarak kabul etmek istemedi. Etrafındaki âlimler, kabul etmediği takdirde ind-i ilahîde mesul olacağını, bu yükün ancak kendisi tarafından taşınabileceğini bildirerek kendisini ikaz ettiler. Kabul etmek mecburiyetinde kaldı.

Halife olduktan sonra getirilen süslü alay atlarına binmedi ve hilafet sarayına değil: ‘Benim kıl çadırım bana yeter!’ diyerek evine gitti. Hanımını yanına çağırdı:

‘Eğer benimle yaşamak istiyorsan, ziynet ve mücevherlerini ‘beytülmal’e bırak. Zira onlar, senin yanında iken, ben seninle olamam...’ dedi.

Hanımı da O’nun bu arzusunu yerine getirdi. Bütün ziynetlerini beytülmale hediye etti. Kendisinin 50.000 altınını fukara ve gariplere dağıttı. Hizmetçilerini serbest bırakarak tebaasının en mütevazı yaşayan bir ferdi gibi yaşayarak, ümmete tevazu ve fazilet örneği oldu.

Halifeliği döneminde yaptığı bütün işlerde Kıyamet gününü, hep gözünün önüne getirip, kalbinde hissederek, devamlı bir vicdan muhasebesi içindeydi. Halkının haklarını gerektiği gibi yerine getirememekten çok endişe ederdi. Hulefa-i raşidinin izinden yürüdüğü için kendisine ‘Beşinci Halife’ unvanı verildi.

Halife olduğu zaman, oldukça iri bir vücuda sahipti. Fakat kısa zamanda eridi. Sırtındaki kemik izleri görülür hale geldi.

Ömer b. Abdülaziz hilafet makamına geçtiği gün, zamanın tanınmış, zühd sahibi ve ehl-i hal âlimlerini toplayıp:

‘Halk bu hilafeti her ne kadar nimet gibi kabul etse de, benim için taşınabilmesi güç, çok ağır bir mesuliyet olarak görüyorum. Bana ait tavsiyelerinizi rica ederim’ dedi.

Onlardan bir tanesi şu veciz nasihatte bulundu:

‘Ey Halife! Yarın kıyamet günü kurtulmak istersen, Müslümanların yaşlılarını baban, gençlerini kardeşin ve küçüklerini evladın bil! O zaman bütün Müslümanlara kendi evindeki ana-baba-kardeş ve evladın gibi muamele etmiş olursun..’ dedi.

Müslim ve gayr-i Müslim tebaasının haklarına çok dikkat ederek hakkı ve adaleti yaygınlaştırdı.

Ehl-i beyte dil uzatanların çirkin, iğrenç hareket ve sözlerine engel olup son verdi.

Tayinlerinde ehl-i hal ve sufî kimseleri tercih ederdi. Hasan Basrî Hazretleri’ni Basra’ya, Amr es-Sahî’yi Kûfe kadılığına tayin etti.

Hali, kali (sözü) ve gönlü ile numune olduğu için O’nun zamanında hidayet bulanların sayısı çok arttı.

İslâm ordularının doğu ve batıdaki fetihleri devam etti. Malatya, Rumlar’dan 100 bin esir karşılığı satın alındı. Pireneler aşılarak Fransa’ya girildi. Endülüs’te İslâm medeniyetinin temelleri atıldı. Afrika’da bütün berberiler O’nun zamanında İslâm ile şereflendiler. Gösterdiği hassas siyaset karşısında gayr-i Müslim tebaa tarafından da çok sevildi. Onları Hakk, adalet ve İslâm’ın güzel ahlâkı ile tanıştırdı.

Toplumuna bir Müslüman yüreğinin nasıl olması gerektiğini sergiledi. Yaşanan bu İslâm’dan kafile kafile hidayet orduları meydana geldi.

Abdullah b. İyaz babasından nakleder:

Bir gün, Ömer b. Abdülazîz yanındakilerle beraber bir cenazeyi defin etmişlerdi. Cemaat dağılmıştı. Ömer b. Abdülazîz bir müddet kabrin başında kaldı. Yanındakiler sordu:

‘Ey müminlerin emiri! Siz bu cenaze sahibi değilsiniz. Niçin burada bu kadar uzun kaldınız?’

Onlara şu şekilde cevap verdi

‘Bana kabir, hal lisanı ile,

‘Onların kefenlerini yırtıyorum, vücutlarını parçalıyorum, kanlarını emiyorum.. Hala benden ibret alınmıyor!..’ diyor.’

Bu sözleri söyledikten sonra Halife ağlamaya başladı. Etrafındaki yakınlarına şu nasihatte bulundu:

‘Dünya ne kadar aldatıcı! Dünya’da üstün mevki ve varlık sahibi olmak hiç fayda vermiyor. Genç, ihtiyarlıyor, sonunda ölüyor. Sakın dünyanın fani lezzet ve sefası bizi aldatmasın! Hani nerede bizden evvel yaşayıp, ölümü kendisine uzak görenler? Burada sıhhat, güç ve kuvvetlerine aldandılar. Bu yüzden günah işlediler.

Çok zavallı kimseler de onlara gıpta edip ‘Biz de onlar gibi yaşasak’ diyorlardı. Şimdi onlara ne oldu? Toprak bedenlerini yedi kemikleri kurtlara azık oldu. Halbuki onlar, dünyada iken kuvvetli bir aile içendeydiler. Herkes kendilerine ikram ediyordu. Şimdi ise heyhat!’

Yine Ömer b Abdülaziz’in hutbelerinden bazı bölümler:

‘Ey insanlar! Sizler ölümün hedeflerisiniz. Ölüm, sizden dilediğini seçer. Dün geçti, o sizin hakkınızda şahittir. Bugün mühim bir emanettir. Onun kıymetini iyi bilip değerlendirmek lazımdır. Yarın ise, içindeki meçhul hadiselerle gelmektedir. Ölümden kaçış nereye olacaktır? Sizler şu dünyada yüklerinizi bineklere yüklemiş yolcular gibisiniz. Yükleriniz başka bir âlemde çözülecek. Sizler şu dünyada sizden önce gelenlerin yerine geçtiniz. Fakat siz de yerinizi sizden sonra geleceklerin yerine terk edeceksiniz.

Sizin aslınız, yani dünyaya gelmenize vesile olanlar, hemen hemen hiç kalmadı gibi...

Sizler de aynı şekilde göçeceksiniz!

Ey cemaat! Kendimde bir üstünlük gördüğüm için size böyle nasihat ettiğimi zannetmeyin! İçinizde belki benden daha çok rahmet ve mağfirete muhtaç kimse yoktur. Kendim ve sizler için Rabbime sığınıyorum. Allah’ın (c c) kitabını, Allah Rasûlü (s.a.v.)’nün sünnetini, güzel ahlâk ve kalbî duygularını kendinize örnek alınız. Ancak kurtuluş bundadır’’.

Hasta yatağında iken yakınları:

‘Senden sonra evlatlarına, ailene beytülmalden bir şeyler vasiyet et’ dediklerinde O: ‘Çocuklarım ya salih veya şerli kimseler olacaktır. Salih olurlarsa onların böyle bir şeye ihtiyacı yoktur. Şayet şerli olacaklarsa, benim onlara bırakacak bir şeyim yoktur. Her iki halde de buna lüzum kalmamaktadır.’ dedi.

Ömer b. Abdülaziz’in vefatına bütün halk üzüldü. Hatta bir rahibe ağlıyordu. Kendisine:

‘Sen Hıristiyan olduğun halde niye üzgünsün? Denildi. Cevaben yine ağlayarak:

‘Yeryüzünde bir Güneş vardı. O şimdi battı!.’ dedi.

Mus’ab b. A’yun anlatır:

‘Ömer b. Abdülaziz halife iken Kırman’da koyun güderdim. Koyunlar ile kurtlar birlikte dolaşırdı. Bir gece ansızın kurtlar koyunlara saldırdı. İçimden:

‘Şu adil halîfe ölmüş olmalı’ dedim. Araştırdım. Ömer b. Abdülaziz’in o gece vefat ettiğini öğrendim.