Nisyan
NİSYAN
‘Nisyan’, sözlükte, unutma, unutuş, hatırdan çıkarma, hatırlamama, akla gelmeme, anlamlarına gelmektedir. [1]
‘Hafıza-i beşer nisyan ile malüldür’ atasözümüz nisyanı insanın bir özelliği olarak tarif etmektedir. Hatırlanması mümkün bir şeyin hatırlanmaması durumunda nisyandan söz edilir ve fıkhı bakımından bir ehliyet arızası oluşturur.
Allah Teala insanın bu özelliğinden dolayıdır ki, dünya hayatını idame ederken ve Allah (c.c.)’ı zikrederken kesinliğe bağlı anlayışta olmaması gerektiğini şu ayetle ifade etmektedir: “Allah'ın dilemesine bağlamadıkça (inşâllah demedikçe) hiçbir şey için ‘Bunu yarın yapacağım’ deme. Bunu unuttuğun takdirde Allah'ı an ve: ‘Umarım Rabbim beni, doğruya bundan daha yakın olan bir yola iletir’ de.” [2]
Nisyan hali mükellef kişiyi akıl ve kudretten yoksun kılmadığı için, onun vücub ve eda ehliyetlerini ortadan kaldırmaz. Bu bakımdan unutma sebebiyle kişi kul haklarına ilişkin yükümlülükleri hususunda bir mazeret elde etmiş olmaz. ‘Ateh’ denilen bunama halinden kaynaklanan unutma durumu dışında kişi unutarak işlediği suçtan ve verdiği zarardan tamamen sorumludur. Suçun cezasından unutma sebebiyle mazeret öne sürerek kurtulmak söz konusu olmaz. Ancak ateh sebebiyle unutma varsa, bu kişiye ‘ma’tûh’ hükümleri uygulanır.
Allah (c.c.)’ın hakları (hukukullah) hususunda unutma ise, kişinin kusuru ile meydana gelmiş değilse mazeret teşkil eder. Affedilebilen bir hal oluşturur. Unutarak yiyip içenin orucu bozulmaz; telaş ve heyecana kapılıp Allah (c.c.)’ın adını anmadan hayvan boğazlasa, kestiği hayvanı eti yenilir ve kendisi de günahkar sayılmaz. Ancak unutma kişiden kaynaklanan ve ona atfedilebilecek bir kusur sebebiyle meydana gelmişse; o zaman mazeret olarak kabul edilmez ve kişi sorumlu olur.
Yine nisyanla ilgili olarak İbnu Abbas (r.a.) rivayet ettiği bir hadiste Resûlullah (s.a.v.); “Allah Teâla, ümmetimden hata ve zorlanma(nın günahını) affetmiştir.” buyurmaktadır.
Kişinin unutarak veya hataen yaptığından sorumlu tutulmayacağı belirtilmiştir. Alimler bu unutmave hatada kulun ihmal ve kusurunun olmamasını şart koşmuştur.
İnsanın unutma ve beşeri zaaflarla birlikte olduğu gerçeğini ve hataları karşısında ne yapması gerektiğini Hz. Enes (r.a.)’ten aktarılan şu hadiste de Resûlullah (s.a.v.) şöyledile getirmektedir: “İnsanoğlunun her biri hata yapar. Ancak hata yapanların en hayırlısı tevbekâr olanlarıdır.” [3]
Nisyanın bir diğer tehlikesinden bahsederken Hz. Enes (r.a.)’den rivayet edilen şu hadisinde Hz. Peygamber (s.a.v.), Kur’an’ın dolayısıyla da İslâmi kuralların unutulması veya yerine getirilmemesi konusunda biz müslümanları uyarmaktadır: ‘Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Ümmetimin ücreti bana arz edilip gösterildi. Öyle ki mescidden çıkarılıp atılan bir çerçöpün sevabını bile gördüm. Ümmetimin günahı da bana arz edil(ip gösteril)di. Kişiye Kur'an'dan kendine gelen sûre veya ayeti unutmasından daha büyük bir günah görmedim.” [4]
Görüldüğü gibi hadisin zahiri Kur'an'dan öğrenildikten sonra sûre veya ayet unutmanın müeyyidesinin büyüklüğünü ifade etmektedir.
Büyük günahlar arasında bunun zikredilmemiş olması, âlimlerimizi, farklı yorumlar yapmaya sevketmiştir.
Nisyan meselesine böyle ağır bir vaid, Kur'an-ı Kerim'in İslâm’ın temelini teşkil etmesindendir. Onun unutulması İslâm’ın ihlali gibi değerlendirilmiştir.
Aliyyu'l-Kârî hadisten Allah (c.c.)’ın ve göndermiş olduğu kaidelerin unutulması anlayışından yola çıkarak şu yorumu yapmıştır: ‘Kur’an’ın unutulması nimete karşı bir küfrandır, nankörlüktür. Bu nokta-i nazardan unutma, kebairden olmasa da en büyük bir cürümdür.’
Sa'd İbnu Ubâde (r.a.) rivayet ettiği bir başka hadiste Resûlullah (s.a.v): “Kur'ân-ı Kerim’i okuyan bir kimse sonradan (terkeder ve okumayı) unutursa kıyamet günü cüzzamlı olarak Allah'a kavuşur.” [5]
Ebu Davud, bu hadisi: ‘Kur'ân'ı ezberledikten sonra unutanın feci hâli’ başlığıyla sunar. Böylece hadisin, aslında ‘kıraat eden (okuyan)’ tabirinden ‘ezberleyen’i anlamış olmaktadır. Ancak alimler bunun ‘bakarak’ veya ‘ezberden’ veya ‘mânâ yönüyle’ olabileceğini belirtirler. Keza tehdit ‘okumayı bırakana’dır, ister fiilen unutmuş olsun isterse unutmamış olsun farketmez. Hadiste: “Allah'a eczem olarak kavuşur.” denmektedir. Eczem ‘cüzzâma yakalanmış’ demek olduğu gibi ‘elleri olmayan’ veya ‘dişleri dökülmüş’ veya ‘unutma’ kabahatini örtecek bir özrü olmaksızın’ manalarına da gelmektedir. Çünkü cüzzâm hastalığı dişlerin, azaların, ellerin dökülmesine sebep olmaktadır. Dolayısıyla ‘Allah karşısında konuşamayacak, delil getiremeyecek, kusurunu affettiremeyecek...’ gibi manalar anlaşılmıştır.
Hz. Enes (r.a.) anlatıyor: "Resûlullah (a.s.) buyurdular ki: “Ümmetime verilen ücretler bana arzedildi. Bunlar arasında bir kimsenin mescidden kaldırıp attığı bir çöp için verilmiş olanı da vardı. Keza ümmetimin işlediği günahlar da bana arzedildi. Bunlar arasında, bir kimsenin lütf-i İlâhî olarak öğrenip de sonradan unuttuğu bir sûre veya âyet sebebiyle kazandığından daha büyüğünü görmedim.”
Burada ezberlenmiş olan ayetleri unutmayı Resûlullah (s.a.v.)'ın büyük günah olarak ifade etmesi, büyük günahları belirten hadislere ters değildir. Belki manayı bazı kayıtlarla sınırlamak gerekir. Unutmayı böyle ağır müeyyideye bağlamak, İslâm’ın temelini Kur'an-ı Kerim'in teşkil etmesindendir. Kur'an'ın, hafife alınarak unutulmaya terk edilmesi, dinin yıkılması, harap edilmesi demektir. Dinimiz, ‘unutmayı özür kabul etmiştir’ diye yapılacak itiraza: ‘Din kasti olmayan unutmayı mazur addeder, kasti olanı tembellik, istihfaf ve gafletten geleni değil’ diye cevap verilir.
Kasti olan terk ve unutmalar dinin yıkımına ve küfre götüreceği için elbette ki büyük günahlar sınıfına girecektir.
Bunun için Cenab-ı Hak, müminlere şöyle dua etmelerini de öğretiyor: “…Ey Rabbimiz! Unutur veya yanılırsak, bizi sorgulama!..” [6]
[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen
[2] Kehf sûresi, 18/23-24.
[3] Tirmizî, Kıyâmet 50; İbnu Mâce, Zühd 30.
[4] Ebu Davud, Salat, 16; Tirmizî, Fezailu'l-Kur'an, 19.
[5] Ebu Dâvud, Vitr, 21.
[6] Bakara sûresi, 2/286.