Nifak
NİFAK
‘Nifak’, sözlükte, dille inanır ve dost görünüp, kalben kafir ve düşman olma, müfsitlik, münafıklık, iki yüzlülük, ara bozukluğu, bozuşukluk bir delikten girip öbüründen çıkmak olarak tarif edilmektedir. [1]
Nifak, içi başka dışı başka olmaktır. Dinî manasıyla dışarıdan Müslüman göründüğü halde içinden küfür içinde olmaktır.
Tîbî, ‘arkadaşına, içinde gizlediğin şeyin hilâfını izhar etmendir’ diye daha genel bir tarif sunmuştur. Bazı âlimler: ‘Amelde nifak, çok yalan söylemek, emanete hıyanet etmek, sözünden dönmek, biriyle davaya düşünce, karşı tarafın hukukunu çiğnemeye çalışmaktır.’ diye tarif etmişlerdir.
Tarla fareleri hakkında da kullanılan bu kavram farenin iki yuva kazması ve birinin tavanını gayet yumuşak yapması dolayısıyla yuvanın birine saldırı olursa, öbür yuvanın yumuşak tavanını delerek kaçmasını tarif için kullanılmaktadır. Hayvan, yaptığı stratejiyle avcıya iki yuvadan birincisini gösterir, ikincisini saklar. Çünkü ikinci yuvası tehlikeden kaçmaya yarar. Bu bakımdan nifak, İslâm’ın bir kapısından girip diğer kapısından çıkmaya benzetilmektedir. Kök olarak nifak, geçmek, tükenmek, harcamak, bitmek, işlek yol, yeraltında bir ucundan girilip diğer ucundan çıkılan tünel anlamına gelir.
Tarla faresinin yeraltındaki bu yolları ve evleri kullanması normal bir giriş veya çıkış değildir. Bu bakımdan nifak kelimesi, yeraltında gizlenme, kimseye görünmeme, sırlarını orada saklama, gizli işler yapmak, sonra da öbür delikten çıkıp gitmek gibi anlamları da çağrıştırmaktadır.
‘Nifak’ ikili bir duruş ve tavırdır. Başkalarına karşı olduğundan farklı, onların hoşlanacağı gibi görünme durumudur. İnsanın başkalarını kandırma hesabı yapması aslında o kişinin kendini kandırması neticesine ulaştırmaktadır. Bunun yanında söz konusu olduğundan farklı görünme düşüncesi Allah (c.c.) ve Resûlü Ekrem olunca insanların kendisinden başkasını aldatamayacağı apaçık ortaya çıkmaktadır.
“(Sözde) Allah'ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar yalnızca kendilerini aldatıyorlar ve şuurunda değiller.” [2]
Nifak, insanlar için iki yüzlülük, içi başka, dışı başka olmak ve bozgunculuk yapmak anlamında kullanılmaktadır. İslâm inancı ve ahlâkı ile kesin olarak bağdaşmayan kötü bir huydur. Bu şekilde hareket eden insana ‘Münafık’ denir. İstılâhî manada ise münafık kalben inanmadığı halde mümin görünen mümin bilinen kimsedir. Bu tarife binaen Allah-u Teâlâ münafıklar hakkında; “İman edenlerle karşılaştıkları zaman: ‘İman ettik’ derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise: ‘Şüphesiz sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz.” [3] dediklerini beyan etmektedir. Başka bir ayette de; “(Münafıklar) inananlarla karşılaştıklarında "İman ettik" derler. Birbirleriyle başbaşa kaldıkları vakit ise: Allah'ın size açtıklarını (Tevrat'taki bilgileri), Rabbiniz katında sizin aleyhinize hüccet getirmeleri için mi onlara anlatıyorsunuz; bunları düşünemiyor musunuz? derler.” [4] buyrulmaktadır.
Nifak Olayı
Kur’an’da sık sık geçen ve kâfirlerden daha aşağı bir azapla korkutulan münafıklar, dinin bir kapısından girip öbür kapısından çıkan insanlardır. “Şüphesiz ki münafıklar fasık olmuşlardır.” [5] âyetinde münafıkların dinden çıktıkları ifade edilmektedir.
‘Nifak’, akidenin (inancın) zıddına imanda iki yüzlülüktür. İman ile küfür arasında bocalamadır. İnanmadığı halde ‘inanıyorum’ diye insanlara yalan söylemektir. Bu da anlaşıldığı gibi korkaklığın, ikiyüzlülüğün, kandırmanın, zayıflığın göstergesidir.
Nifak hali, aslında bir hastalık halidir. Kalpteki hastalık, sahibini farklı yüzlerle görünmeye zorlar. İnanmadığı halde çeşitli sebepler veya çıkarlar yüzünden inandığını ifade eder.
Nifak ve dolayısıyla münafıklık insan şahsiyetine yakışmayan ve onu aşağılayan bir sıfattır. Kişi, Allah (c.c.)’ın gönderdiği dine iman açısından ya inanır ya inanmaz. Bunu da açıkça söyler ve safını seçer. Ancak bir insan, müslümanların yanında ‘ben de Müslümanım, gayri müslimlerin yanına gittiği zaman da ‘ben de sizin gibi İslâm’ı kabul etmiyorum’ diyorsa, bu bir zelilliktir ve bir hastalık halıdır. Zaten Allah (c.c.), nifakı kalbin hastalığı olarak tarif etmektedir. Bu bağlamda; “kalplerinde hastalık vardır. Allah da hastalıklarını artırmıştır. Yalan söylemekte olduklarından dolayı onlar için acı bir azap vardır.” [6] buyrulmaktadır.bir başka ayeti kerime’de “…kalplerinde hastalık olanları: “Zamanın felaketleriyle aleyhimize dönüp bize çarpmasından korkuyoruz” diyerek aralarında çabalar yürüttüklerini görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih veya katından bir emir getirecek de onlar nefislerinde gizli tuttuklarından dolayı pişman olacaklardır.” [7]
Nifak, İslâm’da aradığını bulamamanın, elinde bulunan dünyalığı kaybetmenin veya kendi inancını gizleyerek müslümanlar arasında makam ve dünyalık elde etmenin ilkel yoludur.
Arıca, karanlığın, gizliliğin, saklı planların, kandırmanın, pusu kurmanın, suçlular gibi saklanmanın, karanlıklarda dolap çevirmenin ve bunun yanında insanlar arasında iyi ve Müslüman gözükmenin planlanmış eylemidir.
Nifak ve bu hastalığa yakalanmış münafıklar İslâm ve müslümanlar için en tehlikeli gruptur. Çünkü onlar, nifak hastalıklarını sürdürürler, kalplerindeki kâfirliklerini gizlerler. [8]
Kur’an-ı Kerim’e göre münafıklar, ahirette cehennemin en aşağı derecesine atılarak cezalandırılacaklardır.
“Gerçekten münafıklar ateşin en alçak tabakasındadırlar. Onlara bir yardımcı bulamazsın.” [9]
Bir başka ayeti Kerime’de Allah (c.c.) şöyle buyurmaktadır: “(O münafıklar) bir de iman edenlerle karşılaştıkları zaman: ‘Biz de iman ettik’ derler. Kendi şeytanları ile baş başa kaldıkları zaman da: ‘Emin olun biz sizinle beraberiz, biz ancak iman edenlerle alay ediyoruz!’ derler.
(Gerçekte) Allah onlarla istihza eder (cezaların verir) azgınlıkları içinde, bocalar durumda, onları sürükleyip götürür.” [10]
İki yüzlü kimselerin ahiretteki halleriyle ilgili olarak Ebû Hüreyre (r.a.)'den bir rivâyete göre, Resûlullah (s.a.v.) de şöyle buyurmaktadır: “Kıyamet gününde, Allah nazarında en kötü olanlardan bir kısmını da iki yüzlülerin teşkil ettiğini göreceksiniz. Bunlar bazılarına bir yüzle, diğer bazılarına da başka bir yüzle giden insanlardır.” [11]
Müminlerin münafıklarla sosyal ilişkileri noktasında bu ikisinin birbirlerine karşı nasıl bir duygu içinde olduklarını şu şekilde ifade etmektedir: “İşte siz öyle kimselersiniz ki, onlar sizi sevmedikleri halde siz onları seversiniz. Siz, bütün kitaplara inanırsınız; onlar ise, sizinle karşılaştıklarında ‘İnandık’ derler; kendi başlarına kaldıklarında da, size olan kinlerinden dolayı parmaklarının uçlarını ısırırlar. De ki: Kininizden (kahrolup) ölün! Şüphesiz Allah kalplerin içindekini hakkıyla bilmektedir.” [12]
Münafıkların genel özelliği olan nifak, bir Müslüman için de en tehlikeli hastalıklardandır. İman ışığını söndüren bu hastalık tüm toplumu olumsuz yönde etkileyen sosyal bir olaydır. Münafıklara ait bu hastalığın müslümanlara da bulaşması ve bunun müslümanlarda görülmesi çok büyük bir talihsizliktir. Bunun içindir ki hastalıkların müslümanlara bulaşmaması için Allah (c.c.) bizlere bir takım uyarılarda bulunmaktadır. “O size Kitapta: ‘Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz’ diye indirdi. Doğrusu Allah münafıkların ve kafirlerin tümünü cehennemde azaba çarptıracaktır.” [13]
Aynı değerlere inanan iki insanın bile birbirlerine tahammül edemeyişi, bencillik ve çıkarcılığın, insanlarda kişilik problemleri oluşturması, bir türlü cemaat ahlâkı alamayışı, ikiyüzlü bir kişiliğe sahip oluşu hep bilinç altındaki bu hastalığın sancılarıdır. Elbette bunlar müslümanların özelliklerinden değildir. Ancak üzücüdür ki, müslümanların bir kısmında bu özellikler vardır. Bütün bu olumsuz tavır ve davranışlardan uzak durabilmek için, münafıkların özelliklerini ve nifaka giden yolları rehberimiz yüce Kur’an, önderimiz Hz. Peygamber (s.a.v.)’in öğüt ve tanıtımlarına dikkat etmemiz gerekmektedir. Bu bakımdan Hz Peygamber (s.a.v.): “Münafığın belirtileri dörttür: Konuştuğu zaman yalan söyler, söz verdiği zaman sözünde durmaz. Kendisine teslim edilen emanete hıyanet eder ve müslümanlar arasında taşkınlık yapar. Her kimde bunlardan bir özellik varsa onu terk edinceye kadar, münafıklığın bir özelliğini taşımış olur.” [14]
İbnu Amr İbni'l-As (r.a.) anlatıyor: ‘Resûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Dört haslet vardır; kimde bu hasletler bulunursa o kimse halis münafıktır. Kimde de bunlardan biri bulunursa, onu bırakıncaya kadar kendinde nifaktan bir haslet var demektir: Emanet edilince hıyanet eder, konuşunca yalan söyler, söz verince sözünde durmaz, husumet edince haddi aşar.” [15]
Nifak, bâtının (içerinin) zâhire (görünene) muhalefetidir. Eğer bu, imanî itikadda olursa buna nifaku'l-küfr denir, eğer inanç esaslarına müteallik olmazsa buna nifaku'l-amel denir. Buna bizzat yapmak da girer, terk de girer. Nifakın pek çok mertebeleri, dereceleri vardır. Esasen Resûlullah (s.a.v.) burada nifaka giren bütün vasıfları saymış değildir, başlıcalarına dikkat çekmiştir. Nitekim bir başka rivayette nifakın dört değil üç alâmeti olduğu söylenir: “Konuşunca yalan söyler, söz verince döner, itimad edilince ihanet eder.”
Hatta bu sonuncu yönün açıklamasında alimler: “Bu üç hasleti zikrederek diğer hasletlere bir uyarıda bulunmuştur.” derler ve şu açıklamayı yaparlar: “Diyanetin aslı üç esasa inhisar eder: Kavl, (söz), fiil (iş) ve niyet. Hz. Peygamber (s.a.v.), kizb (yalan) ile kavlin (sözün) fesadına, hıyanetle fiilin fesadına, verdiği sözden dönme (hulf) ile de niyetin fesadına uyarıda bulunmuştur.”
Nevevî der ki: ‘Ulemadan bir kısmı, zikri geçen özellikler bazen, tekfir edilemeyeceği hususunda herkesin icma ettiği, Müslümanlarda da bulunduğu için, bu hadisi ‘müşkil’ bulmuştur. Aslında hadis müşkil değildir, bilakis manası da sahihtir. Muhakkik alimlerimiz derler ki: ‘Bu hadisin manası şudur: ‘Sayılan bu hasletler nifaktırlar. Bu hasletleri taşıyanlar, bu vasıflarda münafıklara benzerler ve onların ahlâkıyla ahlâklanmışlardır.’
İbnu Hacer, Nevevî'nin bu açıklamasını daha da açar: ‘Derim ki: ‘Bu cevaptan çıkan netice, hadisteki münafık tesmiyesinin mecaza hamlidir, yani ‘Bu hasletleri taşıyan kimse münafık gibidir’ demektir. Bu yorum da ‘nifak’tan kastedilen şeyin ‘nifaku'l-küfr’ olmasına binaendir. Nitekim, mezkur işkale cevap olarak şu açıklama da getirilmiştir: ‘Hadiste geçen ‘nifak’tan amaçlanan nifaku'l-ameldir. Bunu, daha önce de belirttik. Bu açıklama Kurtubî'nin de hoşuna gitmiş, hatta Hz. Ömer (r.a.)'den gelen şu rivayetle buna delil de getirmiştir. Hz. Ömer (r.a.), Huzeyfe (r.a.)'ye ‘Bende nifaktan bir şey biliyor musun?’ demiştir. Hz. Ömer (r.a.) burada nifaku'l-küfrü kastetmiş değildir, bilakis ‘nifaku'l-amel’i kastetmiştir.
Bazı alimler, ‘hadiste geçen sıfatlara nifak denmesi, o hasletleri irtikab etmeye karşı korkutma ve sakındırma maksadını güder, zahir, kastedilenden farklıdır’ demiştir. Bu açıklamayı da Hattâbî beğenmiştir. Hattâbî şu ihtimale de yer verir: ‘Bu sıfatla muttasıf olan kimse, o haslete iyice alışmış ve kendisinde sabit bir yol, değişmez bir huy halini almış olan kimsedir.’ der.
Bazı alimler de: ‘Hadisteki nifak isnadı, o özelliklerin ağırlıklı olması sebebiyle onları mühimsemeyen, hafife alan kimseye aittir’ demiştir. ‘Çünkü derler, kimin hali bu olursa umumiyetle o kimsenin itikadı da bozuk olur.’
“Onların çoğunda, sözünde durma diye bir şey bulamadık. Gerçek şu ki, onların çoğunu yoldan çıkmış bulduk.” [16]
Bozgunculuk, laf taşıma, çekiştirme, birbirlerine sevdirilmesi gerekenleri düşman etme, kin ve düşmanlık tohumları ekme hep nifak alâmetlerindendir. Her şeye rağmen müslümanın hayatında bunların yeri olmamalıdır. Biz istesek de istemesek de, müslümanlar olarak bu hastalıktan en kısa zamanda arınmak ve birbirimizi sevmek zorundayız. Konuyla ilgili olarak Allah Teala biz müminleri birçok defa uyarmakta ve ona inanmayanları da tehdit etmektedir.
“Ona: ‘Allah'tan kork’ denildiği zaman büyüklük gururu onu günaha sürükler kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o.” [17]
“Ey iman edenler! Allah'a ve ahiret gününe inanmadığı halde malını gösteriş için harcayan kimse gibi, başa kakmak ve incitmek suretiyle, yaptığınız hayırlarınızı boşa çıkarmayın. Böylesinin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan düz kayaya benzer ki, sağanak bir yağmur isabet etmiş de onu çıplak pürüzsüz kaya haline getirivermiştir. Bunlar kazandıklarından hiçbir şeye sahip olamazlar. Allah, kâfirleri doğru yola iletmez.” [18]
“Ey iman edenler! Kendi dışınızdakileri sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar size fenalık etmekten asla geri durmazlar, hep sıkıntıya düşmenizi isterler. Gerçekten, kin ve düşmanlıkları ağızlarından (dökülen sözlerinden) belli olmaktadır. Kalplerinde sakladıkları (düşmanlıkları) ise daha büyüktür. Eğer düşünüp anlıyorsanız, âyetlerimizi size açıklamış bulunuyoruz.” [19]
“Allah'a ve ahiret gününe inanmadıkları halde mallarını, insanlara gösteriş için sarfedenler de (ahirette azaba dûçâr olurlar). Şeytan bir kimseye arkadaş olursa, ne kötü bir arkadaştır o!” [20]
“Onlara: "Allah'ın indirdiğine ve elçiye gelin" denildiğinde o münafıkların senden kaçabildiklerince kaçtıklarını görürsün.’’ [21]
“Gizli toplantıların fısıldaşmalarından (kulis) men edilip sonra men edildikleri şeye dönenleri; günah, düşmanlık ve Peygamber'e isyanı (aralarında) fısıldaşanları görmüyor musun? Onlar sana geldikleri zaman seni Allah'ın selamladığı biçimde selamlıyorlar. Ve kendi kendilerine: ‘Söylediklerimiz dolayısıyla Allah bize azab etse ya.’ derler. Onlara cehennem yeter; oraya gireceklerdir. Artık o ne kötü bir gidiş yeridir.” [22]
Yine Ebû Hüreyre (r.a.)’ın rivayetine göre Resûlullah (s.a.v.) şöyle dua ederdi: “Allahım, şikak ve nifaktan ve kötü ahlâktan sana sığınırım.” [23]
Ayet-i Kerime’de de yine şöyle buyrulmaktadır: “O, dönüp gitti mi (yahut bir iş başına geçti mi) yeryüzünde ortalığı fesada vermek, ekinleri tahrip edip nesilleri bozmak için çalışır. Allah bozgunculuğu sevmez.” [24]
Nifak Hastalığından Kurtuluş Yolu
Toplumun sosyal yapısında meydana gelecek bir çatlama, bir kopukluk daha sonra kapanması mümkün olmayacak kadar zor bir yaradır. Öyle ise bütün imkânları seferber edip, böyle bir çatlamaya önceden mani olmalı, herhangi bir kopukluğa neden olacak her çeşit sebepleri önceden bertaraf etmelidir. İslâm'ın fitne, fesat, nifak, tefrika gibi çeşitli tâbirlerle ifade edip şiddetle yasakladığı şey işte budur. “Hepiniz toptan Allah'ın ipine sarılın, parçalanıp ayrılmayın...” ayetinde geçen, parçalanıp ayrılmayın tabirine bir kısım âlimler, ‘kendisinden ayrılık, tefrika çıkacak olan şeyi, mevcut kaynaşma ve beraberliği izale edecek şeyi ihdas etmeyin’ şeklinde anlamıştır. [25]
[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen
[2] Bakara sûresi, 2/9.
[3] Bakara sûresi, 2/14.
[4] Bakara sûresi, 2/76.
[5] Tevbe sûresi, 9/69.
[6] Bakara sûresi, 2/10.
[7] Maide sûresi, 5/52.
[8] İslâm’ın Temel Kavramları, H. K. Ece.
[9] Nisa sûresi, 4/145.
[10] Bakara sûresi, 2/14-15.
[11] Buhârî, Edeb, 52; Müslim, Fedâil 199, (2526); Muvatta, Kelâm 21, (2, 991).
[12] Ali İmran sûresi, 3/119.
[13] Nisa sûresi, 4/40.
[14] Müslim.
[15] Buharî, İman, 24, Mezalim 17, Cizye 17; Müslim, İman 106, (58).
[16] Araf sûresi, 7/102.
[17] Bakara sûresi, 2/206.
[18] Bakara sûresi, 2/264.
[19] Ali İmran sûresi, 3/118.
[20] Nisa sûresi, 4/38.
[21] Nisa sûresi, 4/61.
[22] Mücadele sûresi, 58/8.
[23] Ebû Dâvud, Salât, 367; Nesâî, İstiâze 21.
[24] Bakara sûresi, 2/205.
[25] Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, İbrahim Canan.