Nefret
‘Nefret’, sözlükte bir kimseden veya şeyden kaçınma, tiksinme, iğrenme, ikrah, istikrah anlamlarına gelir. [1]
Nefret, insanın sevmediği, hatta kızdığı bir davranışın yapılması veya böyle bir durumun ortaya çıkması karşısında hissettiği tepkisel duygulardır.
Halktan nefret etmek, insanların hatalarını saymakla başlar. Giderek bütün insanları küçümsemeye kadar varır. Daha sonra bu normalin dışına da taşarak yanlış ve doğruyu ayıramaz hale gelir.
Kur’an-ı Kerim’de nefret, hakka karşı duyulan tiksinti, İslâm’ı kabul etmemek için sarfedilen inat, küfürde diretme anlamında kullanılmaktadır. “Eğer O, rızkını tutsa (vermese), rızkınızı verecek olan kimmiş? Hayır; onlar, bir azgınlık ve nefret içinde inatla direniyorlar.” [2] ayeti kerimesi de bunu açıkça dile getirmektedir.” Yine bir başka ayette Allah Teala; “Onlara: “Rahman (olan Allah)a secde edin” denildiği zaman, “Rahman da neymiş? Biz senin bize emrettiğine mi secde edecek mişiz?” derler ve (bu,) onların nefretini arttırır.” [3] buyurmaktadır.
İslâm düşmanlarının din ve Allah (c.c.)’ın emirlerine karşı nasıl bir psikolojik hal içinde olduklarını beyan eden ayetlerden biri de şudur: “Sadece Allah anıldığı zaman, ahirete inanmayanların kalbi öfkeyle kabarır. Oysa O’ndan başkaları anıldığında hemen sevince kapılırlar.” [4]
Nefretin bir boyutu da kişinin nefret ettiği şeyi duymazlıktan gelmesi, ona kulaklarını tıkaması, kibirlenerek sırt çevirmesi ve onu küçümsemesi şeklindedir. Bu cihetle hakikat dinini reddeden ve Allah Resulünü küçük gören inançsız insanlara hitaben Allah-u Teala şu beyanatta bulunmaktadır: “Ona ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık varmış gibi, büyüklük taslayarak (müstekbirce) sırtını çevirir. Artık sen ona acı bir azap ile müjde ver.” [5]
Yahut: “Onda bir delilik var” mı diyorlar? Hayır, o, onlara hak ile gelmiş bulunmaktadır ve onların çoğu hakkı çirkin karşılıyorlar.” [6]
Kur’an-ı Kerim’in inanan insanlara da bu konuda öğütleri vardır. Bu öğütlerden biri de müslümanların kendileri dışındaki insanları gerçek bir dost kabul edip onlara sırlarını açıklamaması gerektiğidir. Allah Teala buna gerekçe olarak inkârcıların, müslümanların ve İslâm’ın düşmanları oldukları halde gerçek yüzlerini saklayıp içlerinden büyük bir düşmanlık beslemelerini göstermektedir. “Ey iman edenler, sizden olmayanları sırdaş edinmeyin. Onlar size kötülük ve zarar vermeye çalışıyor, size zorlu bir sıkıntı verecek şeyden hoşlanırlar. Buğz (ve düşmanlıkları) ağızlarından dışa vurmuştur, sinelerinin gizli tuttukları ise, daha büyüktür. Size ayetlerimizi açıkladık; belki akıl erdirirsiniz. Sizler, işte böylesiniz; onları seversiniz, oysa onlar sizi sevmezler. Siz Kitabın tümüne inanırsınız, onlar sizinle karşılaştıklarında “inandık” derler, kendi başlarına kaldıklarında ise, size olan kin ve öfkelerinden dolayı parmak uçlarını ısırırlar. De ki: “Kin ve öfkenizle ölün.” Şüphesiz Allah, sinelerin özünde saklı duranı bilendir.” [7]
“Müşrikler istemese de O dini (İslâm’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur.” [8]
İnkârcılardan aktarılan şu ifade de onların geleneksel kalıplara, dini inanç ve düşüncelere ısrarla sarılıp bu konuda bilinçsizce inatlaştıklarını beyan etmektedir: “Dediler ki: “Bizim için farketmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da.”
“Bu, geçmiştekilerin ‘geleneksel tutumundan başkası değildir.”
“Ve biz azap görecek de değiliz.” [9]
Konunun Müslümanlara dönük tarafına geçildiğinde görülür ki hangi işte olursa olsun ‘tenfir’ yani bıktırıp usandırmak ve nefret ettirmek iyi bir davranış değildir. Bunun içindir ki Peygamberimiz (s.a.v.); “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” [10] buyurmaktadır. Hadisimizin kısa ve veciz bir şekilde ortaya koyduğu bu ilke gerek eğitim ve öğretim sahasında, gerekse sosyal ve siyasal ilişkilerde bütün müslümanlarca öğüt alınması, hayat rehberi yapılması zorunlu ilkeden biri olarak telakki edilmelidir.
Yine değişik Ayeti kerimelerin müslümanlar hakkındaki beyanatları onların birbirleriyle dostça, kardeşçe ve asla birbirinden nefret etmeden güzel bir dünya ve ahiret hayatı yaşadıkları üzerinedir.
“Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar.” [11]
“Biz onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip almışız. Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: "Bizi buna ulaştıran Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ermeyecektik. Andolsun, Rabbimizin elçileri hak ile geldiler." Onlara: "İşte bu, yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir" diye seslenilecek.” [12]
Resûlullah (s.a.v) de İslâm kardeşliğinin vazgeçilmez temellerini oluşturan, toplumsal barış ve kardeşliğin teminatı mesabesindeki ilkeleri şu şekilde açıklamaktadır: “Birbirinizle hasetleşmeyiniz. Almayacağınız bir malın fiyatını müşteri kızıştırmak için artırmayınız. Birbirinize kin ve nefret beslemeyiniz. Birbirinize darılıp yüz çevirmeyiniz. Birinizin satışı üzerine başka biriniz satış yapmasın. Ey Allah’ın kulları, böylelikle kardeş olunuz. Müslüman, müslümanın kardeşidir. Ona zulüm ve haksızlık yapmaz, yardımı kesmez ve onu hakir görmez. Peygamberimiz üç defa göğsüne işaret ederek buyurdular ki: Takva buradadır. Müslüman kardeşini hor ve hakir görmesi, bir kimseye şer olarak yeter. Her müslümanın kanı, malı ve ırzı, başka Müslümana haramdır.” [13]
“...Onlar ki öfkelerini kontrol altında tutarlar ve insanları affederler. Çünkü Allah iyilik yapanları sever.” [14]
“Ey Peygamber! Sen affetmek yolunu tut, iyilik ve güzel davranışla emret, cahillerden yüz çevir.” [15]
“İyilikle kötülük asla bir olmaz, sen kötülüğü en güzel olan şeyle sav. O vakit seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, candan bir dost gibi olur. Bu güzel davranış ve duyguya, ancak öfkesine engel olmak ve eziyetlere katlanmak suretiyle nefsiyle cihad edip sabreden kimse elde eder. Bu güzel davranışı da ancak hayır ve mutluluktan bol nasibi olan elde eder.” [16]
“Kim yapılan eziyetlere sabreder, yapılan kötülüklere de intikam almayıp affetme yolunu tutarsa, şüphesiz bu hareketi yapılmaya değer işlerdendir.” [17]
İbni Abbas (r.a.)’dan rivayet edildiğine göre Resûlullah (s.a.v.) Abdülkays oğullarından Eşecc’e: “Sende Allah’ın sevdiği iki özellik vardır: Yumuşak huyluluk ve ihtiyatkârlık.” buyurdu.
Nefret Hastalığından Kurtuluş Yolu
Gerçekten insan ve toplum hayatı için konulmuş bu kadar güzel, bu kadar çağlar ve coğrafyalar üstü bir ilkeyi hiçbir din ve hiçbir sistem ortaya koyamamıştır. Müslümanlar, İslâm’ın diğer ilkelerinde olduğu gibi bu ilkeyi de tam olarak toplum hayatında uyguladıkları taktirde bir çok problem çözülmüş olacaktır.
Nefret hastalığının zıttı ‘Muhabbet’tir. Müslüman, muhabbet insanıdır ve olmalıdır. Bunun gereklerini yerine getirdiği zaman nefret hastalığından kurtulmuş olacaktır.
[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen
[2] Mülk sûresi, 67/21.
[3] Furkan sûresi, 25/60.
[4] Zümer sûresi, 39/45.
[5] Lokman sûresi, 31/7.
[6] Mü’minun sûresi, 23/70.
[7] Al-i İmran sûresi, 3/118-119.
[8] Tevbe sûresi, 9/33.
[9] Şuara sûresi, 26/136-138)
[10] Buhâri, İlim, 11, Edeb 80, Cihâd 164, Megazi, 60;”Müslim, Cihâd 6–7.
[11] Hicr sûresi, 15/47.
[12] Araf sûresi, 7/43.
[13] Müslim, Birr, 32; Buhârî, Edeb, 57; Ebû Dâvûd, Edeb, 47; Tirmizî, Birr 24.
[14] Al-i İmran sûresi, 3/134.
[15] Araf sûresi, 7/199.
[16] Fussılet sûresi, 41/34-35.
[17] Şura sûresi, 42/43.