Muhayyerlik
Tanımı
Kabul veya ret durumlarından birini tercihte serbest olma isteğidir. Şu kısımlara ayrılır:
Meclis Muhayyerliği
Satan ile alan arasında icap ve kabul meydana geldiği ve akit tamamlandığı zaman, her ikisi de, muhayyerliğin bulunmadığına dair anlaşmadıklarında, alışveriş akdinin yapıldığı meclisten ayrılmadıkları sürece, akdi bozma veya devam ettirme hakkına sahiptir.
Anlaşanlardan birinin, acele ile icap ve kabulü yerine getirdiği, daha sonra da, bu anlaşmanın maslahatına uygun olmadığı durumlar ortaya çıkabilir. Bu yüzden Sâri, bu hakkı akdi hemen bozabileceği umulan kimseye sağlamıştır.
Buhari ve Müslim'in, Hâkim bin Hizâm'dan rivayetine göre, Allah Resûlü (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Alıcı ve satıcı, ayrılmadıkları sürece muhayyerdir. Doğru söyler ve açıklarlarsa, alışverişleri ikisi için de bereketli olur. Eğer gizlerler ve yalan söylerlerse, alışverişlerinin bereketi kalkar.”
Yani alışveriş yapan iki kişinin, birbirlerinden ayrılmadıkları sürece, akdi sona erdirme veya devam ettirme haklan vardır. Ayrılma, her durumda, kendi şartlarına göre tayin edilir. Küçük bir evde, taklit yapanlardan) birisinin çıkmasıyla ayrılma gerçekleşir. Büyük bir evde ise, meclisten iki veya üç adım Öteye giderek yer değiştirmesiyle ayrılma gerçekleşmiş olur. Beraberce dikilirler veya beraberce giderlerse, muhayyerlik devam.
Ayrılmada, örfü göz önüne almak tercih olunur. Eğer örf, durumu ayrılma olarak değerlendirirse, bununla hükmolunur. Şayet örfen, ayrılma geçerli sayılmazsa, ayrılmamış olurlar.
Beyhakinin, Abdullah bin Ömer'den rivayetine göre, o şöyle demiştir: “Müminlerin emiri Osman'dan, Hayber'de, hissesine düşen bir vadi mal satın aküm. Alışverişi yaptığım zaman, satıştan vazgeçmesinden korkarak, dönüp evinden çıktım. Sünnet, alışveriş yapanların ayrılıncaya değin muhayyer olmaları şeklindedir.”
Sahabe ve tabiin alimlerinin cumhuru, bu görüştedir. Şafii ve Ahmed bunu imamlardan alarak şöyle demişlerdir: “Meclis muhayyerliği, alışveriş, sulh, havale, icâre ve mal kazanma amaçlanan sürekli ve bedelli akitlerin tümünde sabit olmuştur. Sürekli olup kazanç amaçlanmayan akitlere gelince, nikah ve boşanma gibi akitlerde meclis muhayyerliği sabit olmamıştır. Yine sürekli olmayan müdarebe, şirket ve vekalet akitleri de böyledir.”
Şart muhayyerliği, akit yaptıktan sonra ikisinin onu kaldırmasıyla düşer. Eğer alıcı ve satıcıdan biri onu kaldırırsa, diğerinin muhayyerliği her ikisinden birinin ölümüne değin sürer.
Şart Muhayyerliği
Şart muhayyerliği, aha ve satıcıdan birinin belirli bir müddet için muhayyer olmak şartıyla bir şeyi alıp satmasıdır. Eğer bu müddet kabul edilirse, şartı koyan, bu süre içerisinde dilerse alışverişi yerine getirir, isterse ilga eder. Bu şarü, akit yapanların her ikisinin veya birinin koyması caizdir.
Şart muhayyerliğinin meşru oluşunun delilleri: İbn Ömer'den rivayete göre, Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur : “Muhayyerli satış müstesna, alışveriş yapanlar ayrılmadıkça satış gerçekleşmemiştir.”
Yani ayrılana kadar, birbirlerini satışı yerine getirmeye zorlayamazlar. Ancak biri veya her ikisi belirli bir süre için muhayyerlik şartını ileri sürerse, o başka.
Yine İbn Ömer'den rivayete göre, Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “İki kişi, alışveriş yaptıkları zaman, ilcisi de ayrılmayıp, beraber bulundukları sürece, muhayyerdirler. Biri diğerini muhayyer kılar ve bunun üzerine alışveriş yaparsa, satış vacib olur.” [1]
Tayin edilen süre sona erdiği zaman, akit bozulmaz ise, alışveriş bağlayıcı olur.
Muhayyerlik; satın alınan ticaret malında müşterinin, vakıf, hibe ve satış gibi tasarruflarda bulunmasıyla sona erdiği gibi, sözle de biter. Çünkü bu, tasarruflar, onun razılığına delildir.
KUSUR MUHAYYERLİĞİ
Satış Sırasında Malin Kusurunu Gizlemenin Saramltğı
Kişinin, müşteriye malının kusurunu açıklamadan satması haram kılınmıştır, Ukbe bin Âmir'den rivayete göre, o şöyle demiştir: Allah Rasûlü (s.a.v.)’i işittim, şöyle buyuruyordu; “Müslüman, müslümanın kardeşidir. Müslümanın, kardeşine, malın kusurunu açıklamaksızın satış yapması helal değildir.”
Adda bin Hâlid şöyle demiştir: Hz. Muhammed (s.a.v.) bana şunu yazdı: “Bu, Adda' bin Halid bin Hevze'nin, Allah Rasûlü Muhammed'den satın aldığı hastalığı, kusuru ve gizlisi bulunmayan köle veya cariyedir. Müslüman’ın alışverişi, Müslümandandır.” Allah Rasûlü (s.a.v.) şöyle buyuruyor: “Bizi aldatan, bizden değildir.”
Kusurlu Malın Satışının Hükmü
Müşteri malın kusurunu bildiği halde akit sona ererse, bu akit bağlayıcı olur ve artık onun muhayyerliği yoktur. Çünkü bu kusura razı olmuştur. Müşteri kusuru bilmediği halde, akit-den sonra bu kusuru öğrenirse, akit, sahih olarak meydana gelmiştir. Ancak bağlayıcı değildir. Mah geri çevirip, satıcıya verdiği bedeli geri alma ya da malı tutup, kusur sebebiyle meydana gelen eksikliğe karşılık, fiyatın bir kısmını alma konusunda serbesttir. Ancak bundan razı olur veya satın aldığı malı satmak için pazara çıkarmak ya da gelirini almak, yahut da onda tasarrufta bulunmak gibi bir delil bulunursa, akit bağlayıcı olur.
İbn Münzir, şöyle demiştir: Hasan, Şureyh, Abdullah bin Hasan, İbn Ebî Leylâ, Sevrî ve 'rey ehli' şöyle demiştir: “Müşteri, bir ticaret malı satın alıp, kusurunu öğrendikten sonra satmak için pazara çıkarırsa, muhayyerliği sona erer.” Bu, Şafii'nin de mezhebidir.
Alıcı ile Satıcı Arasında îhtilaf
Alıcı ile satıcı, satış esnasında kusurun söylenip söylenmediği hususunda ihtilaf ederler ve her ikisinin de bir delili bulunmazsa, satıcının yemini ile beraber sözü kabul edilir. Osman, böyle hüküm vermiştir. “Müşterinin yemini ile beraber sözü kabul edilir. Mal satıcıya geri iade edilir” de denilmiştir.
Bozuk Yumurta Almak: Tavuk yumurtası alan kimse, onu kırar ve bozuk olduğunu görürse, isterse fiyatın tamamını satıcıdan alır. Çünkü bu durumda akit, malın bir değeri bulunmadığı için bozulmuş olur. Artık bir faydası olmadığı için, mallan satıcıya iade etmek zorunda değildir.
Gelir Borçlunundur
Akit fesh olunduğu zaman, malın müşteride bulunduğu süre içerisinde bir gelir elde edilmişse, bu gelir müşterinin hakkıdır.
Âişe (r.a.)'dan rivayete göre, Hz. Muhammed (s.a.v.) “Gelir, borçluya aittir” buyurmuştur. [2]
Yani, satılan maldan elde edilen gelir, bu yüzden borç altına girmesi sebebiyle, onun yanında telef olmuş bile olsa, müşteriye aittir.
Eğer bir hayvan satın alsa ve bir kaç gün ondan gelir elde etse, sonra bir kusuru ortaya çıksa, müşterinin hem fesih hakkı vardır, hem de satıcının ona bir karşılık ile başvurması dışında bu kazanç onundur.
Bazı rivayetlere göre; Bir adam bir köle satın alıp, bir süre ondan gelir kazanmış, sonra bir kusurunu bulup, bu kusur sebebiyle onu iade etmiş. Satıcı, “Kölemin kazancı ne oldu?” demiş. Hz. Muhammed (s.a.v.) ise şöyle buyurmuş: “Kâr, borçlunundur.” [3]
Alışverişle «Kusuru Gizleme» (Tedlis) Muhayyerliği
Satıcının, malın fiyatını arttırmak için kusuru, müşteriden gizlemesi haramdır. Müşterinin üç gün içinde onu iade etme muhayyerliği vardır. “Muhayyerlik fevri olarak (hemen iadesi durumunda! sabit olur” da denmiştir.
Bunun haram olması hususuna gelince, Allah Resûlü (s.a.v.), aldatma ve hile hakkında şöyle buyurmuştur : “Bizi aldatan, bizden değildir.”
İade muhayerliğinin sabit olması haklımda, Ebû Hüreyre (r.a.)'den rivayet olunduğuna göre, Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur : “Deve ve koyunların sütünü memesinde bırakmayın. Kim böyle bir hayvan satın alırsa, onun sütünü sağdıktan sonra iki görüş arasında muhayyerdir: Dilerse tutar, dilerse hayvanı bir sa' hurma İle birlikte iade eder.” [4]
İbn Abdilberr, şöyle demiştir: "Bu hadis, hilenin yasak oluşuna delildir. Ayrıca, kusuru gizlemenin alışverişin kendisini bozmadığı, muhayyerlik müddetinin üç gün olduğuna, hayvanın sütünü sağmayıp bol sütlü göstermenin haramlığına ve böyle bir hayvanın satımında muhayyerlik bulunduğuna dair de temel kaynaktır.
Satıcı, kasten kusuru gizlememişse, müşterinin, zararını telafi için muhayyerliği sabit olmakla beraber, harama girmiş olmaz.
Alışverişte Aldanma Muhayyerliği
Aldanma (el-ğabn); satıcıya nispetle, beş birim değerinde olan bir malı üç birime satmak, müşteriye nispetle de üç birim kıymetinde olan bir malı beş birime satın almaktır.
Biri satar veya satın alır da, aldatılmış olduğunun farkına varırsa, alışverişten dönüş muhayyerliği vardır. Bu malın kıymetinden cahil olması şartıyla, akdi bozar. Aldatma, hoş görülmemiştir. Çünkü bu, Müslüman’ın sakınması vacip olan hile kapsamına girer. Böyle bir durum ortaya çıktığı zaman, kişi akdi bozma veya devam ettirme muhayyerliğine sahiptir. Fakat, sırf ğabn sebebiyle muhayyerlik sabit olur mu?
Bazı alimler bunu, «ğabn-ı fahiş olması durumuyla kayıtlamışlardır. Bazıları ise, değerinin üçte birine ulaşması durumuyla kayıtlandırmıştır. Bu kaydı koyanlar, genellikle satıcıların mutlak ğabn (fiyatın fazla alınması)'dan salim olamayacağı düşüncesindedirler. Çünkü bunun, âdette hoş görülen nispette az olması mümkündür. Kimi de sırf aldatma olmasını yeterli bulmuştur.
Bu görüşlerin evlâ olanı, örf ve âdetle kayıtlanmış olan “ğabn” dır. Örf ve âdette aldatma (ğabn) olarak değerlendirilen alışverişte muhayyerlik meydana gelir. Öyle kabul edilmeyende ise, muhayyerlik yoktur. Bu görüş, Ahmed ve Mâlik'in mezhebidir. Bunlar, Buhari ve Müslim'in, İbn Ömer'den rivayet ettiği şu hadisle istidlal etmişlerdir: İbn Ömer diyor ki: Adı, Habbân bin Menkez olan bir adamın, alışverişte (sürekli) aldatıldığı, Hz. Muhammed (s.a.v.)'a iletildi. Hz. Muhammed (s.a.v.), “Alışveriş yaptığın zaman, ‘hile yok’ de” buyurdu.
İbn İshak, Yunus bin Bükeyr ve Abdul A'lâ'nın rivayetine şunu eklemiştir: “Sonra sen her aldığın malda üç gece muhayyersin. Hoşnut olursan, onu tut, hoşlanmazsan iade et.”
Bu adam, Osman'ın hilafetine değin yaşadı. O, bu sırada, 130 yaşında idi. Osman'ın döneminde halk çoğaldı, o bir şey satın aldığı zaman kendisine; “Bu sana eksik verilmiş.” denir, adam da dönerdi. Sahabeden biri onun lehine, “Nebi'nin onu üç gün muhayyer kıldığına” dair şahitlik yapardı. Böylece dirhemleri kendisine iade edilirdi.
Alimlerin cumhuru, alışveriş delillerinin geneline bakarak, “aldanma muhayyerliği”nin sabit olmadığı ve eksiklik ile diğer durumların arasını ayırmadan, alışverişin gerçekleştiği görüşündedir. Geçen Hadis'e de şöyle cevap vermişlerdir: Bu adam, zayıf akıllı biri idi. Fakat bu akıl zayıflığı onu, temyiz kudretinden yoksun etmiyordu. Onun tasarrufları, ticarete izin verilmiş mümeyyiz küçük çocuğun tasarrufları gibidir. Ğabn durumunda, onun muhayyerliği sabit olur. Çünkü Hz. Muhammed (s.a.v.), ona alışveriş sırasında ‘hile yok’ sözünü söylemesini istemişti. Onun alışverişinde «hile bulunmaması» şart koşulmuş olur ve bu, ‘şart muhayyerliği’ konusuna girer.
Satmak İçin Pazara Getirilen Malı Karşılamak
Pazara getirilen ticaret malını karşılamak da aldatma (ğabn) şekillerinden biridir. Tüccar şehre girmeden ve fiyatları öğrenmeden önce karşılanıp, mallan şehirdeki fiyatlardan daha düşüğüne satın alınır. Bu durum ortaya çıktığı zaman, tüccarların zararlarını giderme muhayyerlikleri vardır. Delili, Müslim'in, Ebû Hüreyre'den rivayet ettiği şu hadistir: Hz. Muhammed (s.a.v.), ticaret için getirilen malı karşılamayı yasaklayarak şöyle buyurmuştur: “Pazara getirilen mallan yolda karşılamayın. Kim karşılar ve satın alırsa, satan, pazara geldiği zaman muhayyerdir.” Bu nehiy, alimlerin çoğunluğunun görüşüne göre, haramlık ifade eder.
Fiyatı İddia ile Arttırmak
Fiyati “iddia” ile arttırmak da bu türdendir. Bu, bir ticaret malının fiyatını, kendisi almayacağı halde, alacak olanların fazla fiyat vermeleri ve böylece malın fiyatının artması için yüksek fiyat söylemesidir.
Buharî ve Müslim'de İbn Ömer'den gelen rivayete göre, “Allah Resûlü (s.a.v.), fiyatı, iddia ile arttırmayı yasaklamıştır.» îddia ile fiyatı arttırmak, alimlerin ittifakı ile haramdır.
Hafız İbn Cafer, Fethu'l-bâri’de şöyle demiştir: “Bu durumun meydana geldiği alışverişler hakkında ihtilaf edilmiştir. îbn Münzir, Hadis ehlinden olan bir gruptan. Bu tür alışverişin fâsit olduğunu nakletmiştir. Bu Zahirî’lerin ve bir rivayete göre, Mâlik'in görüşüdür. Hanbelîler arasında meşhur olan görüş de budur. Mâlikilerce meşhur olan görüşe göre, böylesi durumlarda muhayyerlik sabit olur. Şâfiiler de “musarrat”a kıyas ederek buna yönelmişlerdir ve mezhebin en sahih görüşüne göre, günah olmakla beraber alışverişi sahih, saymışlardır. Hanefilerin görüşü de budur.”
İkâle: Alışverişi Bozma
İkâle; bir şey satın alıp, sonra ona ihtiyacı olmadığını anlayan veya bir şeyi satıp sonra da ona ihtiyacı olduğu ortaya çıkan kişinin alışverişi bozmayı isteyip, akdi feshetmesidir.
İslâm, buna teşvik etmiş ve böyle yapmaya çağırmıştır. Ebû Dâvud ve İbn Mâce'nin, Ebû Hüreyre'den rivayetine göre, Hz. Muhammed (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Kim bir Müslüman’a ikâle yaparsa, Allah da onun akrabalarına ikâle yapar.”
Malın tesliminden önce yapılması caizdir. Bunda ne meclis muhayyerliği, ne şart muhayyerliği, ne de şuf’a hakkı yoktur. Çünkü bu, alışveriş değil, fesihtir. Akit fesholunduğu zaman, alıcı ve satıcıdan her biri kendisinin olana döner. Yani müşteri parayı, satıcı da satılan malı geri alır. Satılan mal telef olur veya anlaşmayı yapan ölür ya da fiyat artar veya eksilirse, ikâle sahih olmaz.
[1] Hadisi, Ebû Dâvud, Tirmizi ve Nesâî kaydetmiştir.
[2] Hadisi Ahmet, Ebû Dâvud, Tirmizi, Nesâi ve İbn Mâce kaydetmiştir.
[3] Hadisi Ebû Davud kaydetmiştir.
[4] Hadisi, Buhari ve Müslim kaydetmiştir.