MA’RÛFU EMRETMEK
‘Ma’rûf’, Allah (c.c.) ve Resûlünün (s.a.v.) yapılmasını emrettiği, sağlam aklın ve sağduyunun iyi ve güzel gördüğü şeylerdir. Ma’rûfu emretmek ise, işte bu iyilik güzelliklerin toplumda yaygın ve etkin olmasını sağlamak için yapılan sosyal ve toplumsal çalışmalara denir.
Buna göre ma’rûf’ta insan için iyilikler, güzellikler ve sonsuz yararlar söz konusudur. Çünkü ne Yüce Allah (c.c.) ne Hz. Peygamber (s.a.v.) ve ne de akıl ve sağduyu, insana mutluluk ve fayda vermeyen şeyleri emretmez. Dolayısıyla bir şeyin yapılması emredilmiş ya da yasaklanmış ise onda kesinlikle insanın yararı var demektir. İşte insanın üzerine yüklenen bir görev de, kendisi için emredilen ve yasaklanan hususları başkalarına da sunmak, söz konusu değerlerden onların da yararlanmasını sağlamak gibi yüce bir amaca yöneliktir. Bu bir anlamda mutluluğun ve güzelliğin paylaşımı demektir. İnsanın böyle bir paylaşımda cimrilik göstermemesi ve olabildiğince cömert olması gerekir.
Bu yüzden vurdumduymazlığın, neme lazımcılığın ve ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışının etkin olduğu toplumlarda iyilik ve güzellik özelliğini taşıyan her eylem, yerini kötülüğe bırakabilir. Bunu sonucunda da intiharlar çoğalır, sapıklıklar yayılır, bilgisizlik her tarafı sarar ve insanlık anarşinin içine girer. İşte toplumsal hayatta çok önemli olmasından dolayıdır ki ma’rûfu emretmek, bir anlamda batıl (yanlış) karşısında hakkı savunmak için peygamberlerin gönderildikleri ilâhi amacı sembolize etmektedir.
Kur’an-ı Kerim’de konu ile ilgili olarak şöyle buyuruluyor: “Sizden (insanları) hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun...”(Âl-i İmrân sûresi, 3/104.)
Peygamber (s.a.v.) de: “İnsanların en hayırlısı, onlara selâm veren, Allah’tan en çok korkan, ma’rufu emreden, münkerden sakındıran ve yakınlarını ziyaret eden kimsedir.” (Müsned.) buyurmuştur.
Yukarıda açıklanan Ma’rûfu emretme görevinin yerine getirilebilmesi için yetişkin ve ehliyetli insanlara ihtiyaç vardır. Herkesin bu görevi tam anlamıyla yerine getirmesi beklenemez. Her insan kendi gücü ve yetenekleri oranında sorumluluk taşımaktadır. Burada esas olan bu ilkenin bütün müslümanları ilgilendiren bir sorumluluk taşımlarıdır.
Ma’rûfu emretmek ve münkerden sakındırmak İslâmî bir yaşam biçimidir. Böyle olunca bunun da öncelikle müslüman bireyin kendi nefsinden başlaması gerekmektedir. Nitekim Kur’an’da bu konuya işaret ederek: “Ey İman edenler, yapmadığınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?” şeklinde evrensel bir ilke koymuştur. Bu ilke, insanın yapmadığı bir şeyi başkasından isteme gibi bir hakkının kesinlikle bulunmadığını ifade etmemekle birlikte, ma’rûfu emir ve münkerden sakındırma noktasındaki başarı şansının buna bağlı olduğunu göstermektedir. Çünkü bu alanda kazanılacak bir başarı, muhatapları etkilemeye bağlıdır. Dolayısıyla bu da, bir başkasından istenen şeyin, onu isteyen tarafından uygulanmasıyla mümkündür. Ma’rûfu emretme görevinin yerine getirilebilmesi için aşağıdaki hizmetlerin gerçekleştirilmesi gerekmektedir.
1. Ma’rûfu emir ve münkerden sakındırma, bir irşad ve davet görevi olduğuna göre, öncelikle bu görevi yapacak uzmanların yetişeceği eğitim ve öğretim kurumları tesis etmek.
2. Söz konusu toplumsal ve ahlâkî görevleri yerine getirebilmeleri için, bu uzmanlara ve ilim adamlarına gerekli maddi desteği sağlamak.
3. Ma’rûfu emretmek ve münkerden sakındırmak kavramlarının ortaya koyduğu da’vet ve tebliğ görevini yapacak bilginlerin, bu görevlerini va’z, konferans, seminer, sempozyum, panel ve benzeri toplantılar düzenleyerek halkı irşad etmeleri.
4. Radyo, televizyon, manyetik ortamda kullanılan araçlar ve yazılı basın ile diğer iletişim araçları kullanılarak bütün insanları eğitmek ve iyiye yöneltmek.
5. Her fırsatta ve uygun ortamlarda doğruları anlatıp insanların yanlıştan ve kötülükten uzaklaşmalarına yardım etmek.
Ma’rûfu emretmek ve münkerden sakındırmak görevi, müslüman olmayan toplum ve topluluklarda da yapılmalıdır. Bu gerçekleştirildiği zaman, o toplumların da İslâmı tanımaları ve İslâm’ım yüksek inanç ve ahlâk değerlerini
Öğrenmeleri hatta uygulamaları mümkün olacaktır. Bunun için de aşağıdaki hizmetler yapılmalıdır.
1. Kitap, gazete, dergi, tv, radyo, cd, dvd gibi her türlü iletişim aracıyla, müslüman olmayan insanlara İslâm’ı tanıtmak.
2. Yabancı toplumlarda yaşayan müslümanların onlara örnek olacak İslâmî bir yaşam tarzını ortaya koymaları.
Ma’ruf diye bilinen güzel davranışlar ve fiiller, insanlar arasında uzun süre yaşayarak ‘Örf’ haline gelirler. İyi düşünen akıl sahipleri, iyi ve güzel davranışları tanır ve onları yaşatırlar. Bu yüzden Peygamberler halk arasında yaşayan güzel ‘örf’leri, olduğu gibi bırakmışlar, kaldırmamışlardır. İslâm hukukunda ‘örf’ bir ‘delil’ olarak da kabul edilmektedir.