Malın Ayıbını Saklamak
Ticaret adamının, esnafın sattığı malın ayıbını (kusurunu), hakiki olsun, hükmen olsun saklaması en büyük ahlâki hastalıklardandır. Örneğin, giyeceklerde görünmeyen defolar, makine ve aletlerde dıştan bakışta anlaşılamayan teknik kusurlar, gıdalarda sağlık şartlarını taşımayan eksikler veya uzmanı olmayan kimsenin anlayamayacağı kusurların gizlenmesi, alıcını aldatılması ve onun bu konudaki bilgisizliğinden yararlanılarak haksız kazanç elde edilmesi demektir. Bir bakıma alıcıdan fazla karşılık gasp etmektir. Satıcı, sattığı malda müşterisinin bilmediği ne kadar gizli ve açık ayıp ve kusuru varsa, onu bildirmelidir. Çünkü bazı ayıpları müşteri görür, fakat ayıp olduğunu bilmeyebilir. Onu müşteriye bildirmek gerekir.
Bir kimsenin yanında bir şey satılsa ve o kimse o şeyin ayıbını bilse, fakat müşteri bilmese, bilen kimse, güzel bir yolla onu müşteriye bildirmelidir. Bildirmezse satıcının günahına rıza göstermiş olur ki bu da günahtır. Pazar ve çarşı gibi yerlerin, kötü yerler olarak kabul edilmesinin sebeplerden biri de budur.
Bir kişi, üç yüz gümüşe bir deve sattı. Vasile İbni Eska (r.a.) da satarken yanında idi. Müşteri deveyi alıp gidince, arkasından çağırdı ve ona dedi ki, bu aldığın deveyi yük için mi aldın? Müşteri, evet yük için aldım, dedi. Vasile buyurdu ki: ‘Bunun ayıbı vardır, tabanı deliktir. Müşteri deveyi geri döndürüp itiraz ettiği zaman da satan kimse, yüz gümüş aşağıya verdi ve Vasile’ye dedi ki: ‘Pazarımı bozdun.’ Bunun üzerine Vasile (r.a.) dedi ki: ‘Rasûlullah (s.a.v.) bizden söz aldı ki; Müslümanlara nasihat edelim; onlara merhamet edelim. Malın kusurunu saklamak nasihat etmemek olur.’
Satıcıların kusur saklamamaları oldukça zor bir durumdur. Çünkü malın kusurunu açıkladığı zaman onun elinde kalması, satamaması gibi bir sonuç onu beklemektedir. Bunun için de kusurunu açıklaması büyük cihad demektir. Bu cihadı kazanmak için, mal alırken dikkat etmeli, kusurlu mal alınmamalıdır. Eğer kusurlu mal alırsa, müşteriye söylemeye niyet etmelidir, eğer aldanırsa zarar etmiş olur.
Malın ayıbını, müşteriden gizlememeli, hepsini olduğu gibi göstermeli, anlatmalı ve bu özellikleriyle birlikte fiyatını söylemelidir. En doğru davranış budur. Müşteri de o malı o kusuruyla ve o fiyatla almaya karar verirse o zaman hiçbir yanlış yok demektir. Kusuru gizlemek, hıyanettir. Malın iyi tarafını göstermek, karanlıkta göstermek, zulüm ve hile olur. Rasûlullah (s.a.v.) buğday satan birisinin buğdayına mübarek parmaklarını sokup, içinin yaş olduğunu görünce: “Bu nedir?” buyurdu. ‘Yağmur ıslatmıştır’ deyince: “Niçin saklayıp göstermiyorsun? Hile eden bizden değildir.” buyurdular.
İyi bilmelidir ki, hile yaparak satılan mal ile rızk artmaz. Hile ile azar azar biriktirilen mallar, ansızın gelen bir felaketle birdenbire giderek, geride yalnız onun günahları kalır.
Rasûlullah (s.a.v.), Cerir b. Abdullah (r.a.) ile İslâm biatını yaparken Cerir savuşup gitmek istedi. Rasûlullah (s.a.v.) onun elbisesini arkadan çekiverdi. Cerir geri döndü. Rasûlullah (s.a.v.) Cerire, her Müslüman için nasihat yapmayı şart koştu. Bundan itibaren Cerir (r.a.) herhangi bir eşyayı satmak istediği zaman, müşteriye o eşyanın eksiklerini gösterir, sonra onu alıp almamakta serbest bırakıp, şöyle derdi: ‘İstersen al, istersen terk et!’ Bu manzara karşısında senin hiçbir alışverişin olmayacaktır. Cerir: ‘Biz Allah (c.c.) Rasûlüne (s.a.v.) her Müslüman için nasihat etmek hususunda biat etmiş ve söz vermişizdir.’ buyurdu.
Eğer malında kusur varsa, müşteriye onu belirtmelidir. Ancak böyle yapmak suretiyle imanını kurtarabilir. Yapılışı ve kusurlu oluşu belli olmayan bir elbisenin yamanması ve tamiri hakkında İmam-ı Hanbel’den (r.a.) soruldu. Buyurdular: ‘O elbiseyi satan bir kimsenin yama ve tamirini gizlemesi (ve müşteriye söylememesi) caiz değildir. Tamirci bir kimsenin, ancak elbiseyi tamir ettiren adamın satış anında müşteriye elbisenin kusurlarını söyleyeceğini bildiği zaman veya elbisesini satmak için değil de, giymek için tamir ettiğini anladığı zaman tamir etmesi helal olur; aksi taktirde helal olmaz’ buyurdular.
İmam-ı Azam Ebu Hanife (r.a.) bir ortağı ile kumaş ticareti yapıyordu. Kahire’ye muhtelif cins kumaşı ortağı ile gönderdi. Bu kumaşların içinde hafif dokuma hatası bulunan kumaş da vardı. Bunların kusursuz kumaşlara nazaran ucuza satılmasını ortağına sıkı sıkı tenbih etti. Ortağı İmam-ı Azam’ın (r.a.) tenbihini unutarak bütün kumaşları aynı fiyattan sattı. İmam-ı Azam ortağı dönünce, hatalı kumaşları ucuza satıp satmadığını sordu. O da, unutarak onları iyi kumaş fiyatına sattım, dedi. Bunun üzerine İmm-ı A’zam (r.a.) malına şüpheli para karışmasın diye, Kahire’de satılan (iyi- hatalı) bütün kumaşların parasını fakirlere dağıttı.
İşte böyle olan tüccarlar, kıyamette Peygamberlerle beraber olacaktır. Şimdiki hileci satıcılar, ebediyen cennet yüzü görmeyeceklerdir. Zira ihtikar (karaborsacılık) yapan, malına hile karıştıran, Allah (c.c.)’tan uzaklaşır, yaptığı ibadet kabul edilmez.
Herhangi bir kimse ‘Ben şu malı, örneğin on liraya satın aldım. Ondan bu kadar kar ediyorum, dese ve aslında yalan söylüyorsa bu kimse fasıktır. Onun yalan söylediğini bilen bir Müslüman yalanını müşteriye söylemelidir. Eğer bilen, satıcının kalbini gözeterek susarsa, hıyanette ortak olur ve sükut ettiğinden dolayı günahkar sayılır. Yine kişi, satılan malın ayıbını bildiği zaman müşteriye söylemesi gerekir. Eğer söylemezse, Müslüman kardeşinin malının zayi olmasına razı olmuş olur. Bu şekilde razı olmak ise haramdır. Metrede, ölçek ve terazide değişiklik yapmak da böyledir. Dolayısıyla bu aletlerde ihanet ettiğini bilen bir kimsenin, bizzat mani olması veya mani olmak için idarecilere haber vermesi farzdır. [1]
Muhammed bin Münkedir rivayet ediyor: ‘Sukuk’ denilen elbiseler vardı. Bu elbiselerin bir kısmı beş, bir kısmı da on dirhemlikti. Bu zat dükkânda bulunmadığı bir anda, tezgâhtar beş dirhemlik elbiselerden birisini on dirheme sattı. Dükkâna gelip bu durumu öğrenen Muhammed, bütün gün elbiseyi satın alan göçebenin arkasına düşüp gezdi. Nihayet onu buldu. Kendisine, hizmetçi yanlışlık yaparak beş dirhem değerinde bir elbiseyi sana on dirhemle satmıştır, der. Göçebe, ‘Ey kişi, ben buna razı olmuşumdur’ dedi. Muhammed: ‘Her ne kadar sen buna razı olmuşsan da, biz ancak nefsimiz için razı olduğumuz bir muameleye senin için razı olabiliriz. Bunun için şu üç yoldan birisini seç:
1- Ya gelip on dirhemlik elbiselerden birisini alacaksın.
2- Veya senin beş dirhemini geri vereceğiz.
3- Yahut da bizim elbisemizi geri verip bütün paranı alacaksın.’ Göçebe: ‘O halde benim beş dirhemimi ver, dedi. İşte Müslüman ticaret adamı ve esnafı böyle olmalıdır.
Ey çeşitli hile, fasid ve batıl sebeplerle insanların mallarını ve kanlarını emmeye çalışan, onları kandıran, hilekâr ve aldatıcı! Bir defa düşün. Bu şekilde haram olan bir kazanç ile kıldığın namaz, tuttuğun oruç, verdiğin zekât ve yaptığın haccın sana bir kârı yoktur. Nitekim Rasûlullah (s.a.v.) haber vermiştir. Özellikle madenleri karıştırıp altın olmayanı altın, gümüş olmayanı gümüş diye veren, kötü ve kaliteli olmayan malı, iyi mala karıştırıp aldatan, kusurunu boya ve diğer hususlarla örtüp gizlemeye çalışan kişi hakkında Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’in: “Bizi aldatan, bizden değildir.” korkutmasına dikkat et! Müslümanı aldatmanın ne derece büyük günah ve sonuçlarının ne kadar korkunç olduğunu düşün! Bu aldatanlar, Allah (c.c.) korusun, kimi zaman insanı İslâm dininden de uzaklaştırabilir. Yoksa Rasûl-i Ekrem (s.a.v.)’in dehşet verici bu hadis-i şerifini duyduktan sonra, hala aldırış etmez, dünya sevgisini tercih eder, sapıklar yolunda yürümeye rıza gösterirse, o kişinin küfründen korkulur.
Sanatta da hile yapmamak gerekir. Çürük iş yapmak ve gizlemek de aynen ayıplı mal satmak gibidir ve haramdır.
Bir kunduracı olan Ebu’l-Hasan Ali, mürşidi İbni Salim’den sordu: ‘Efendi! Ayakkabıların satışında dinimi nasıl kurtarabilirim?’ Salim, ‘yaptığın ayakkabıların ikisinin yüzünü de bir yapacaksın. Sağı, diğerinden fazla kuvvetli ve sağlam yapmayacaksın! Yüzlerin arasına koyduğun madde, temiz ve güzelinden olsun; tam bir şey olsun. Dikişlerin arasını yaklaştır. Pabuçların birisini diğerinin üzerine koyma!’ demiştir.
Tüccar insan satış için, önce kendi nefsine danışmalı, alıcı olsaydı ne yapardı? Onun için almaya razı olacağı, güzel ve temiz bir malı satmalıdır. Müslüman tüccar ve esnaf alış verişinde az bir kâr ile kanaat etmelidir ki, Cenâb-ı Hak (c.c.) o alış-verişte kendisine bereket ihsan buyursun!
İbni Sirin (r.a.) bir koyun sattı. Alıcıya dedi ki: ‘Bu koyuncağız ayağıyla yiyeceğini çeviriyor; bunun için şimdiden senden helalleşmek istiyorum.’
Hasan bin Salih (r.a.) bir cariye sattı. Müşteriye: ‘Bizim yanımızda bu cariye bir defacık kan kustu.’ dedi.
Rasûlullah (s.a.v.): “Bir kimse, kusurlu malını satarken, onun kusurunu açıklamazsa, Allah’ın (c.c.) gazabı altında kalır; melekler de onu lanet ederler. Alış-verişte birbirinizi kızıştırmayın! Bir malı alır görünerek, onun kıymetinin artmasına sebep olmayın! Birbirinize kin tutmayın!
Aranızdaki, münasebetleri kesmeyin! Satarken ve alırken, borcunu isterken ve öderken, kolaylık ve anlayış gösteren kimselere, Allah (c.c.) merhamet eder. Ey Allah’ın (c.c.) kulları kardeş olunuz!” buyurdular.
Allah (c.c.) malının ayıbını gizleyen kişinin bereketini giderir ve görünmez yerden helak eder; hırsız alır, ateşte yanar, suya düşer, hayvanlar yer v.s. Malının ayıbını gizleyen, ahireti dünyaya satmış, dünya için ahiretini yıkmış, dünyayı alıp, ahireti terk etmiş olur. Zira hak sahibi, onun üç yıllık ibadetinin sevabını alır. Akıllı ve ileri görüşlü olan, zulmet ve günahı kalan fani dünyayı, sonsuz olan ahiretin nimetlerine değişmez. Yani ahiret nimetlerine kavuşturucu sebepler olan iyi şeyler için çalışır; ahirete zararı olan dünyaya çalışmaz.
Rasûlullah (s.a.v.): “Kim ki ayıbını gizlediği bir malı satarsa, devamlı olarak Allah Teâlâ’nın (c.c.) hışmına uğrar ve durmadan melekler onu lanetler. Müslüman, müslümanın kardeşidir. Bir Müslüman, din kardeşine kusurlu bir şey sattığı vakit kusurunu söylemedikçe, bu satış helal olmaz. Kıtlık, yağmurun yağmaması demek değildir; asıl kıtlık, yağmur yağdığı halde, sizin için bereketi olmamasıdır; yani sizin ticaret ve muamelelerinizdeki bu çeşit haksızlıklarınız, tüccarlarınızın irtikab ettikleri bu çirkinlikler, hüner ve sanat sahiplerinin bu hileleri sebebiyle bereket kalkar.” buyurdular.
[1] İhyau Ulûmiddin, Gazali.