بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Arşiv — Eski İçerikler / Konu 1613
Arşiv — Eski İçerikler

Konu 1613

Hz EBU BEKİR (r.a.)

İlk Müslümanlardan olan Hz Ebu Bekir (r.a.) Hulefa-yi Raşidin’in de birincisi olduğu için kendisine ‘Halife-i Rasûlillah’ yani ‘Rasûlullah’ın Halifesi’ denilmiştir. O’nun için en çok kullanılan lakap ‘Sıddık’ kelimesidir. Çok samimi, çok sadık anlamına gelen bu lakap kendisine bizzat Hz Peygamber (s.a.v.) tarafından verilmiş ve böylece tanınmıştır.

Hz Peygamber (s.a.v.)’in Mekkelileri gizlice İslâm’a davet ettiği ilk yıllarda Kureyş’in ileri gelenlerinden birçok kişi O’nun vasıtasıyla Müslüman olmuştur. Hz Ebu Bekir (r.a.), Mekke döneminde Kureyş’li müşriklerin Müslüman kölelerle yabancılardan erkek, kadın, zayıf ve güçsüz pek çok kimseyi efendilerine büyük paralar ödeyerek satın alıp hürriyetlerine kavuşturmuştur. O’nun bu şekilde Allah yolunda malını harcadığından dolayı Leyl sûresinin 5-7. ayetlerinin nazil olduğu rivayet edilmiştir.

Kureyşliler Rasûlullah (s.a.v.)’i öldürmeye karar verdiklerinde, Hz Ebu Bekir (r.a.)’in evine gelerek birlikte Medine’ye hicret edeceklerini söyledi. O gece müşrikler tarafından evi kuşatılan Hz Peygamber (s.a.v.), yatağına Hz Ali (r.a.)’yi yatırarak Ebu Bekir (r.a.) ile birlikte Sevr mağarasına doğru hareket ettiler. Rasûlullah (s.a.v.), kendilerini takip eden müşriklerin mağaranın ağzına kadar gelmesi üzerine korkuya kapılan Hz Ebu Bekir (r.a.)’i teselli ederek onların kendilerine zarar veremeyeceğini söyledi. Daha sonra nazil olan ve Hz Ebu Bekir (r.a.)’in bu üzüntüsünü dile getiren ayet-i kerimede Rasûlullah (s.a.v.)’in O’nu, “Üzülme, Allah bizimledir!”[1] Diyerek teselli ettiği belirtilmektedir. Hz Ebu Bekir (r.a.) bu özel durumu nedeniyle Türk ve İran edebiyatında ‘yar-ı ğar’ yani ‘Hz Peygamber (s.a.v.)’in mağara dostu, can yoldaşı’ ifadesiyle anılmıştır.

Hz Ebu Bekir (r.a.), hicretten sonra Rasûlullah (s.a.v.)’in mescid yapılmasını uygun gördüğü arsayı satın alarak Medine’deki faaliyetlerine başladı. Mekke döneminde olduğu gibi Medine döneminde de katıldığı seriyyeler ve H.9. yılda hac emiri tayin edildiği günler dışında Hz peygamber (s.a.v.)’in yanından hiç ayrılmadı. Komutanlığını Rasûlullah (s.a.v.)’in yaptığı bütün savaşlarda, Hudeybiye anlaşması ve Veda Haccı’nda bulundu. Hz Ebu Bekir, Uhud’da savaş Müslümanlar aleyhine gelişme gösterdiği zaman vücudunu Rasûlullah (s.a.v.)’e siper eden ve yanından hiç ayrılmayan birkaç sahabeden biridir.

Hicretin 7. yılında Hz Peygamber (s.a.v.), Necid bölgesine gönderdiği seriyyeye Hz Ebu Bekir (r.a.)’i komutan tayin etti. O da Beni Kilab ve Beni Fizar kabilelerini yola getirerek Medine’ye döndü.[2]

Mekke’nin fethinde İslâm ordusu şehre girdiği zaman doğruca babasının yanına gitti, onu Hz Peygamber (s.a.v.)’in huzuruna getirerek Müslüman olmasını sağladı. Böylece sağlığında annesi, babası ve bütün çocukları Müslüman olan yegâne sahabe oldu. Huneyn gazvesi ve Taif muhasarasına katıldı. Tebük gazvesinde Rasûlullah’ın kendisine verdiği en büyük sancağı taşıdı. Ordunun bu gazveye hazırlanması için bütün servetini Rasûlullah’ın emrine tahsis etti. Hicretin 9. yılında bizzat hacca gitmeyen Hz Peygamber (s.a.v.) O’nu hac emiri tayin etti. Bir yıl sonra da Hz Peygamber (s.a.v.) ile birlikte Veda Haccı’na katıldı.

Hz Peygamber (s.a.v.) hicretin 11. yılında namaza çıkamayacak kadar hastalanınca namazı Hz Ebu Bekir (r.a.)’in kıldırmasını istedi. Rasûlullah (s.a.v.)’in vefatını öğrenince O’nun hücre-i saadetine girerek yüzünü açtı, alnını öptü ve mescide geçti. Sahabilere hitaben meşhur konuşmasını yaptı.

Hz Ebu Bekir (r.a.)’in Halife seçildiği zaman Müslümanlara hitap ettiği ilk genel hitabesinde konuştuğu bütün cümleler ve cihadla ilgili şu sözleri ne kadar önemlidir:

‘Ey İnsanlar! Sizin en hayırlınız olmadığım halde sizin üzerinize başkan seçilmiş bulunuyorum. İyilik yaparsam bana yardım edin. Kötülük yapacak olursam beni düzeltin. Doğruluk emanettir. Yalan ise hıyanettir. İçinizde zayıf olanınız onun hakkını başkasından alıp kendisine verinceye kadar benim yanımda en güçlünüzdür inşaallah. İçinizde kuvvetli olanınız başkasının hakkını ondan alıncaya kadar benim yanımda en zayıfınızdır inşaallah. Bir millet, Allah yolunda cihadı terk edecek olursa Allah, o toplumu zillete düşürür. Herhangi bir millet de fuhşiyat yaygın hale gelirse Allah onlara umumi felaket verir. Ben Allah ve Rasûlü’ne itaat ettiğim sürece siz de bana itaat edin. Ben Allah ve Rasûlüne isyan edersem bana itaat etmeniz gerekmez. Kalkınız namazı kılalım. Allah sizi rahmetine nail kılsın’[3]

Halife olduktan sonra ilk icraatı, Üsame b. Zeyd’in komutasında sefere hazırlanan orduyu göndermek olmuştur. Hz Peygamber (s.a.v.)’in vefat etmeden önce Mute savaşında şehid olanların intikamını almak üzere hazırladığı ve Suriye’ye doğru göndermeyi kararlaştırdığı ordu, O’nun rahatsızlığı ve vefatı nedeniyle yola çıkamamıştı. Üsame ordusuna hareket emrini verdikten sonra Üsame atlı ve kendisi yaya olarak bir müddet yürüdükten sonra askerlere bir hitabede bulundu. Onlara Allah yolunda kâfirlerle savaşmayı, hainlik etmemeyi, sözünde durmayı, ganimet malına zarar vermemeyi, korkup çekinmemeyi, fesad çıkarmamayı, emirlere karşı gelmemeyi, çocukları, kadınları ve yaşlı insanları öldürmemeyi, meyve veren ağaçları kesmemeyi, yemek ihtiyaçları dışında koyun, sığır ve develeri boğazlamamayı, manastırlara çekilmiş kimselere dokunmamayı, kendilerine ikram edilen yemekleri Allah’ın ismini anarak yemeyi tavsiye etti. Düşmanla savaşmayan bu ordu bazı asi kabileleri yola getirerek Medine’ye döndü.

Yeni Müslüman olmuş bir kısım kabileler Medine İslâm devleti ile irtibatlarını keserek yalancı peygamberlere uydular ve zekât vermeyeceklerini bildirdiler. Hz Ebu Bekir (r.a.) namaz ile zekâtı birbirinden ayrı düşünmenin mümkün olamayacağını, dinin tamamlandığını, onun bazı esaslarının terk edilmesine izin vermeyeceğini söyleyerek Hz Ömer (r.a.)’den yardım istedi. Halid b. Velid’i ordunun başına getirerek isyanların bastırılmasını ve suçluların cezalandırılmasını sağladı.

Hz Ebu Bekir (r.a.), İslâm dinini tebliğ etme konusunda, Hz peygamber (s.a.v.)’in başlattığı stratejiyi devam ettirerek Fırat’ın aşağı tarafındaki bölgelere ordu göndermeye karar verdi. Halid b. Velid komutasındaki orduyu Sasanîlerin üzerine gönderdi. Basra körfezindeki önemli yerleşim merkezleri fethedildi. Sonra ordu Suriye tarafına gönderildi.

Hz Ebu Bekir (r.a.), Kur’an’ı ezbere bilir ve çok duygulu bir şekilde okurdu. Hz Peygamber (s.a.v.), yerine namaz kıldırmakla sadece O’nu görevlendirmişti. Hilafeti esnasında Kur’an-ı Kerim’i ‘Mushaf’ haline getirmek suretiyle İslâmiyet’e en büyük hizmeti yapmıştır.

Hz Ebu Bekir (r.a.)’in ordu komutanlarına ve valilerine verdiği emirler İslâm’ın ve Kur’an’ın evrensel esaslarına dayanmaktadır. Bu emirlerin savaş hukuku ve gayr-i Müslimlerin durumları ile ilgili olanları dikkat çekicidir.

İslâm tarihinde ‘Halife’ tabiri ilk defa Hz Ebu Bekir (r.a.) hakkında kullanılmıştır. Rasûlullah (s.a.v.)’ın halefi olması sebebiyle ashab-ı kiram tarafından kendisine verilen bu unvana itiraz etmemiştir.

Hz Ebu Bekir (r.a.) ile Hz Ali (r.a.) sahabeler arasında en güzel konuşan iki hatip olarak tanınır. Hz Ebu Bekir (r.a.)’in çok tesirli konuşmaları fesahat ve belâgat bakımından olduğu kadar içeriklerinin güzelliği ile de ünlüdür.[4]

[1] Tevbe sûresi, 9/40.

[2] Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.

[3] Siyer-i İbn-i Hişam, 4/661.

[4] Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi.