KISKANÇLIK
Sevilen mal, eş, dost, arkadaş ve bunlar gibi değer verilen şeylerin kaybolması korkusundan doğan telaşlı bir dikkat ve gailedir.
Kıskançlık hali, çoğunlukla aşk ve sevgide görülürse de marifet, sanat, nüfuz ve iktidar gibi kaybolması şüphe götüren şeylerin hepsini kapsamına alır. Kıskançların kalpleri zayıf, gece uykuları kuruntu ile karışık ve az olduğu gibi gündüzleri de boş yere bir takım hayal ve fikirler ve sonu gelmeyen üzüntülerle geçer.
Kıskançlığa gelecek beklentisi, servet ve cesaret galip gelemez. Giderilmesi için doktorlar ilaç veremez. Akıllı insanlar buna, ‘şek ve şüphe içinde yaşar bir mecnun’ adından başka bir ad koyamazlar.
Kocalarını kıskanan kadınların kıskanmalarına iki sebep vardır: Biri: Hakikatte kocasına karşı duyduğu sevgi, diğeri; kocasının başka kadınlara karşı yönelmesi ile kendisinden yüz çevirmesi kuşkusudur ki, bu durum kadınların yaratılışlarından olan aniden ve süratli infial üzerine kurulur.
Annelerin çocuklarını kıskanmaları ise yalnız insanlarda değil hayvanların çoğunda da vardır. O özverili annelerin çocukları evlenince eğitimlerine göre az çok kıskançlıkları baş gösterir ve giderek önceki sevgileri gider, yerine gözyaşı ile karışık kırgınlıkları gelir. Anne ve babanın kırgınlıklarında olan tesir ise hiçbir şeyle kıyas kabul etmez. İşte çocuklar için en çok gözetilecek nokta burasıdır.
Biz bu konuda annelere haksız diyemeyiz. Çünkü bir anne nice ağrılarla dünyaya getirip uyku ve rahatını uğrunda yok ettiği ve eğitimi için varını yoğunu harcayarak yetiştirdiği yirmi yıllık ömrünün ürününü bir gecede yabancı bir kadının elinde parlak bir sevgi içinde görürse kıskanmamak elinden gelir mi?
Eğer gelin tedbirli biri ise çaresiz anneyi elini öperek, yüzüne gülerek biraz teselli edebilirse de kıskanmayı tamamen gönlünden çıkaramaz. (Tasvir-i Ahlâk, A. Rıfat.)