İHLÂS (İçtenlik)
‘İhlâs’, insanın yaşamın bütün zamanlarında, ibadet ve amellerinde sırf Allah (c.c.) rızasını gözetmek ve dini yalnız O’na özgü kılmak, demektir.
İhlâs, tevhid inancının özüdür. Bunun için müslüman, yalnızca Allah (c.c.) rızasını kazanmak amacıyla Hakk’a tapmalı, ibadetlerine asla yapmacık, gösteriş, başkasının beğenisini kazanma düşüncesi karıştırmamalıdır. “Hak’tan başka bir şey düşünmekten korunmak” şeklinde de tanımlanan ihlâs , işleri gösterişten korur, sahibini gerçekten takvaya götürür. Yüce Allah buyurur:
“Kendilerine, dini yalnız Allah’a halis kılarak O’na ibadet etmeleri emredildi.”(1), “De ki: bana dini yalnız, Allah’a halis kılarak O’na ibadet etmem emredildi.”(2), “Dini Allah’a halis kılarak O’na kulluk et! Halis din (ibadet) Allah’a yapılır.”(3), “De ki: ‘Ben, dinimi Allah’a halis kılarak O’na ibadet ederim. Sizden ondan başka dilediğinize tapınız”(4), “(Kurban edilen hayvanların) ne etleri, ne de kanları Allah’a ulaşmaz. Sizin takvanız, O’na ulaşır.”(5)
“De ki: ‘Rabbim bana adaleti emretti. Her mescitte yüzlerinizi O’na doğrultun ve dini yalnızca kendisine has kılarak O’na yalvarın. (Allah’a hiçbir benzer, eş, ortak koşmadan, gönlünüze başka tanrılar getirmeden sırf Allah’a yönelerek O’na kulluk edin) İlkin sizi yarattığı gibi yine O’na döneceksiniz.” (6)
Peygamber (s.a.v.)’e kendini göstermek, kahramanlık, yiğitlik için savaşan bir adamın durumu sorulmuş (bu adamın çarpışması Allah yolunda mıdır?) denilmiş. “Kim Allah’ın kelimesi yüce olsun diye çarpışıyorsa işte o, Allah (c.c.) yolundadır.”(7) buyurmuştur.
Peygamber (s.a.v.): “Ameller niyetlere göredir.’(8) “Allah sizin suretlerinize (yüzlerinize) ve mallarınıza bakmaz, fakat sizin kalplerinize ve niyetlerinize bakar.”(9) gibi hadisleriyle amellerin, kalpteki temiz niyyet ve ihlâs ile değer kazanacağını vurgulamıştır. İlahi bir hadiste de: “İhlâs, benim sırrımdır, onu sevdiğim kulumun kalbine koyarım.”(10) buyurulmuştur.
İmam Gazâli, şöyle der: ‘Kendisine başka bir şeyin karışması muhtemel olan bir şeye o başka şey karışmamış ise, işte buna ‘halis’ derler. Bu safi (karışıksız) işe de ihlas derler.’
Havariler İsa (a.s.)’a: “Amellerin halis olanı hangisidir?” diye sorduklarında, Hz. İsa (a.s.): “Hiç kimsenin övmesini isteyip beklemeden, Allah (c.c.) için yapılan ameldir.” der.
Diğer konularda olduğu gibi ihlâs konusunda da tasavvufçuların sözleri çok çeşitlidir. Fakat bu değişik ifadelerin asıl anlamı birdir. Şöyle ki:
Ebu Ali el-Dakkak: “İhlâs, halkı düşünmekten korumak, nefsi düşünmekten arınmaktır. Muhlis, riyası olmayan sâdık, kendini beğenmeyen adamdır.” demiştir.
Zû’n-Nûn: “İhlâs, ancak ihlâsta sadakat ile olur. Sıdk (sadakat) ise ihlâs ile doğruluğa devam etmekle olur.” “ihlâs, gözünde halkın övgüsünün veya yergisinin bir olması: yapılan amelleri görmeme, onlara âhirette sevâb verileceğini unutmadır.” demiştir.
İslâm alimleri ihlasın yararlarını şöyle sıralamışlardır:
1- Allah’ın (c.c.) rızasını kazanmak,
2- Amellerin kabul olması,
3- Günahlardan arınma ve kurtuluş,
4- Ahirette, felaha, huzura ve rahata kavuşmaktır.
İhlas hakkında yukarıdaki bilgilerden anlıyoruz ki, şeytanın insanları çekmek istediği kötülükler, fenalıklar, günahlar ve dünya hayatının süsleriyle insanın kandırılmasının önüne ancak ihlas ile geçilebilir.
Amelleri boşa çıkarmak için nefsin birçok yöntem ve aracı vardır. Nefsin en gizli afetlerinden biri, övülmekten hoşlanmasıdır. Çünkü biraz övgü görse, gökleri ve yeri üzerine yüklesen çeker ama, övgü olmayınca tembelleşir, başarısız kalır. Şeyhlerden biri yıllarca mescidin birinci safında namaz kılarmış. Bir gün bir engel nedeniyle arka safta namaz kılmak zorunda kalmış. Bundan sonra bir süre görünmez olmuş. Nerede olduğunu soranlara:
- Ben şu kadar yıl namaz kıldım, bunları ‘ihlas’ ile kıldığımı sanıyordum. Bir kez geç kalıp da arka safta namaz kılınca halkın beni arka safta görmesinden, kalbimde bir gariplik hissettim. Anladım ki ömrüm boyunca riya içinde namaz kılmışım. O kıldığım namazları kaza ettim.
Tasavvufçulara göre ‘ihlas’, Allah (c.c.) için yapılan işlerde halkı aradan çıkarmak ve amelleri sadece Allah için yapmaktır. Başka bir deyişle ihlas, kulun oturmasını, kalkmasını, devinmesini, bütün hareket ve durgunluğunu Allah için yapmasıdır.
İhlas’ın temeli doğruluk (sıdk)tır. Sıdk ile ihlas arasındaki fark, birincisinin asıl, ikincisinin de dal olmasıdır. Sıdk eylemden önce de olabilir, fakat ihlas eylemle birliktedir.
İbn Fard’ın Kasidesinin şerhinde, ihlas üzerinde şu bilgiler verilmektedir:
“Kuldan çıkan her eylemin, bir yaratıklara, bir de Yaratan’a dönük yönü vardır. Yaratana dönük tarafta olan kimseye muhlis, eylemine de ihlas denilir. İhlas ikiye ayrılır: İhlas, ihlasın ihlası. Kuldan çıktığı duruma göre de ihlas dörde ayrılır:
1. Sözde İhlas: kulun, dilinden gelen her sözü, kendi nefsinin eylemleri için değil, Hak için yapılacak eylemlere yöneltmesi, yalnız Hak için yapılacak eylemlerden söz etmesi, kendi arzusunu değil, Hakk’ın düşüncesini gözetmesi: yani söylediği her sözü, yalnız Allah için söylemesi, halkın değerlendirmesini değil, Allah’ın değerlendirmesini düşünerek konuşmasıdır.
2. Fiilde ihlas: yapacağı her eylemi, nefsinin yarar veya zararı gibi bir çıkar için değil, sadece Allah (c.c.) için yapması, Allah’ın rızasından başka bir şey düşünmemesidir.
3. Amelde ihlas: ibadetleri yaparken de nefsin çıkarını, ahiret sevap ve cezasını hesaba katmadan yalnız Allah (c.c.) rızası için yapmaktır.
4. Halde ihlas: gaybdan kalbe gelecek halleri halkın bakışına değil, Hakk’ın bakışına, sunması, halkın varlığını ve değerlendirmesini asla düşünmemesidir.
Cüneyd-i Bağdadi’ye göre ihlas, Allah ile kul arasında bir sırdır. Melek bilmez ki yazsın, şeytan bilmez ki bozsun, heva bilmez ki eğsin.
İhlası elde etmenin yolu, insanın sürekli olarak, kendisinin ve evrendeki herşeyin Allah (c.c.)’ın yaratığı olduğunu, mülkün sahibinin yalnızca O olduğunu, kısa bir süre içinde yaşadığı dünya hayatının hesabını O’na vereceğini düşünmek ve bunun dışında her şeyi gönlünün dışında tutmaktır.
-------------------------
(1) Beyyine sûresi, 98/5.
(2) Zümer sûresi, 39/11.
(3) Zümer sûresi, 39/2-3.
(4) Zümer sûresi, 39/14-15.
(5) Hac sûresi, 22/37.
(6) A’raf sûresi, 7/29.
(7) Buhâri, İlim/45.
(8) Buhari, Cihad/15; Nesâi, Cihad/21; İbn Mâce, Cihad/13.
(9) Buhâri, Müslim.
(10) Müslim, İbn Mâce.