بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Arşiv — Eski İçerikler / İFTİHAR (Övünme)
Arşiv — Eski İçerikler

İFTİHAR (Övünme)

İftihar, insanın gerek geçmişleriyle, gerekse sahip olduğu bir kısım nimetler ve özellikleriyle övünmesi ve böbürlenmesine denir. Gerek Kur’an âyetlerinde ve gerekse hadis-i şeriflerde bunun müslümanlar için kötü bir ahlâk olduğu ve terk edilmesi gerektiği bildirilmektedir.

“Çokluk ile böbürlenmek sizi ne kadar oyaladı ki, mezarlıklara kadar ziyaret ettiniz.Hayır, ileride bileceksiniz.” (Tekâsür sûresi, 102/1-3) âyetinde insanların atalarının çokluğu ile iftihar etmelerinin ve bunu kanıtlamak için mezarlıklara bile ziyarete gitmelerinin gereksiz değerlendirmeler olduğu ve bu sûrenin sonunda, “Sonra o gün and olsun ki nimetlerden sorulacaksınız.” (Tekâsür sûresi, 102/8.) “Ey insanlar, kuşkusuz Allah ‘ın va’di bir gerçektir. O halde dünya hayatınız sizi aldatmasın.” (Fatır sûresi, 35/5.) âyetlerinde ise insanın içinde bulunduğu ve yararlandığı nimetleri nereden alıp nereye harcadığı hesabının âhirette kesinlikle sorulacağı bildirilmektedir.

Ebu Zerr (r.a.) anlatıyor: Peygamber (s.a.v.) ile Medine’nin yakınındaki kayalıkta bulunuyorduk. Uhud dağı görününce Rasûlullah (s.a.v.) beni çağırdı. Ben, buyurun Ya Rasûlallah, dedim. Buyurdular: “Şu Uhud dağı kadar altınım olsa, borç için ayırdığımın dışında, ondan yanımda üç gün sonra bir dinarın kalması beni sevindirmez. Ancak Allah’ın kullarına infak etmem beni sevindirir.” (Sonra yürüdü ve buyurdu) “Şüphesiz ki malı çok olanlar, onu dünyada hayır yollarına harcayanlar hariç, ahirette sevabı az olanlardır.” (Buhari ve Müslim.)

Dünya varlıkları için Allah (c.c.) ve Peygamber (s.a.v.) bu şekilde ciddi uyarılarda bulunurken insan, iftihar huyundan dolayı başkalarının kendisine bir kıymet ve ayrıcalık vermesini arzu eder. Bu özelliklerini hemen her yerde, her fırsatta ve toplulukta ortaya atarak, herkesi bıktırıncaya kadar konuşup övünen, bir nevi aşağılık duygusuna sahip zavallı insanlar vardır. Bunlar böyle davranışlarıyla hem kendi ömürlerini boş yere zâyî ederler, hem de farkına bile varmadan toplumun nefretini kazanırlar. Onu dinleyenler nezâketten yüzüne karşı bir şey söylemeseler bile, arkasından dedikodusunu yaparak, gıybet ederler. Böylece bir çok kimselerin günaha girmelerine de sebep olurlar. Elbette bu günahlar ona sebep olan adamın defterine de aynen geçirilir. Bunlara tevbe edip vazgeçmekte, diğer günahlardan kendini kurtarmaktan daha zordur.

İnsanlar bir karış toprak vermemek için ne kavgalar, ne savaşlar, ne çile ve felâketlere katlanırlar da, nefsinin ıslahı için hiçbir fedakarlık yapmak akıllarına bile gelmez. İşte bu hal ne kadar acı bir şeydir. Ham bir insan olarak gelip yine ham olarak gitmek, hiç insan olan birine yakışır mı dersiniz ? Dünyası iyi olursa ne güzel, eğer iyi olmazsa onu düzeltmek için gece gündüz harıl harıl nasıl çalıştığını görmekteyiz. Fakat ne fayda? Sonuçta kazanılan bütün bu maddi varlıkların hepsi bu dünyada bırakılıp âhirete yalnızca amellerle gidilmektedir.

Akıllı insan her zaman bu hesabı yapmalıdır. Bu hesabı en yapanlar ve em kârlı çıkacak olanlar elbette ki, sonsuz âhiret hayatını dünya hayatına yeğleyip ona göre hazırlık yapanlardır.

Ebediyyet (sonsuzluk) âleminin güzelliği için her nedense gayret göstermeyi çok az insan başarabiliyor. Bu da bizler için en büyük bir kayıptır. Övünmek, aynı zamanda bir ‘benlik’ ve ‘varlık’ işaretidir. Halbuki ‘benlikler’ yıkılmadıkça varlık denilen saâdete ulaşılmaz. Buğday tanesi toprağa gömülmedikçe ve orada çürüyüp yok olmadıkça, yeşerip taze başak çıkaramaz. Halbuki gereği gibi ürün verince, yerine göre bire on, yirmi, otuz, elli hatta yüz bile alanlar olmuştur. Bu bizim için bir ibret dersi olamaz mı dersiniz ? Cenâb-ı Hak cümlemize iyi amellerde başarılı kılsın da, kötü ahlâklarımızı yok edip, yerlerine bize güzel ahlâkları ihsân buyursun. (Tasavvufi Ahlâk, M. Z. Kotku.)

‘İftihar’ın makbul ve hatta gerekli olduğu yerler de vardır. Bir müslümanın,

mensubu bulunduğu yüce İslâm dini, sünnetine uyduğu peygamberi Hz Muhammed (s.a.v.), Allah’tan gelen ve inandığı ilâhi kitabı Kur’an-ı Kerim, Raşid Halifeler, İslâm büyükleri, İslâm alimleri, ahlâk önderleri ile iftihar etmesi yukarıda belirtilen durumların aksine farzdır ve gereklidir.