Hz Ömer (r.a.)'in Tavsiyeleri
Hz. ÖMER (r.a.)’in İDARECİYE TAVSİYELERİ
1- Ebu Bekir b. Abdullah El-Hüzeli, Hasan-ı Basri’den naklen şöyle anlattı: Bir adam geldi, Hz. Ömer’e, ‘Allah’tan kork ey Ömer’ dedi ve sözünü uzattı. Bunun üzerine orada bulunan birisi adama, ‘Sus! Emir-ül Mü’minin’e karşı fazla konuştun’ dedi. Hz Ömer (r.a.) şöyle dedi: ‘Bırak onu konuşsun. Eğer biz onların doğru sözlerini kabul etmezsek bizde hayır yoktur.’ Nerede ise konuşana cevap verecekti.
2- Ubeydullah b. Ebi Humeyd, Ebul-Müleyh b. Ebi Üsame el-Huzeli’den şöyle nakleder: Hz. Ömer irad ettiği bir hutbesinde şöyle buyurdu:
Ey insanlar! Bizim sizin üzerinizde gayb, yani iman esaslarıyla nasihat etmek, hayra yardımcı olmak hakkımız vardır. Ey çobanlar! Biliniz ki, Allah katında imamın, yani idarecinin, yumuşaklık ve şefkatinden daha sevgili ve faydası daha umumi bir vasıf yoktur. Yine Allah katında imamın cehalet ve bunaklığından daha sevimsiz ve daha zararlı bir vasıf yoktur. Biliniz ki, her kim emri ve idaresi altında bulunanları iyilik ve afiyet ile tutarsa ondan daha fazlası kendine verilir.
3- Davut b. Ebi Hind, Amir’den şöyle nakletti: İbni Abbas (r.a.) dedi ki, suikast yapıldığı sırada Hz. Ömer’in yanına girdim, kendisine şöyle dedim:
Ey Mü’minlerin Emiri! Cenneti müjdelerim. Çünkü sen insanların küfrettikleri anda Müslüman oldun. İnsanların kötü muamelelerine rağmen Rasûlullah ile cihad ettin. Rasûlullah senden razı olarak hayata gözlerini yumdu. Halifeliliğin esnasında hiç kimse ihtilâfa düşmedi. Nihayet şehit olarak can veriyorsun. Bana “sözlerini tekrarla” dedi. Ben de tekrarladım. O zaman şöyle buyurdu: Kendinden başka ilâh bulunmayan Allah’a yemin ederim ki, eğer yeryüzünde, beyaz, siyah ne varsa hepsi bana verilmiş olsaydı arz gününün korkusundan dolayı onların hepsini feda ederdim.
4- Abdulmelik b. Müslim, Osman b. Ata el-Kûlâli ve babası tarikiyle şöyle dediler: Hz. Ömer (r.a.) bir hutbesinde Allah’a hamdü sena ettikten sonra şöyle dedi:
Bundan sonra derim ki, kendisi bâki, gayrısı fani olan Allah (c.c.)’ın azabından korkup rahmetinden ümitvar olmanızı tavsiye ederim. Öyle Allah ki, O’na itaatle sevgili kulları faydalanır. İsyan etmekle de düşmanları zarar görür. Malum ola ki, helâk olmuş bir kimse için hidayet zannıyla bilerek yaptığı bir dalâlette mazeret yoktur. Keza, dalâlet sanıp terk ettiği bir hakta da mazeret yoktur. Şüphesiz rainin raiyyesinden tahahhüd ettiği şeylerin en fazla hak olanı, Allah (c.c.)’ın hidayet ettiği dinî vazifelerinde Allah hakkı olarak üzerlerine terettüb eden şeyleri onlara karşı ifa etmesidir. Bizim üzerimize düşen vazife; Allah (c.c.)’ın yapılmasını emrettiği taatleriyle size emretmemiz ve vasiyet olarak size yaşadıklarını yasaklamamız, yakın uzak herkes hakkında Allah’ın emirlerini tatbik etmemiz, haktan gayriye değer vermememizdir.
Biliniz ki: Allah namazı farz kılmış ve ona bir takım şartlar koymuştur. Meselâ abdest, huşu’, rukû’ ve sücud namazın şartlarındandır. Ey insanlar biliniz ki; tamah fakirlik, kanaat zenginliktir. Kötü kimselere karışmaktansa uzlete çekilmekte rahat vardır. Biliniz ki; hoşuna gitmeyen hususlarda Allah’ın kaza ve kaderine rıza göstermeyen kimse, sevdiği hususlarda tam manasıyla Allah’a şükrünü eda etmiş sayılmaz. Biliniz ki; Allah’ın birtakım kulları vardır. Onlar batılı, terk etmek suretiyle öldürürler, zikretmek ve yapmak suretiyle de hakkı ihya ederler. Onlar rağbet ettirildiler de rağbet ettiler. Korkutuldular da korktular. Eğer onlar korkarlarsa emin olmazlar, imana taallûk ettiği için göremediklerini görürler, ayrılamadıkları şeylere ihlâsla bağlanırlar. Korku onları ihlâslı kişiler kılmıştır. Bu sebeple, kendilerinden ayrılacak olan fâniyi bırakıp, devamlı olan bakiye sarıldılar. Hayat onlar hakkında bir nimet, ölüm de bir ikramdır.
5- İsmail b. Ebi Hâlid, Zebid el-Eyyami’den şöyle nakletti: Hz. Ömer vasiyetinde şöyle buyurdu:
Benden sonra gelecek halifeye, Allah’tan korkmasını tavsiye ederim. Ona ilk muhacirleri, kendilerine ait olan haklarını, izzet, şeref ve değerlerini tanımasını da tavsiye ederim. Önceden evi ve imanı hazırlamış olan Ensar’ı da tavsiye ederim ki, onların güzel iş yapanlarından işini kabul etmesini, kötü iş yapanlarını da affetmesini vasiyet ediyorum. Şehirlerde yaşayan halkı da tavsiye ederim. Çünkü onlar, İslâm’ın yardımcıları, düşmanın hedefi ve devlet için mal toplayıcılardır. Onlardan, ancak gönül rızalarıyla mallarının fazlasını alsın. (11) A’rabileri (yani taşra halkını) da tavsiye ederim. Çünkü onlar Arab’ın aslı ve İslâm’ın maddesidirler. Onların fazla mallarını alsın fakirlerine versin. Allah ve Rasûlünün ahdini de tavsiye ederim. Allah ve Rasûlünün ahidlerini insanlara tam olarak tatbik etsin. Onların peşinde savaşsın. Halka, takatlarının dışında yükler yüklemesin.
6- Said b. Ebi Arûbe, Katâde, Salim b. Ebi’l-Ca’d ve Mi’dan b. Ebi Talha el-Ya’muri’den naklen şöyle der: Hz. Ömer (r.a.) bir Cuma günü bir hutbe irad ederek Allah’a hamdü sena edip Allah Rasûlünü ve Hz. Ebu Bekr (r.a.)’i andıktan sonra şöyle buyurdu:
Ey Allah’ım! Şehirleri idare eden valilere seni şahit kılıyorum. Çünkü ben onları ancak insanlara dinlerinden ve peygamberin sünnetlerinden bilmediklerini öğretmeleri, toplanan vergileri onlar arasında taksim etmeleri, insanlar arasında adaletle hükmetmeleri için gönderdim. Bir müşkil ile karşılaşan olursa müşkülünü bana ulaştırmasını emrettim.
7- Abdullah b. Ali, ez-Zuhri’den şöyle nakleder: Hz. Ömer (r.a.)’e bir adam geldi ve şöyle dedi: Ey mü’minlerin emiri! Benim için, Allah hakkında hiçbir kötüleyicinin kötülemesine aldırmadan vazife yapmak mı daha hayırlıdır, yoksa kendi işime bakmak mı? Hz. Ömer (r.a.) şöyle cevap verdi: ‘Halife tarafından verilmiş bir vazifesi olana gelince, o kimse Allah hakkında hiçbir kötüleyicinin kötülemesine aldırmasın. Böyle bir vazifesi olmayan ise kendi işine baksın ve idareciye nasihat etsin.’
8- Abdullah b. Ali, ez-Zûhri’den naklen şöyle der: Hz. Ömer (r.a.) şöyle dedi:
Seni ilgilendirmeyen işlere karışma. Düşmanından uzak ol. Emin olanı hariç, dostundan kendini koru yani sırlarını açma. Çünkü emin bir insana hiçbir şey denk olamaz. Kötü ahlâklı kimse ile arkadaşlık etme, aksi halde kötülüklerinden pek çoğunu sana telkin eder. Böylesine sırlarını da ifşa etme. İçlerinde Allah’tan korkanlarla istişare et.
9- İsmail b. Hâlid, Said b. Ebi Bürde’den şöyle nakleder: Hz. Ömer (r.a.), Ebu Musa el-Eş’ari’ye şöyle yazdı:
Allah katında çobanların (idarecilerin) en mesudu, vücudu ile güttükleri saadete eren kimsedir. Çobanların en kötüsü ise, güttüklerinin şekavetine sebep olandır. Kötülük etmekten ve dalâlete düşmekten son derece sakın. Aksi halde emrinde çalıştırdıkların da kötülüğe dalarlar. O zaman senin Allah yanındaki durumun, tıpkı yerin yeşil kısımlarına bakıp, beslenmeyi ve yağlanmayı isteyen ve oradan otlayan hayvanın durumu gibi olur. Halbuki onun ölümü semizliğine bağlıdır. Selâmlar.
10- Mis’ar, Hz. Ömer (r.a.)’den naklen şöyle anlattı: Hz. Ömer (r.a.) buyurdu: Allah’ın emrini ancak başkasına boyun eğmeyen, yumuşaklık göstermeyen, tamahkâr olmayan kimse ikame eder. Yine Allah’ın emrini ancak, hiddeti eksilmeyen, hak uğrunda kendi partisine mensup olanlara karşı öfkesini yutmayan, doğru söyleyen kimse tatbik eder.