Hz Ali (r.a.)'nin Tavsiyeleri
Hz ALİ (r.a.)’NİN
MÜSLÜMAN SİYASETÇİYE TAVSİYELERİ
‘Hz Ali (r.a.)’nin Mısır’a vali tayin ettiği Malik bin el-Hâris el-Eşter’e
yazdığı emirnamedir.’
Vergisini toplamak, düşmanlarına cihad açmak, ahalisine sulh, saadet ve
selâmet içinde bir hayat temin etmek, memleketlerini imar etmek için, Mâlik bin
el-Hâris’e Hz Ali (r.a.)’nin emri şudur:
Allah’a ve Emirlerine
Tam İtaat Etmek
O’na Allah (c.c.)’tan korkmayı, Allah’ın kudretini kabul etmeyi ve
kitabında emrettiği farzlarına,
sünnetlerine uymayı emreder.
O farzlar ve sünnetler ki, hiç kimse onlara uymadıkça saadet yüzü görmez ve
onları tanıdıkça da hüsrana uğramaz. Bir de O’na, eliyle, kalbiyle, diliyle
Cenâb-ı Hakk’ın yolunda bulunmayı emreder.
Çünkü yüce Allah (c.c.), kendi yolunda bulunana yardım, kendisine saygı
duyanı şereflendirmeyi garanti ediyor. Sonra ona şehvete maruz kaldıkça nefsini
kırmasını, serkeşlik ettikçe kendisini frenlemesini emreder. Zira nefis,
alabildiğine fenalığa teşvik edicidir. Meğer ki Cenâb-ı Hak merhametiyle insanı
korumuş olsun!..
Şimdi bilmiş ol Ey Malik! Ben seni öyle memleketlere gönderiyorum ki, birçok
hükümet idarecileri senden evvel oralarda adalet sürdü veya zulmetti. Sen
vaktiyle nasıl senden evvelki valilerin yaptıkları icraatları nasıl gözden
geçiriyordun, halk da şimdi öylece senin icraatını gözetecektir. O zaman, senin
onlar hakkında söylediklerini, halk da şimdi senin hakkında aynen söyleyecektir.
Kimlerin iyi olduğu, Allah (c.c.)’ın kendi kullarına söylettiği dilinden
anlaşılır.
Onun için biriktireceğin en sevimli azık, güzel işler, iyi ameller olsun.
Nefsinin arzularına, heveslerine hâkim ol. Sana helâl olmayan şeylerden
nefsine karşı cimri ol. Zira gerek hoşlandığı, gerek hoşlanmadığı şeylerde
nefse karşı cimrilik onun hakkında adâletin tâ kendisidir.
Tebaaya (Halka) Karşı
Davranış
Tebaa (mensubu olduğun, idare ettiğin halk) için kalbinden muhabbet,
merhamet ve iyilik duyguları, lütuf meyilleri besle. Sakın çaresizlerin başına
kendilerini yutmayı ganimet bilen yırtıcı bir canavar kesilme! Çünkü bunlar iki
sınıftır:
- Ya dinde kardeşindir.
- Yahut da yaradılışta bir eşin.
Evet, kendilerinden hata sadır olabilir, kendilerine bir takım arızalar
gelebilir.
Hata ile yahut kasıtlı olarak işledikleri kabahatlerinden dolayı terk etmek
değil, ellerinden tutup yola getirmek, ıslah etmek pek mümkündür. Kendin için
nasıl Allah (c.c.)’ın affını, hoşgörüsünü, müsamahasını istersen, sen de onlara
affını ve müsamahanı geniş tut, esirgeme. Çünkü sen onların üstünde ve fevkinde
bulunuyorsun. Valilik emrini sana veren de senin üstünde ve fevkinde bulunuyor.
Allah (c.c.) ise herkesin, sana valilik verenin de üstünde bulunuyor. Ve kulların
(halkın) işlerini de hakkıyla görmeni istiyor, seni onlarla imtihan ediyor.
Sakın Allah (c.c.) ile harp edip de kendini gazabına hedef ve siper etme. Çünkü
ne intikamına dayanacak kudretin var, ne de affından ve merhametinden
müstağnisin.
Kendi Kendini Kontrol Etmek
Sakın hiçbir affından dolayı asla pişman olma; sakın hiçbir ukubetin
(cezalandırma) için de olsa sevinme.
Bertaraf etmek imkânını buldukça hiçbir badireye atılma. Bir de sakın ‘ben
tam kuvvet ve kudret sahibiyim, emrederim ve itaat ederler’ deme!
Çünkü böyle düşünce, kalbi fesada vermek, dini zaafa uğratmak ve felâkete
yaklaşmaktır. Şayet elindeki imkân ve kudret sana bir büyüklük duygusu verirse,
derhal üstündeki melekûtun büyüklüğüne bak ve senin kendi nefsine karşı
muktedir olamayacağın şeylerde, Allah (c.c.)’ın sana karşı kadrinin mutlak
olduğunu düşün. İşte bu düşünce senin o yükseklerden uçan bakışını yere
indirir, şiddetini giderir, seni bırakıp giden aklını başına getirir. Sakın Allah
(c.c.) ile azamet (ululuk) yarışına girme, sakın kibir ve azametle kendisine
benzemeye özenme. Çünkü Yüce Yaratıcı, her zorbayı alçaltır ve her kibirliyi
hakir eder (küçültür) bırakır.
Adaleti Tam Tatbik Etmek
Nefsin hakkında, sana yakınlığı olanlar hakkında, tebaan arasında
kendilerine meyil beslediğin hakkında, Allah (c.c.)’a ve Allah (c.c.)’ın
kullarına karşı adaletten asla ayrılma. Şayet böyle yapamazsan zulmetmiş
olursun. Halbuki Allah (c.c.)’ın kullarına zulmedenin, Allah (c.c.)’ın kulları
adına davacısı Allah’tır. Allah (c.c.) da birinin hasmı oldu mu, o kimsenin
tutunabileceği bütün deliller batıldır. Ölünceye yahut tevbe edinceye kadar
kendisiyle harp içinde bulunur. Dünyada zulüm kadar Allah (c.c.)’ın lütfunu
tebdil eden (değiştiren), kahrını çabuklaştıracak bir şey olamaz. Zira Cenâb-ı
Hak zulüm altında inleyenlerin inkisarını (bedduasını) işitiyor, zalimleri ise
gözetleyip duruyor.
İşlerin içinden öylesini seçmelisin ki hak hususunda en mütevassıtı
(ortası), adalet bakımından en yaygını olsun; olsun halkın rızasını en çok
çeksin. Zira efkârı umumînin (kamuoyunun) hoşnutsuzluğu, kişilerin razı
olmasını hükümsüz bırakır; kişilerin kızgınlığı ise efkârı umumînin nazarında
kaynar gider.
Yakınlarına Karşı Davranış
Sonra vali için hassa takımı (yakın adamları) kadar iyi günlerde yükü ağır
basan, kara günlerde yardımı az dokunan, adaletten hoşlanmaz, istemekten
usanmaz, verilince şükür etmez, verilmezse değme özürle (mazeretle) savulmaz,
felâkete dayanıksız tek adam yoktur. Halbuki İslâm’ın esası, Müslüman’ın ölçüsü
efkâr-ı umumiye olduğu gibi, düşmana karşı duracak bir silâh varsa ancak odur.
Onun için samimiyetin, meylin daima bunlara müteveccih (yönelik) bulunmalıdır.
Tebaan arasında yanına yaklaştırmayacağın, kendilerinden en çok nefret
edeceğin adamlar ise, halkın kusurlarını en çok araştıran kimseler olmalıdır.
Zira insanların öyle kusur ve hataları vardır ki örtülmesi, gizlenmesi
herkesten fazla valiye düşer. Bundan dolayı bu kusurların sence gizli
olanlarını sakın eşme, ortaya çıkartma. Senin görevin bildiklerini düzeltmekten
ibarettir. Mechûlün olanlara (bilmediklerine) gelince, onların hakkındaki hükmü
Allah (c.c.) verir.
Halkın Kusurlarını
Örtmek
Evet, sen Tebaanın kusurunu gücün yettiği kadar ört ki, Allah (c.c.) da
senin tebaandan gizli kalmasını istediğin şeyleri örtsün.
İnsanlık hakkındaki bütün kin düğümlerini çöz; seni intikama doğru
sürükleyecek iplerin hepsini kes. Sence vuzuh kesbetmeyen (açıklık kazanmayan)
şeylerin hepsi hakkında hüküm verme, anlamış olarak davran. Şunu bunu
çekiştirenin sözün sakın çarçabuk inanma. Çünkü gammaz (çekiştirici) ne kadar
saf görünürse görünsün yine entrikacıdır, hilekârdır.
Kimler Müşavir Olmalıdır
Sakın, ne seni yoksulluk ihtimaliyle korkutarak kereminden çevirecek
cimriyi, ne büyük işlere karşı azmini gevşetecek korkağı, ne de hiddete saparak
sana ihtirası iyi gösterecek ihtiraslı kişiyi istişare heyetine sokma. Çünkü
cimrilik, korkaklık, ihtiras ayrı ayrı huylardır ki, yüce Allah hakkında
beslenen kötü zan bunları bir araya getirir.
Sana müşavir (danışman) olacakların en kötüsü senden evvel kötülük eden
kimselerle hem dost olan, onların suçlarına iştirak eden kimselerdir. Böyleleri
senin mahremin olmamalıdır. Çünkü (bunlar) canilerin yardımcıları ve zalimlerin
de dostlarıdırlar. Ne hacet! Hiçbir zalime zulmünde, hiçbir günahkâra cürmünde
yardım etmeyenler içinden bunların yerini tutacak öylelerini bilirler, fakat
onların günah ve vebalinden tamamen masundurlar. İşte senin için böylelerinin
yükü en hafif, yardımı en çok, sana şefkati herkesinkinden ziyade, senden
başkasına muhabbeti o nispette az olur. Bu gibilerini hem özel hem genel
meclislerinde kendine yakın tut. Sonra bu adamların içinden öylelerini çok
beğenmelisin ki, sana acı hakikatleri herkesten ziyade o söylesin ve şayet
sevdiği kullarından huzuruna çıkmasına, Allah (c.c.)’ın razı olmadığı bir
harekette bulunmak istersen, hoşuna gidip gitmeyeceğini hiç düşünmeden seni
tenkit edebilsin.
Bir de doğru adamları ve Allah (c.c.)’tan korkan kimseleri kendine sırdaş
ittihaz et.
Dalkavuklara Yakın
olmamalı
Seni alkışlamalarına, yapmadığın birtakım işleri sana mal edip nefsini
okşamalarına dikkat et. (Nefsini okşamalarına müsaade etme). Zira alkışın çoğu
insanı azamete sevk eder, gurura yaklaştırır. Sakın insanın iyisi ile kötüsü
arasında eşitlik gözeteyim deme, (ikisi senin nazarında bir olmasın). Zira bu
eşitlik, iyileri iyilikten soğutur, kötülerin de kötülüğe meylini artırır.
Bilmiş ol ki; Valinin halkına güzel zan beslenmesini en çok sağlayan,
onlara iyilikte bulunması, yüklerini hafifletmesidir.
Hüsn-ü Zan Adem-i İtimad
Sonra hüsn-ü zan (iyi kanaat) ile muamele edersen uzun uzun yorgunluktan
kurtulursun. Sonra hüsn-ü zannına en çok lâyık olan adam, senin hakkındaki tecrübelerin
iyi çıkanıdır. Su-î zannına (kötü kanaat) da en lâyık olanı ise, hakkındaki
tecrübelerin fena çıkanıdır.
Bu ümmetin ileri gelenleri tarafından işlenerek herkesin alıştığı ve halkın
güzelce uyguladığı güzel bir âdeti, sakın kaldırayım deme. Ve eski âdetlerin
herhangi birine aykırı gelecek yeni bir âdet icat etmeye de asla yanaşma. Çünkü
sevap, o güzel âdeti koyanın, vebali ise bu âdeti kaldırdığın için senin
olacaktır.
Memleket işlerinde uygun gelen tedbirleri tespit ve senden evvelki
insanlara doğruluk temin eden sebepleri ayakta tutma hususunda sık sık âlimlerle
müzakere et, hikmet sahipleriyle tartış, konuş.
Halk Sınıfları
Malûmun olsun (bil) ki, (halk) tebaan grup, gruptur. Bunlardan her birinin
iyiliği, diğerinin iyiliğine bağlıdır ve hiç biri diğeri olmadan edemez.
Bu tabakalardan (sınıftan) bir kısmı Allah (c.c.) yolunda askerlik ederler,
bir kısmı ammenin ve seçkinlerin yazı işlerini yaparlar, bir kısmı adâlet
dağıtmaya memur kadılar (hâkimler), bir kısmı da merhamet ve insafla işleri
yönetecek valiler, bir kısmı cizye ve haraç veren zımmîlerle (gayr-i müslim
vatandaşlar) Müslümanlar, bir kısmı ticaret ve sanat sahipleri, bir kısmı da
fakirlik ve ihtiyaç içinde bulunan sınıftır. Cenâb-ı Hak bunlardan her birinin
hissesini bildirmiş ve her birine ait hadleri ve farzları ya kitabıyla, ya Hz.
Peygamber (s.a.v.) Efendimizin sünnetiyle gösterdikten sonra gözetilen ve
korunan bir ahid olarak bizlere vermiştir.
Askerlere
Karşı Davranış
Askerler, Allah (c.c.)’ın izniyle, halkın kaleleri, valilerin şerefi, dinin
izzeti, asayişin vasıtalarıdır. Halk ancak bunlar sayesinde ayakta durabilir.
Bununla beraber askerin düzeni de Allah (c.c.)’ın kendilerine ayırdığı haraç
ile sağlanır ki, düşmanlarına karşı onunla cihad edebilirler; işlerini yoluna
koyabilmek için ona güvenirler ve bütün ihtiyaçlarını temin etmek üzere
arkalarında o bulunur. Sonra bu iki sınıfın varlığı, kadıların, âmirlerin,
kâtiplerin varlığına bağlıdır. Çünkü akitleri gerektiği biçimde başaranlar
umumi menfaatleri sağlayanlar, hususi ve hükmi şahısların bütün işlerinde
güvenilir insanlar bunlardır.
Hepsinin bekası için de ticaret ve sanat erbabının varlığı şarttır. Çünkü
faydalı işleri, ticaret kurumlarını ve başkalarının yapamayacağı sanat
eserlerini bunlar temin edecektir.
Sonra ihtiyaç sahibi olan fakirleri teşkil eden son grup gelir ki, iyilik
ve yardıma en çok muhtaç olan bunlardır. Bunlardan her birinin Allah
(c.c.)’tan, ihtiyacı ve kısmeti miktarınca vali tarafından karşılanması
emrolunmuştur.
Vali, Allah (c.c.)’ın kendisine tevdi ettiği bu teklifin altında ancak, son
derece dikkatle ve Allah (c.c.)’tan yardım isteyerek, bir de hafif, ağır bütün
işlerde nefsini hakka sabır ve tahammüle alıştırmakla kalkabilir.
Komutanın
Vasıfları
Sonra, askerlerinin başına öyle birini geçir ki, Allah (c.c.)’a, Rasûlüne
ve İmamına karşı sence hepsinden daha samimi bulunsun. Kalbi hepsinden temiz
olsun ve aklı başında denge bakımından hepsinden üstün olsun, kızdığı zaman
ağır ve temkinli davransın, mazeretleri sükûnetle sonuna kadar dinlesin;
zayıflara acısın; kuvvetlilerden uzak dursun; öyle şiddetli kalkıp acizlikle
oturan takımdan olmasın.
Sonra, gerek insaniyetli ve şerefli kimselere, gerek iyiliğiyle, güzel
işleriyle tanınmış aile fertlerine, daha sonra yiğit, mert ve cömert insanlara
iltifat et. Çünkü bunlar kerem sahibi kimselerdir, lütufkâr gruptur. Ana ve
baba, çocuklarının işini nasıl araştırırsa, sen de askerlerinin işini öylece
gözetle. Kendilerini kuvvetlendirmek için verdiğin şey çok bile olsa gözünde
asla büyütmeyesin, haklarında taahhüt ettiğin lütuf az bile olsa gözünde asla
küçük görünmesin. Çünkü sana karşı samimiyetle davranmalarına ve güzel zan
beslemelerine sebep olur. Bir de onlara ait işlerin büyüğünü görüyorum, diye
küçüğünü takipten geri durma. Zira ufak bir lütuftan müstağni kalamayacakları
yer de olur, büyük lütuftan istifade edecekleri yer de olur.
Ordunun başında bulunanlar içinde sence en makbulü, o kimseler olmalıdır
ki, askerlere iyi muamele etsin ve hem şahıslarını, hem geride kalan ailelerini
sıkıntıdan kurtaracak kadar kendi servetinden fedakârlık etsin de bu sayede
düşmana karşı savaşırken hepsinin düşüncesi bu noktada birleşebilsin.
Valiler için memlekette adaletin kurulmasından, bir de halkın kendisine
sevgi göstermesinden daha büyük bir teselli kaynağı yoktur. Zira yürekler salim
olmadıkça muhabbet izhar etmez. Sonra askerin, senin hakkındaki samimiyeti,
ancak âmirlerinden memnun olmalarına ve onları yüksünüp bir an önce başlarından
çekilmelerini istememelerine bağlıdır.
Sen kendilerine ümit kapılarını aç. Övülmeye lâyık olanlarını övmekte,
büyük hadiselere maruz kalmış olanlara maceralarını ve kahramanlıklarını
saymakta kusur etme. Zira bunların kahramanlıklarını sık sık anmak, inşallah
yiğitleri galeyana, savaş istemeyenleri de gayrete getirir. Sonra, bunlardan
her birinin fedakârlığını iyice tanı; hem sakın birinin hizmetini başkasının
hizmetiyle beraber zikretme. Kimseye de gösterdiği yiğitliğe uygun düşmeyecek
alçak bir pay verme. Bir de; ne mevkiinin büyüklüğü, bir kimsenin hizmetini
büyük görmene, ne de mevkiinin küçüklüğü bir adamın kıymetli hizmetlerini
küçültmene asla sebep olmamalıdır.
Çözemediğin İşleri Allah’a Havale Et
Sonra altından kalkamadığın hadiseleri, kestirip atamadığın işleri, Allah
(c.c.)’a ve Rasûlü’ne havale et. Zira Cenâb-ı Hak irşadını dilediği bir kavme “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin,
Peygambere ve içinizdeki Ulû’l-Emre (emir sahibine) itaat edin; şayet bir şeyde
anlaşamazsanız, onu Allah’a ve Peygambere gönderin!” buyuruyor. Allah
(c.c.)’a göndermek demek, kitabındaki muhkem (âyet)’lere sarılmak demektir.
Rasûl’e göndermek demek, O’nun toplayan, tefrikaya meydan vermeyen, birleştiren
sünnetine uymak demektir.
İnsan Seçmek
İnsanlar arasında hüküm vermen için öyle bir adam seç ki, sence halkın en
değerlisi olsun, işten sıkılmasın; bir şey sormak, muhakeme olmak için
gelenlerden sinirlenerek inada kalkışmasın; hatasında ısrar etmesin. Hakkı ve
doğruyu gördüğü anda, döneceği ve teslim olacağı yerde, dili tutulup kalmasın;
hiçbir zaman tamah ettiği menfaatin kaybolacağı endişesine düşmesin; meseleyi
özüne kadar anlamadıkça ilk andaki kanaati yeterli görmesin.
Şüphelerde en çok durur, delillere en çok sarılır, hasmın müracaatından en
az usanır, işlerin vuzuha kavuşmasını en çok bekler, hükmün açıklık
kazanmasında en kesin davranır, övme ile şımarmaz, korku ve heyecan ile
sarsılmaz olsun. Ama böyleleri de pek azdır. Sonra bu adamın vereceği hükümleri
sık sık araştır ve kendisine ihtiyacını giderecek, halka muhtaç olmayacak kadar
maaş bağla, hem senin yanında öyle bir mevki ver ki, sana yakın olanlarından
kimse o mevkie göz dikemesin ve o adam başkalarının sana gelip de kendisine
hainlik edemeyeceğinden emin olabilsin.
Evet, bu hususta gayet dikkatli bulunmalısın. Çünkü bu din kötü adamların
elinde esir oldu: Onun namına istenilen yapılıyor ve onunla dünyayı elde etmeye
uğraşıyorlar!
Âmillere Dikkat Etmek
Sonra âmillerine (zekât ve vergi toplayan memurlara) dikkat et, kendilerini
iş başına öyle getir. Yoksa tarafgirlik, bencillik dolayısıyla kimseye vazife
verme. Çünkü bu iki sebep zulme ve hainliğe neden olur. Bir de bu iş için,
iyiliğiyle tanınan ailelerden yetişmiş, tecrübeli, hayâ sahibi, İslâm’a hizmeti
geçmiş adamları araştır. Zira bunlar, ahlâkı en üstün, namusu, şerefi en
sağlam, tamahın cazibesine en az kapılır, işleri en doğru yapan insanlardır.
Geçimlerini de geniş bir şekilde temin et. Çünkü nefislerini iyiliğe sevk
hususunda bu bir kuvvet olacağı gibi, elleri altındaki şeylere el uzatmaktan o
sayede uzak kalırlar. Bundan başka, şayet emrine muhalefet ederler yahut
emanete tam riayet etmezlerse senin için aleyhlerine kullanacağın bir delil
olur. Sonra bunların yaptığı işleri takip et. Arkalarından vefalı ve dürüst
gözcüler gönder. Zira işleri nasıl gördüklerini gizlice öğrenmen emaneti
korumalarına ve halk hakkında şefkatli iş yapmalarına sebep olur.
Yardımcılara Dikkat Etmek
Yardımcılarına karşı da ihtiyatlı bulun. Şayet içlerinden biri elini
hıyanete uzatır ve gözcülerinin vereceği haberler şahsın bu hıyaneti üzerinde
toplanırsa şehadetin bu kadarını kâfi görerek müstahak olduğu bedeni cezayı
üzerinde icra edersin.
Topladığı paraları alır, kendisini zillet mevkiine dizersin; alnına hıyanet
lekesini vurur boynuna töhmet arını geçirirsin (suçluluğundan dolayı mahcup
edersin) .
Harac’ın
Tahsili ve Tevzii
Sonra haraç işini, haraç ehlinin (verenlerin) iyiliğiyle birlikte takip et.
Çünkü haracın ıslahıyla haraç verenlerin iyiliği içinde başkalarının da iyiliği
dâhildir. Zaten başkalarının iyiliği, ancak bunlarınkine bağlıdır. Çünkü halkın
hepsi haraca ve haraç ehline muhtaçtır. O hâlde memleketin halkına sarf
edeceğin, bayındırlık işlerine harcayacağın vakit, haraç toplamaya matuf olan
himmetinden fazla olmalıdır. Zira haraç ancak halka hizmet ile elde edilebilir.
Hizmet olmadan haraç isteyen kimse, memleketleri harabeye çevirir. Kulları
helâk eder. İşi de pek kısa bir zaman için yürür. Şayet yükün ağırlığından
yahut bir afetten yahut yağmurların, suların kesilmesinden yahut toprakların su
altında kalmasından yahut kuraklık istilâsından şikâyette bulunurlarsa,
tesirini umduğun bütün vasıtalara başvurarak dertlerini hafifletmeye çalış. Bu
hususta hiçbir fedakârlık sana katiyyen ağır gelmesin. Zira o bir sermaye ki,
memleketlerini imara, vilayetini güzelleştirmeye sarf etmek için sana iade
edecekler. Fazla olarak methiyelerini kazanacaksın, haklarında gösterdiğin
adaletten dolayı iftihar edeceksin. Hem sen bu sermayeyi fazlasıyla
vereceklerine güvenerek veriyordun. Zira kendilerini refaha kavuşturduğun için
biriktireceklerine ve adalet, şefkat ile muamele etmek sebebiyle senden emin olduklarına
güvenin vardı.
Evet, günün birinde, yardımlarına dayanacağın bir olay çıkar. Bakarsın ki,
gönül hoşnutluğuyla bütün yükü üzerine almışlar, taşıyorlar. Umran
dayanıklıdır. Yüklediği kadarını götürebilir. Memleketin harabisi, ahalinin
sefâletindendir. Ahaliyi sefil eden sebep de, ancak valilerin servet toplamaya
hırsları, uzun müddetle mevkilerinde kalacaklarını zannetmeleri, bir de geçmiş
ibretlerden gereği kadar hisse almamalarıdır.
Kâtiplere (memurlara) Karşı Davranış
Sonra kâtiplerinin hâline iyi dikkat et. İşlerini en iyilerine yaptır.
Özellikle düzen ve tertiplerini, sırlarını tevdi edeceğin mektuplarını öyle
adamlara yazdır ki, huyu temiz, ahlâkı düzgün olsun. Gördüğü itibar ile şımarıp
başkalarının yanında sana karşı gelmeye cüret edenlerden olmasın. Âmillerinin
sana yazdıklarını getirip göstermekte, senin tarafından verilecek cevapları
dosdoğru yazarak göndermekte ve senin hesabına alıp, senin hesabına vereceği
şeylerde gafleti sebebiyle kusur etmesin. Senin lehinde bulduğu bir akdi sağlam
tutsun, aleyhinde bulunduğunu da çözmekte gevşeklik göstermesin. Kendisine
verilen işler bakımında nasıl bir mevkiİ olduğundan habersiz bulunmasın. Zira
kendi değerini bilmeyen başkasınınkini hiç bilmez.
Sonra bunların seçiminde yalnız dış görünüşlerine bakma. Bir de hüsn-ü
niyetin kâfi gelmemeli. Çünkü insanlar daima yapmacık hareketlerde bulunarak,
güzel hizmet edermiş görünerek, görünüşe ve gösterişe kıymet veren valilerin
gözüne girerek aldatırlar. Halbuki işin ötesinde ihlas (samimiyet) namına
hiçbir şey yoktur. Onun için senden önceki salih valilere hizmet etmiş olanları
araştırarak halk arasında en iyi isim bırakmış, emin olarak tanınmış olanlarını
seç. Böyle bir hareket senin Allah (c.c.)’a ve kendisinden işi aldığın kimseye
karşı samimiyetini gösterir.
Bir de işleri tasnif ederek her sınıfın başına kâtiplerden birini geçir ki
iş büyük olursa altında ezilmesin, çok olursa toplamasını bilemeyip de
dağıtmasın. Şayet kâtiplerinin hatasını görür de aldırmazsan kendin
azarlanırsın.
Ticaret Erbabına Karşı
Davranış
Sonra ticaret ve sanat erbabı gibi bir grup oturduğu yerde çalışır, bir
kısmı şuraya buraya mal götürür, bir kısmı da elinin emeğiyle geçinir, cümlesi
hakkında iyi muamele et ve başkaları tarafından da o suretle muamele edilmesine
dair vasiyetlerde bulun. Çünkü bunlar memleket için hayra vesile olur ve
menfaatlere vasıta olurlar. O hayır ve menfaati senin toprağındaki,
denizindeki, ovalarındaki, dağlarındaki uzak uzak yerlerden ve başkalarının
gidemeyeceği yahut cür’et edemeyeceği mevkilerden getiriyorlar. Bunlar memleket
için sulh ve huzur sağlayan insanlardır. Ne herhangi bir huzursuzluk ve
herhangi bir sorun çıkarmalarından korkulur, ne de fesatlıklarından endişe
edilir. Gerek kendilerinin yanındaki, gerek memleketinin diğer sahalarındaki
işlerini takip et. Mamafih şurasını da bil ki, bunların çoğunda aşırı bir
tamah, çirkin bir hırs ile beraber menfaatlerde ihtikâr, alım satımda hile
olur. Bu ise halk için zarar, vali için ise ayıptır.
Binaenaleyh ihtikâra engel ol. Çünkü Efendimiz (s.a.v.), ihtikârı
yasakladılar. Alım satım doğru tartılarla olmalı ve alanı da satanı da
ezmeyecek, mutedil fiyatlar üzerinden yapılmalıdır. Kim senin yasağından sonra
ihtikâra yaklaşırsa aşırı gitmemek şartıyla hemen cezalandır.
Fakirlere Karşı Davranış
Hele alt tabakadaki her türlü çareden yoksun fakirler ve biçareler ile
felâkete uğramışlar, kötürümler hakkında Allah (c.c.)’tan korkmalı, hem de çok
korkmalısın. Bu sınıf içinden halini açıklayan da vardır, açıklamayanlar da
vardır. Allah (c.c.)’ın bunlara ait olmak üzere korumasını sana verdiği hakkı
koru. Oradakilere devlet hazinesinden bir hisse, başka yerlerde bulunanlara da
her memleketin Müslümanlarının fakirlerine mahsus olan tahsisatından birer
hisse ayır. Çünkü en uzaktakilerin de en yakındakiler gibi hakları vardır.
Cümlesinin hakkını gözetlemek ise sana düşen bir görevdir. Sakın kibir seni
onlarla uğraşmaktan alıkoymasın. Zira önemlisini iyi gördüğün için önemsizini
yüzüstü bırakırsan mazur görülmezsin. Bu sebepten kendilerini düşünmekten geri
durma ve zavallılara asık suratlı davranma. Yine bunlardan olup da bakışların
alçaltması, ileri gelenlerin yüksünmesi yüzünden işleri sana kadar gelmeyenleri
araştır. Sırf bunlar için Allah (c.c.)’tan korkan ve alçakgönüllü olduğundan
şüphe edilmeyen bir adam görevlendir ki, arada vasıta olsun, işlerini sana
bildirsin. Hasılı öyle çalış ki Allah (c.c.)’ın huzuruna çıktığın zaman ‘gücüm
yeterince çalıştım’ diyebilesin.
Halkın bu sınıfı adalete ve sadakaya başkalarından daha çok muhtaçtır. Onun
için her birinin hakkını vermeye son derece dikkat et. Sonra yetimleri ve yaşlı
olduğu için hiçbir çaresi olmayan kimseleri üzerine al. Gerçi bu işler valiye
ağır gelir ama ne kadar hak varsa hepsi ağırdır, bunu Allah (c.c.) yalnız o
kimselere kolaylaştırır ki halden çok sonucu düşünerek nefsini tahammüle
alıştırır ve kendi hakkını Allah’ın verdiği sözün doğruluğundan emin olur.
İhtiyaç sahiplerinden en fakirleri için, sırf kendileriyle meşgul olacağın bir
zaman ve yer ayır. Ve hepsiyle beraber otur da seni yaratan Allah (c.c.)’ın
rızasını kazanacak bir alçakgönüllülük göster. Sonra askerini, yardımcılarını,
muhafızlarını, zabıta memurlarını yanlarında bulundurma ki, söylemek isteyen
çekinmeden derdini dökebilsin. Ben Peygamber Efendimizden (s.a.v.) birkaç yerde
işittim: “İçindeki zayıfın hakkı
serbestçe kuvvetlisinden alınamayan bir ümmet, hiçbir zaman kuvvetlenemez.”
buyurmuştu.
Birde bunların münasebetsiz sözlerini yahut dertlerini anlatmadaki âcizliklerini
hoş gör. Kendilerine hırçınlık etme, büyüklük gösterme. Bu yüzden Cenâb-ı Hak
sana rahmet kanadını açar, taatine karşılık sevabını ihsan eder. Hem verdiğini
güler yüzle, gönül hoşnutluğuyla ver. Vermediğin takdirde de kabul edebilecek
mazeretle özür dile.
Sonra işlerinin içinde öyleleri olur ki, bizzat görmek lazımdır. Mesela
kâtiplerinin, acizliklerini gösterince âmillerine cevabı sen vereceksin.
İnsanların ihtiyaçları artık yardımcılarının dayanamayacağı dereceyi buldu mu,
gereğine yine sen bakacaksın. Bir de her günün işini o gün gör; çünkü diğer
günlerin kendine ait işleri vardır.
Kulluk Görevini Tam
Yapmak
Gerçi niyet temiz olmak ve tebaanın işine yaramak şartıyla bu çalışmaların
hepsi Allah (c.c.) için iseler de, sen yine vakitlerinin en hayırlısını Allah
(c.c.) ile arasındaki işler için nefsine hasret, sırf Allah rızası için eda
edeceğin ibadetlerin en başlıcası da Allah (c.c.)’ın zatına mahsus olan
farzları yerine getirmekten ibaret olsun. Gecen de, gündüzün de bedeninden
Allah (c.c.)’a ait olan kulluk hissesini ayır ve seni yüce harimine yaklaştıran
bu ibadetleri, vücuduna, her neye mal olursa olsun, eksiksiz gediksiz yap.
Şayet namazında halka imam olmuşsan, sakın ne bıktıracak, ne de bir hayra
yaramayacak gibi kıldırma. Çünkü insanların içinde öyleleri vardır ki illet
sahibidir; öyleleri de vardır ki iş sahibidir. Efendimiz (s.a.v.) beni Yemen’e
gönderirken: ‘Onlara namazı nasıl kıldırayım?’ demiştim. “En zayıflarının namazı gibi.” buyurmuşlardı. Mü’minlere karşı
merhametli ol. Bundan sonra sakın tebaandan uzun müddet ayrı durma. Çünkü
valilerin halktan ayrı ve uzak durması bir çeşit sıkıntı meydana getirdiği
gibi, memleket işlerine karşı bilgi ve malumatlarını azaltır. Bunların perde
arkasında oturmaları, perdenin dışında dönen işleri bilmelerine mani olur.
Bundan dolayı bakışlarında olayların büyüğü küçülür, küçüğü büyür, güzeli
çirkin, çirkini güzel olur; hak batıl ile karışır, vali de nihayet insandır.
Halkın kendi gözünden gizli kalan işlerini nereden bilecek? Hakkın üzerinde
nişanları yok ki ona bakarak doğrunun her türlüsünü, yalanın her türlüsünden
ayırmak mümkün olabilsin. Ya Hak yolunda verir, gönlü zengin bir adamsın… O
halde neye farz olan bir hakkı ödemekten yahut cömertçe bir harekette
bulunmaktan çekilip de saklanıyorsun? Yahut öyle değilsin de cimriliğe tutulmuş
bir adamsın. Bu ihtimale göre de halk, iyiliğinden ümitlerini kestikleri gibi istemekten
o kadar çabuk vazgeçer ki!.. Bununla beraber halk tarafından sana sunulacak
dileklerin çoğu ya bir işlemde adalet isteği gibi senin yardımını istemeyecek
şeylerdir.
Yakınlarına Karşı
Davranış
Sonra valinin hususi dostları, yakınları vardır ki, bunların iltiması,
halka tecavüzü, işlemlerde insafsızlığı görülür. Sen onların zararını böyle
durumları meydana getiren sebepleri ortadan kaldırmak suretiyle kes.
Etrafındakilerden, hususi dostlarından, yakınlarından hiç birine katiyen toprak
verme. Ve bunlardan hiç biri senden cesaret alıp da müşterek su yahut müşterek
diğer bir iş tutarak etrafındakileri zarara sokacak ve zahmeti başkalarına
yükletecek şekilde azık biriktirmeye katiyen tamah edemesin. Çünkü bunun kârı
senin değil, onun; arı (utancı) ise dünyada da ahirette de senindir. Sonra sana
yakın uzak herkesi hakkı kabule mecbur et; özel ve yakın dostların için her
neye mal olursa bu hususta sebat ve dikkat göster. Nefsine ağır gelecek olan bu
hareketin sonunu gözet. Çünkü sonu hayırdır.
Şayet halkta senin zulmettiğin zannı uyanmışsa kendilerine özrünü
bildirerek bu kanaatlerini değiştir. Çünkü böylece hem nefsini kırmış, hem
tebaana yumuşaklıkla muamele etmiş, hem kendini mazur göstermiş oluyorsun ki,
onları hak üzerinde devam ettirmekten ibaret bulunan maksadını o sayede elde
edebilirsin.
Düşmanlara Karşı
Davranış
Düşmanın tarafından sana teklif olunan barış, Allah (c.c.)’ın rızasına
uygun ise, katiyen reddetme, zira barışta askerine istirahat, sana endişeden
azade olma, ülken için de selâmet vardır. Fakat barıştan sonra düşmanından
sakın, hem çok sakın. Öyle ya! Belki seni gafil avlamak için sana yaklaşmak
istemiştir. O sebepten ihtiyatlı ol, bu hususta hüsn-ü zanna kapılma!
Şayet düşmanla aranızda biz sözleşme yaptınsa yahut ona bir taahhüdün
varsa; sözleşmeye uy, ahdini yerine getir, verdiğin sözü tutmak için gerekirse
hayatını bile feda et. Çünkü arzularının çeşitli, görüşlerinin ayrı olmasına
rağmen insanların, Allah (c.c.)’ın farzları arasında ahitlere vefa göstermek
kadar üzerinde birleştikleri bir şey yoktur. Hatta müşrikler de hainliğin vahim
sonuçlarını gördükleri için Müslümanlara karşı ahde vefayı gözetiyorlar. Sakın
verdiğin sözden dönme, sakın ahdine hıyanet etme, sakın düşmanı aldatma. Zira
başarısızlığa ve yoksun kalmağa mahkûm akılsızlardan başkası Allah (c.c.)’a
karşı gelmek cüretini gösteremez. Çünkü yüce Allah, sonsuz ve sınırsız rahmeti
gereği, ahit ve zimmetini, kulları için gösterdikleri merhamet ve şefkati
sayesinde barınacakları bir evi, dokunulmaz sahada asûde kalacakları bir huzur
ve saadet yeri kalmış. Onun için bunda fesat etmek, hıyanette bulunmak yahut
aldatmak olamaz.
Akitlere Sadık Kalmak
Bir de bir takım tevillere müsait olacak akitlerde bulunma. Pekiştirdiğin,
kuvvetlendirdiğin bir akdi bozmak için de sakın sözün gizli manalarından
istifadeye kalkışma. Allah (c.c.)’ın ahdi icabı, girmiş olduğun bir işin
darlığı, haksız yere onu genişletmene katiyen sebep olmasın. Zira
genişleyeceğini ve sonunun iyi olmayacağını bildiğin bir darlığa tahammül,
senin için elbette günahından çekindiğin ve dünyada, ahirette Allah (c.c.)’ın
cezasından kurtuluş imkânı olmadığını bir hıyanetten daha hafiftir.
Kan Akıtmaktan ve
Haksızlıktan Kaçınmak
Sonra kandan ve haksız yere kan dökmekten son derece sakın. Çünkü haksız
yere kan dökmek gibi, felâkete sebep olan, bunun kadar mesuliyeti büyük olan,
bunun kadar nimetin yok olmasını, devletin batmasını hak eden başka bir şey
yoktur.
Yüce Allah, kıyamet günü, kulları arasında hükmünü verirken döktükleri
kanlardan hesap sormaya başlayacaktır. Sakın haram bir kanı dökerek saltanatını
kuvvetlendirmek sevdasına kapılma!.. Zira bu hareket onu zayıflatacak, daha
doğrusu zevale erdirecek, başka ellere geçirecek sebeplerdendir. Hele taammüden
(kasden) adam öldüren bir katil için ne Allah (c.c.)’ın indinde ne benim
nazarımda hiçbir özrü olamaz. Çünkü bedenen kısas lâzımdır. Şayet bir kazaya
uğrarsan, terbiye ederken kırbacın yahut kılıcın, yahut elin, ifrata varırsa
zaman olur ki yumruk yahut daha biraz fazlası ölümü intaç eder sakın sahip
olduğun kuvvet ve nüfuza güvenerek maktûlün velilerine haklarını vermeyeyim
demeye kalkışma!
Nefsine Karşı Davranış
Bir de sakın kendini beğenme, sakın nefsinin sana hoş gelen taraflarına
güvenme, sakın yüzüne karşı methedilmeyi katiyen isteme. Zira iyilerin ne kadar
çok iyiliği varsa hepsini mahvetmek için şeytanın elindeki fırsatların en
sağlamı budur. Sonra tebaana yaptığın iyiliği başlarına kakma yahut yaptığın
işleri büyütme yahut kendilerine verdiğin sözden dönme. Çünkü başa kakma,
iyiliği bitirir, mübalâğa hakikati söndürür, sözünde durmamak ise Halik’ın da
halkın da nefretini çeker. Cenâb-ı Hak : “Böyle,
sizin yapmadığınızı söylemeniz Allah indinde ne nefret edici bir harekettir!”
buyuruyor. Sakın işlere vaktinden önce atılma. Sakın vakti gelince de
acelecilik ve gevşeklik gösterme. Sakın vuzuh kesbetmeyen işlerde inat etme.
Sakın açıklık ve kesinlik kazanan işlerde de geç kalma. Sonra her işi yerli
yerine koy. İşlerin her birini mevkiinde bulundur. Herkesin birleştiği, ittifak
ettiği noktada kendini kayırmaktan çekin. Kullandığın adamlarının açığa çıkmış
fenalıklarına karşı, senden beklenen hareketten habersiz gibi davranma. Çünkü
başkasının hesabına sen cezalanırsın. Az zaman sonra işlerin üzerindeki
perdeler gözlerinin önünde açılır ve mazlumun hakkı senden alınır!
Hiddetine, gazabına, eline, diline hâkim ol! Ve bunların hepsinden masum
kalabilmek için hadiselerden uzak durup, şiddetini tehir et ki öfken geçsin de
iradene sahip olasın. Bundan başka Halik’ına rücû edeceğini hesap ederek,
endişe duymadıkça nefsine hâkim olmak imkânını katiyen bulamazsın.
Şimdi üzerine düşen gerekli işleri, senden öncekilerin gerek âdil bir
hükmünü yahut doğru bir hareketini yahut, Allah (c.c.)’ın kitabında zikredilen
bir farzı, yahut Efendimiz (s.a.v.)’den gelmiş bir haberi hatırlamaktır ki, tâ
O’nun gibi meselelerde bizden gördüğün hareket tarzına uyasın ve şu emirnamemde
bildirdiğim ve ileride nefsinin arzusuna kapılmanı mazur görmemen için elimde
sana karşı sağlam bir delil bildiğim hükümleri uygulamaya çalışasın!
Artık Allah (c.c.)’ın geniş rahmetinden ve bütün istekleri kuşatan büyüklük
ve kudretinden dilerim ki; Rızayı ilâhisi veçhile, kullar arasında güzel,
methedilen, ülkede hayırlı eserler bırakmak için gücümüz yettiği kadar
çalışmaya seni de beni de muvaffak etsin. Hakkımızdaki nimetini tamamlayıp,
saadetle ve şehadetle can vermek nasip eylesin!
Bizim niyazımız Allah’adır.
Selâm Allah’ın Rasûlüne…’