بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحٖيمِ

İslâm Ahlâkı

Güzel ahlâkın ilmî rehberi

“Sen elbette yüce bir ahlâk üzeresin.” (Kalem, 68/4)

Ana Sayfa / Güzel Ahlâk Esasları / Güzel Ahlâk / Huluk
Güzel Ahlâk

Huluk

‘Huluk’, huy, tabiat, yaratılış ve seciye anlamlarındadır.

‘Halk’ da ‘huluk’ da aynı kökten gelmektedir. Temel yapıları itibariyle birbirinden farkı yoktur. Ancak; halk, gözle görülen, dış duygularla idrak edilen sûret, heyet, şekil ve heykel ile alâkalı madde ağırlıklı anlam olmasına karşılık; huluk, gönül ile idrak olunup, hislerle duyulan ve ruhla temsil edilen bir öz, bir muhteva ve bir anlamdır.

Dış yüzü itibariyle bilinmez ve meçhul olan insan, gerçek kimliğini ancak, huyu, seciyesi ve tabiatıyla ortaya koyar. İnsanlar ne kadar farklı görünürlerse görünsünler, huyları ve karakterleri bir gün onları mutlaka ele verir. Cahiliye şairinin şu bilgece söylenmiş sözü ne kadar anlamlıdır:

‘Bir kimsenin gizli bir huyu varsa, varsın o huyunun gizli kalacağını sanadursun, o er- geç ortaya çıkar ve bilinir.’

Bir başka ifadeyle, şekil ve dış görünüşün insanı aldattığı yerlerde, huy bütün yanılmaları düzeltir ve insanın özündeki gizliliklere tercüman olur. Gerçi, ‘huluk’ dediğimizde akla hemen güzel ahlak gelmekle beraber, meleke ve rüsûh esasına binaen ve hem hayrın ve hem şerrin alışkanlık haline getirebileceğine nazaran, ‘ahlâk-ı hasene’ ve ‘Ahlâk-ı seyyie’ diye, diğer bir taksimden söz edenler olsa da, bizim burada ‘huluk’ sözcüğüyle ifade etmek istediğimiz güzel ahlâktır.

Tasavvufun en sağlam kriteri huluk ‘iyi huy’dur. Hulukta birkaç adım önde bulunan tasavvufta da ileride sayılır. Olağanüstü haller, baş döndüren makamlar ve beşer üstü tasarruflar iyi huy zeminin gülü, çiçeği, meyvesi olması itibariyle makbul sayılsa da ahlâk-ı haseneye yaklaşmadıkları zaman hiçbir kıymet ifade etmezler.

Zaten, Hz. Peygamber (s.a.v.) de; “Hangi mümin imanı itibariyle daha faziletlidir?” sorusuna: “Huyu en güzel olandır.” demiyor muydu?

Allah Teala (c.c.), en seçkin kulunu, senâ makamında, O’nun üzerinde o kadar nimet ve lütufları varken “Herhalde sen, ahlakın Kur’an buudlu, ulûhiyet eksenli olması itibariyle ihâtası imkansız, anlaşılması çok zor en yücesi üzeresin.” [1] diyerek O’nun bu yüce ahlâkı ve rûhî incelikleriyle olgunlaştığını gösteriyor.

Temel olarak, ‘huluk’ dediğimiz gerçeğin, dinin derinlemesine yaşanması ve Kur’an’ın arızasız temsil edilmesi anlamına geldiğini, Said b. Hişam’ın, Hz. Aişe (r.a.) validemizden, Efendimiz (s.a.v.)’in ahlâkına dair sorduğu soruya, Hz. Aişe’nin: ‘Kur’ân okumuyor musunuz?’; deyince, ‘okuyoruz’ cevabına karşılık : ‘O’nun ahlâkı Kur’an ahlâkıydı.’ şeklindeki sözleri de güçlendirmektedir.

Ayrıca, bu konuda gelen ayette, ayeti teşkil eden kelimelerle bu ahlâkın ilâhi, Kur’an kaynaklı ve idrak üstü olduğunu özellikle hatırlatmakta ve onun tecelli ve zuhûrunu, muhatab-ı mükerreme mahsus görmenin ötesinde, “huluk” kelimesindeki tefhim tenviniyle, Onun Kur’an derinlikli ve lahut enginlikli hulukunun hiçbir ahlâk sistemiyle kabil-i kıyas olmadığına ve bu yüce ahlâkın nakâbil-i idrak bulunduğuna bilhassa işaret etmektedir ki, bu da O’nun gelmiş- geçmiş bütün insanlar arasında eşi-benzeri olmayan bu güzeller güzeli huy peygamberi olduğunu gösterir.

Evet O, maddesi manası, zarfı mazrufu, halkı ve huluku itibariyle bütün salihata açık, hayrın her çeşidini elde etmeye namzed ve büyüklüğün her türlüsüne mazhar olabilecek fıtrat, seciye ve melekelerle serfiraz kılınmış; sonra da bu ilk mevhibeleri en iyi şekilde değerlendirerek ‘a’lâ-i İlliyyîn-i kemalat’a yürümüş; sadece yürümekle de kalmamış; bil- asale kendisinde tecelli eden bütün lütufları, bütün akdes ve mukaddes feyizleri: “Şânım hakkı için Rasûlüllah’ta size örneğin en güzeli, vardır...” [2] gerçeğiyle uyanmış o saflardan saf muasırı temiz ruhların elinden tutup, onları da tebaiyetlerine terettüp eden şahikalar üstü şâhikalar çıkarmıştır. [3]

Dilinde:

1- “İmanı en kâmil mü’minler ahlâken de en güzel olanlardır.”

2- “İnsan ibadet ve itaatla alamayacağı yolu ahlâk-ı hasene ile alır.”

3- “Teraziye ilk konulacak şey güzel ahlâktır” gibi pırlanta sözler.. ve elinde insan-ı kâmil olmanın sırlı formülü, arkasına düşenleri hep meleklerin dolaştığı vadilerde dolaşmıştır.

Hüsn-ü hulukun alametini, kavlî- fiilî kimseye eziyette bulunmama.. kendine eziyet edenleri görmeme, görse de unutma.. ve fenalıklara iyilikle mukabelede bulunma.. cümleleriyle hülasa etmişlerdir ki “hakikatiyle serfiraz olan Zat, buna en canlı ve çarpıcı misaldir. O, ne karşısına dikilip “adil ol!” diyene, ne arkasından cübbesini çekip eziyet edene, ne başına toz- toprak saçıp yüzüne hakaret savurana ne de muallâ zevcesine iftira eden gönül koymuştur. Gönül koymak şöyle dursun, hastalandıklarında gidip onları ziyaret etmiş, öldüklerinde cenazelerini teşyide bulunmuştur. Bulunmuştur; zira ahlâk-ı hasene Onun tabiatının rengi, varlığın da bir buuduydu.

Nice güzel huylu, yumuşak ve hümanist görünenler vardır ki, onların hayatlarında ahlâk-ı hasene ve mülayemet plastize bir yalan ve hemen kırılacak bir kristal gibidir. Küçük bir öfke, az bir şiddet, hafif bir damara dokundurma, onların gerçek yüzlerini ve hakiki düşüncelerini ortaya çıkarmaya yeter.

Güzel ahlâka donmamış bir sine, ihtimal cehenneme konsa bile tavrını değiştirmez.. orada da hilm u silm çizgisinde yaşar; zebanilerle hasbihal eder, başına gelenleri geniş bir yürekle karşılar.

Güzel ahlâka açık bir gönül, geniş bir mekâna benzer ki, dünya kadar gâile dolsa da, o yine öfkesini, şiddetini gömebilecek bir yer bulabilir. Huyu kötü, sinesi de dar kimselere gelince, bunlar kargadan bile aptal öyle Kabil’lerdir ki, koskocaman arzda bile, kötü duygularını, hiddet ve nefretlerini gömebilecek bir mezar bulamazlar.

“Ahlak iledir kemâl-i adem,

Ahlâk iledir nizâm-ı alem.”

[1] Kalem sûresi, 68/4.

[2] Ahzab sûresi, 33/21.

[3] Kalbin Zümrüt Tepelerinde, M.F. Gülen.