Harcamada Denge
Müslüman, Allah (c.c.) ve Rasûlü (s.a.v.)’nden öğrendikleriyle hayatının her döneminde ve her konuda dengeli hareket eden, aşırılıklardan sakınan düzenli yaşayan insandır. Allah Teâlâ Müslümanın davranış özelliklerinden söz ederken buyuruyor: “Onlar, harcadıklarında ne israf ne de cimrilik edenlerdir. Onların harcamaları, bu ikisi arası dengeli bir harcamadır.” [1]
Yüce Allah böylelikle kullarının harcamalarının nicelik durumları üzerinde yönlendirme yapmakta, hem saçıp savurmayı hem de cimriliği yasaklamakta; dengeli bir yolu tavsiye etmektedir.
Allah (c.c.), dünya nimetlerini insanlar ve canlılar için yaratmaktadır. Bu nimetleri kullanma ve yeme arzusunu da insanın içerisine koyan Allah’tır. Bunları yemek, içmek veya kullanmak insanın hem hakkıdır, hem de şükrünün bir gereğidir. İnsan nimetleri yiyecek, kullanacak ama nimeti vereni de bilecek.
Savurganlık anlamındaki ‘israf yasağı’, çok güzel bir ‘ekonomik denge önlemi’dir. İsraf, bu dengeyi bozar. Birisi çok harcarsa, diğerinin hakkına el atmış olur. Herkes, gücüne, çalışmasına ve şartlarına göre nimetlerden yararlanır. Ancak israf edenler bu nimet dengesini bozarlar.
Kur’an-ı Kerim, hem aşırı harcamayı, hem aşırı kısmayı (cimriliği) hoş görmüyor. Müslümanlara bu ikisi arasında orta bir tutum tavsiye ediyor.
“Elini bağlı olarak boynuna asma (cimri olma). Onu büsbütün de açıp savurma (israf etme). Sonra kınanmış bir halde oturup kalırsın.” [2]
Peygamberimiz (s.a.v.) de buyuruyor ki :
“Yiyiniz, içiniz, sadaka veriniz ve giyininiz. Ancak kibirlenmeyin ve israf etmeyin. Şüphesiz Allah (c.c.) nimetinin eserini (görüntüsünü) kulunun üzerinde görmek ister.” [3]
İnsana emanet olarak verilen malı saçıp-savurmak, gerekli yerlere harcamamak, insanlar arasındaki ekonomik dengeyi bozar, kişiler arasındaki kıskançlığı artırır. Cimrilik ise yardım düşüncesini öldürdüğü gibi, ihtiyaç sahiplerine ulaşmayı engeller. İnfak ve sadaka ahlâkını köreltir. Halbuki infak kurumu yakın akrabanın ihtiyaçlarını karşılamayı temin eder, sadaka kurumu ise insanlardan muhtaç olan sıkıntılardan kurtarmayı sağlar.
Kur’an-ı kerim, israf kelimesini yanında bir de ‘bezr’ kavramını kullanıyor. Bezr de, israf gibi bir malı saçıp-savurmak ve dağıtmaktır.
Bezr, sözlükte tohum ekmek, ölçüsüz dağıtmak demektir. Bundan hareketle ‘tebzir’ mastarına, tohumu gereken yere atmamak, böylece onun kaybolmasına sebep olmak, karşılığında bir şey almamak anlamı verilmiştir.
Bezr, malı saçıp-savurmak, gerektiği yerlere harcamamak, yerli yerinde değil de yok olup gideceği yerlerde harcamak demektir ki, israfla yakın anlama gelmektedir.
Malı gereksiz yere, ihtiyaç olmayan yerlere harcamak, infak edilmesi gereken kimselere infak etmemek, malı hayır yollarında harcamamak eldeki serveti Allah (c.c.)’a isyan yollarında harcamak ‘bezr’ dir.
İslâm, insan hayatına her konuda bir denge getiriyor. İnançta, amellerde, ahlâkta, mal kazanma ve harcamada, duygularda, nefret ve sevmede hep orta yolu tavsiye ediyor. Ne aşırılık, ne de tembellik veya gevşeklik. Ne ifrat, ne de tefrit. İslâm ümmeti, vasat bir ümmettir. Yani orta yolu izleyen, dengeli ve hayır yolları üzerinde olan bir ümmettir. Bu ümmetin mal konusundaki tutumu da dengelidir, harcamaları da ölçülüdür.
Mülkün tamamı, aslında Allah (c.c.)’a aittir. İnsana emanet olarak geçici bir süre için az bir miktar verilir. Malı ve geçimlikleri helal yoldan kazanıp helal yola harcayanlar, Allah (c.c.) yolunda infak edip hak sahiplerinin hakkını verenler, bezr etmeyenler (saçıp savurmayanlar), mal konusundaki sınavı kazanırlar.
Kur’an-ı kerim buyuruyor ki:
“Akrabaya hakkını ver, yoksula ve yolda kalmışa da. Bezr ederek saçıp-savurma. Çünkü bezr (israf) edenler şeytanın kardeşleri olmuşlardır. Şeytan ise Rabbine karşı nankördür.”[4]
[1] Furkan sûresi, 25/67.
[2] İsra sûresi, 17/29.
[3] Buharî, Libas, 1.
[4] İsra sûresi, 17/26-27.