Devletin Fert Üzerindeki Hakları
Önceden de belirttiğimiz gibi fertlerin devlet üzerindeki hakları bir hayli fazladır. Bunları yerine getirmek devletin vazifesidir. Devlet ancak, fertler kendisine yardım ettiği zaman ve ayakta durmasına çalıştığı zaman ve kendileri üzerindeki devletin haklarını yerine getirdikleri zaman bu hakları gözetme imkânı bulur. Devletin, vazifesi olan bu hakları gözetmesi fertlerin kendisine yardım etmesine, ayakta durmasına çalışmasına ve kendileri üzerindeki haklarını yerine getirmesine bağlıdır.
Devlet vatandaşların içinde yaşadıkları evdir. Kendisini koruyanları korur ve barındırır. Kendi menfaat ve hizmetlerine çalışanlara hizmet ve yardım eder. Sanki devlet, vatandaşlar için, biricik oğluna şefkatle bakan baba gibidir.
Kendi haklarından önce devletin bütün haklarını ifade etmeleri, ona ağır mesuliyetinde yardım etmeleri fertlerin menfaatleri icabıdır. Fertler devletin kendileri üzerindeki haklarına baş kaldırabilirler. Fakat bu isyanlarının sonucu meydana gelecek olan zarar ve ziyan kendilerinden başkasına ait olmaz.
Devletin fertler üzerindeki haklarından en önemlisi ona karşı gerekli saygı ve itaat ile müdafaadır. Bu bölümde bu iki haktan söz edeceğiz.
Saygı ve İtaat
Allah (c.c.) buyurur ki: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin.” (1) Emir sahipleri, müfessirlerin dediği gibi, âlimler ya da devlet adamlarıdır. (2) Bir hadis-i şerifte de şöyle buyurulur: “Hoşa giden veya gitmeyen, fakat kötülük emrolunmayan bir şeye itaat Müslüman farzdır…” (3)
Fertlerin itaati ise ancak devlete karşı söz konusu olabilir. Devletin emirlerini, umumî menfaati gözeten program ve yeniliklerini (tanzimat) uygulamak da hoşlarına gitmiş olsun veya olmasın fertlere farzdır. Fertlerin devlete itaati içlerinden gelen ihtiyarî bir itaat olmalıdır.
Yoksa devlet zoruyla tezahür eden bir itaat değil… Devlete itaat ve saygıyı ihlâl etmek ciddî ve tehlikeli sonuçlara yol açar. Devlet gücü zayıflar, anarşi doğar. Devlet bununla meşgul olurken lüzumlu işleri geri kalır. Bunlara ilâveten devlet ile fertler arasında gerginlik baş gösterir. Güven kaybolur. Nihayet fertleri kendine itaate icbar etmek hakkını kullanınca da iş devlet zoruna varır. Böylelikle idareciler dikta ve zorbalığa düşer. O zaman devlet İslâm ideallerini gerçekleştirmek için fertlerle daimî dayanışma halinde olan İslâm devleti mahiyetinden çıkar, kuvvet, cebir, intikam ve zorbalık üzerine kurulu polis hükümeti şeklini alır. Bu dönüp dolaşmanın sonunda iş devletin zaafına varır. Devletin zaafı ise zararı tamamen fertler dönen bir haldir.
Devletin bekasında oldukça büyük etkisi ve öneminden ötürü İslâm, ferdi, hoşuna giden veya gitmeyen her şeyde devlete itaate mecbur tutmuştur; az önce zikrettiğimiz ve şimdi de zikredeceğimiz şu hadiste olduğu gibi: “Müslim kişiye benimsediği veya benimsemediği bir emre itaat farzdır, yeter ki bununla kötülük emredilmiş olmasın.” Devletin bütün vatandaşları hoşnut etmesine, rızalarını almasına imkân yoktur. Kararlarında hepsinin muvafakatini alması da mümkün değildir. Devletin yaptığı şeylerden bir kısmının memnun olmaması normaldir. Arzu ve hevesin itaate ölçü olması caiz değildir. Yani ferdin benimsediği şeye itaat etmesi, benimsemediğine itaatten çekilmesi… Bu heves ve arzuya dayanan itaat, (iştihaî) devlete karşı itaatini icabından fert mükellefiyetini mazur kılmak için kâfi değildir. Ve hiç kimseye bu hususta imtiyaz ve üstünlük tanınamaz. Herkes itaate mecburdur. Hevese bağlı itaat devamlı değildir. Çünkü heves devamlı ve kararlı değildir. Ferde hoşlanmadığı şeye itaat ağır gelince, bu onu isyana, sonra da açık bir anarşi (direnme) ye iter. Bu durumda ya devlet düşer, isyan yayılır, anarşi yayılır ve devletin gücü kesilir; ya da devlet kendisine itaate muhalif olanlara karşı kuvvet kullanır. Bu defa gruplaşmalar meydana gelir, birlik bozulur ve devletin kılıcı kendi öz evlatlarını boğazlamaya yönelir. Bununda anlamı gayet açıktır. Devletin vatandaşların başlarına yıkılmasıdır ki düşmanlıktan başka ifadesi yoktur.
Öyleyse ferdin, kendisini ihtiyarî itaate, yani devlet itaatine samimî olarak alıştırması gerekir. Şüphesiz, itaatinin Allah’a itaat olduğunu çünkü Allah emretmiştir da bilmesi lâzımdır. Nasıl ki namaz kılanlar namazda imamlarına uyarlarsa ve onları imama tâbi olmaları fiilen cemaat olarak namaz farziyetini edâ etmekse, ferdin de bu esaslara göre devlete itaati aynı şeydir.
Haram Olan itaat:
Ferdin devlete itaati mutlak değildir. Emrolan şeyin kötü olmamasına bağlıdır. Kötülüğü hususunda devlete itaat haramdır ve caiz değildir. Hz. Peygamber der ki: “Yeter ki kötülük emredilmesin. Kötülük emredildiğinde itaat edilmez.” Bazı müfessirler de gelen âyetin tefsirinde aynı şeyi söylemişlerdir: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin…”İbni Kesir’in tefsiri şöyledir: “Size Allah’a itaat emrettikleri şeylerde itaat ediniz, Allah’a isyan hususunda değil. Çünkü Allah’a isyan hususunda mahlûkata itaat yoktur.”
Kadınların peygamberle antlaşmaları hakkında Allah (c.c.) buyurur: “Ey Peygamber, mü’min kadınlar Allah’a hiçbir şeyi eş tutmamaları, hırsızlık yapmamaları, zina etmemeleri, evlatlarını öldürmemeleri, elleriyle ayakları arasında bir iftara düzüp getirmemeleri (emredeceğin) herhangi bir iyilik hususunda sana âsi olmamaları şartıyla sana sözleşmeye geldikleri zaman sözleşmelerini kabul et. Onlar için Allah’tan mağfiret isteyiverir. Çünkü Allah çok yargılayıcı, çok esirgeyicidir.” (4) Diğer bir âyette de : “İyilik hususunda sana isyan etmezler.” Diye buyurmuştur. Kaldı ki peygamber daima iyiliği emretmiştir. Bütün bu hükümler, itaatin, Allah (c.c.)’a isyan hususunda itaatin haram olduğuna delalet eder.
Haram Olan İtaatin Akıbeti
Fert, Allah (c.c.)’ın kanununa muhalif emirlerinde ve te’vil götürmeyecek derecede açık kötülük sayılan tasarruflarında devlete itaat ettiğinde bundan mes’ul olur ve cezaya çarptırılması gerekir. Çünkü o meşru olan itaatin hudutlarını aşmış haram olan itaate yönelmiştir. Bir hadis-i şerif buna işaret eder: Peygamber (s.a.v.) bir seriyye teşkil etti ve Ensar’dan birini onlara emir tayin etti. Seriyyeye de ona itaat etmelerini emretti. Bir ara onlara kızdı ve odun toplamalarını emretti. Odunu yaktırdı ve kendilerini ateşe atmalarını emretti. Seriyyedekiler bunu yapmadı. Olay Hz. Peygamber (s.a.v.)’e anlatıldığında Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Eğer o ateşe girselerdi bir daha çıkamazlardı. Ancak iyi olana itaat edilir.” (5)
Fasit İdareciye İtaat Yoktur
Halk fasid (bozucu) devlet idarecilerine uyduğunda, İslâm kanununa muhalif program ve sapık emirlerine boyun eğdiğinde üzerlerine ceza terettüp eder. Ve halkı hiçbir mazeret bu ikâptan kurtaramaz.
“(Onlara tabi olanlara da o gün) “Ey Rabbimiz! Hakikat biz reislerimize ve büyüklerimize uyduk. Onlar da bizi yoldan saptırdılar.” Demişlerdir (diyeceklerdir). “Ey Rabbimiz onlara azaptan iki katını ver. Onları büyük bir lânetle merhametinden kov.” (6)
“O zaman (görecekler ki) arkadaşlarından uyulup gidilenler kendilerine uyanlardan hızla uzaklaşmıştır. Hepsi o azabı görmüşlerdir. Aralarındaki ipler (münasebetler) de parçalanıp kopmuştur. Ve tabi olanlar şöyle demiştir: Bizim için dünyaya bir dönüş olsaydı da bugün bizden uzaklaştıkları gibi bizde o gün onlardan uzaklaşsaydık. Böylece Allah, bütün yaptıklarını hasret ve nedametler halinde kendilerine gösterecektir ve onlar cehennemden çıkıcılar da değildirler.” (7)
İtaat sınırlarının bu anlamıyla İslâm toplumunun, İslâm kanununa aykırı sapık, zalim idareye boyun eğmesi ve saygı (itaat) göstermesi kesin olarak haramdır. Çünkü ümmet Allah (c.c.) huzurunda bu haram inkiyattan âyetlerde geçtiği gibi hesap verecektir.
DAR-I İSLÂMI MÜDAFAA
İslâm devletini korumak da devletin fert üzerindeki haklarındandır. Ve fert buna adeta mecburdur. Bu koruma yolu Allah yolunda cihattır. Kur’an ve sünnet cihada teşvik eden, farziyetini açıklayan, en büyük iyilik ve sevap olduğunu, terk edildiği takdirde cezasının ağırlığını belirten söz ve hükümlerle doludur.
“(Ey Mü’minler!) Sizler gerek hafif gerek ağırlıklı Genç, ihtiyar, zengin fakir, kuvvetli zayıf olarak el birlik savaşa çıkın. Allah yolunda mallarınızla, canlarınızla cihad edin.” (8)
Ebî Zer’den rivayet olunan bir hadiste: ‘Dedim ki ya Rasûlallah, en üstün iş hangisidir? Buyurdular: “Allah’a iman ve yolunda cihad…”
Devlet cihad farizasını tanzim eder ve yeni asrın icaplarına göre gereken yenilikleri yapar, nizamı koyar. Bu mühim farizayı en uygun şekilde gerçekleştirmeye yarayacak şeyleri hazırlar. Gerekli kuvvet ve silahı temin eder. Ve cihadın anlamı üzerinde halka gereken kültür ve ruhu verir. Cihadın bu farziyeti ancak Müslüman vatandaşlar üzerinedir. Gayri müslim vatandaşlar üzerine böyle bir mecburiyet yoktur. Ancak dar-ı İslâmı korumak için kendi istekleriyle Müslümanlarla birlikte savaşa iştirak edebilirler. Gayri müslim vatandaşların dar-ı İslâmi müdafaadan muaf tutulmaları için cizye vermeleri gerekir. Bu vecibeye fiilen iştirak ettiklerinde İslâm devleti onları cizye vermekten muaf tutar (bağışlar).
Şüphesiz ki son çağrımız gene âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamdetmektir.
----------------------------------------------------
(1) Cessas, Ahkâmü’l-Kur’an, c. 2, s. 210; İbni Kesir Tefsiri, c. 1, s. 518; Kurtubî Tefsiri, c.5, s. 259.
(2) Askalânî, Sahih-i Buhari Şerhi, c. 3, s. 100.
(3) Mümtehine Sûresi, 12.
(4) Sahih-i Buharî, c. 9, s. 114.
(5) Ahzab Sûresi, 67-68.
(6) Bakara Sûresi, 166-167.
(7) Tevbe Sûresi, 41.