BARIŞ
Kur’an-ı kerim, müslümanlara düşman olmayan, onlarla savaşmayan, müslümanların dninine saygılı olan, onların haklarına saldırmayan tarafsız kimselerle iyi geçinmeyi öğütlemektedir. Sıkı dost tutulmaları yasaklananlar, müslümanların düşmanı olan kimselerdir. Onlarla sıkı dost olup müslümanların sırlarını onlara açmak, müslümanların stratejik durumlarını zayıflatır.
Müslümanlar ilk zamanlar müşriklerle savaş halindeydiler. İslâm’ın karşısında bir tutum alan yahudiler de İslâm’ı yıkmak ve gelişimini engellemek için fırsat kolluyorlardı. Bundan dolayı kuvvetli durumda olduklarını hissettikleri an Hz. Peygamber (s.a.v.) ile yaptıkları anlaşmaları bozuyor ve müşriklerle ortak hareket ediyorlardı. İşte böyle aleyhlerine bir sonuç doğuracak durumlarda müslümanların, inkarcılar toplumu ile dost olmaları yasaklanmıştır.
Birliğin ve kardeşliğin korunması için bozucu unsurlardan kaçınmak gerekir. Çünkü ahlâkı bozuk, yüzü dost, özü düşman olan kimselerle sıkı dost olmak, insanın kendi ahlâkını bozacağı gibi kardeşler arasındaki dirlik ve düzeni de çürütmeye başlar. Bozuk karakterli kişilerle dost olanlar, ahirette yaptıklarına pişman olurlar.
“O gün zalim, ellerini ısırıp ‘nolaydı keşke ben Peygamber ile beraber bir yol edinseydim’ der. Vah bana, ne olurdu, ben falanı dost tutmasaydım. O beni, bana gelen Zikir’den saptırdı. Zaten şeytan, insanı yapayalnız ve yardımcısız bırakır.” (1)
Bu ayet, müslümanların, müslüman olmayan toplumlarla ilişkileri konusunda iki prensip getirmiştir:
Müslüman olmayanlarla ilişki kurarken daima ihtiyatlı olmak, onlara fazla güvenmemek, yalnız samimi müslümanları gerçek dost bilmek.
Şartların gerektirdiği durumlarda şerlerinden korunmak için onlarla iyi geçinmek, fakat onları baş tacı etmemek.
Müfessirlere göre bu ayet, müslümanların, kafirlerle dost olmalarını yasakladığı gibi, onlarla ortak pakt kurmalarını da yasaklamıştır. Müslümanların kafirlere sır vermeleri de caiz değildir.
---------------------------------------
(1) Furkan sûresi, 25/27-29.