Alış Veriş Bilgisini Öğrenmek
Hayatın bütün alanlarında olduğu gibi, ticaretin de İslâm’a göre olanı vardır, olmayanı vardır. Hayatın ayrılmaz bir parçası ve yaşam ile iç içe olan ‘alım-satım’ gerçeği özelde tüccarları; ticaret erbabını, genelde uzaktan veya yakından, dolaylı veya doğrudan her Müslüman’ı ilgilendirir. Bunun için İslâm’a göre alış veriş usullerini bilme, İslâmî olanını arayıp bulup uygulama, meslek erbabının olduğu kadar, ‘ben Müslüman’ım’ diyen her duyarlı kişinin de başta gelen görevidir. Duyarlı Müslüman ticaret yaparken harama bulaşma endişesiyle alış verişinde duyarlı ve uyanık olmalıdır. Haramlık bazen alınıp satılan eşyanın bizzat kendisinde, bazen de alış veriş usulünde olabilir. Hangi maddelerin haram olduğu, hangi usulün yasak olduğu ticaret erbabının bilgisi dahilinde olmalıdır.
Peygamber (s.a.v.) namaza çıktığı zaman alış verişle uğraşan insanları görür ve “Ey Tüccar topluluğu! Allah’tan korkan, iyilik yapan ve doğruluktan ayrılmayandan başka bütün tüccarlar, kıyamet gününde facir (günahkâr) olarak haşr olunacaklardır.” [1] buyururlardı.
Hz. Ali (r.a.) şöyle demiştir: ‘Bir kimse dinî incelikleri tam olarak bilmeden ticarete başlarsa faize dalar. Sonra yine dalar, sonra yine dalar.’ Müslüman yasaklanmış alış verişi bilecek ki, onlardan uzaklaşsın ve kazancı helal olsun.
İmam-ı Azam (k.s.) ‘dinin alış veriş kısmını bilmeyen, haram lokmadan kurtulamaz ve ibadetlerinin sevabını alamaz.’ demiştir.
Ticaret, kişinin iç dünyasını dışarıya yansıtan bir muameledir. Tacirin, ticaretinde dürüst olması, onun ihlas ve imanının, gerçek Müslüman olduğunun bir göstergesidir. Kişinin dindarlığı kazancının helalliği ölçüsündedir. Olgun Müslümanlıkta ölçü, para ilişkilerinin düzgün ve alış verişin dürüst olmasıdır.
Bütün bunlardan anlaşılmaktadır ki, iyi Müslüman, ticarete atılmadan önce, İslâm’a göre alış veriş usulünü öğrenir, hangi tip alış verişin helal olduğunu bilir ve helal kazancına haram karıştırmamaya özen gösterir.
Günümüzde bütün dünyada her alanda öldürücü bir rekabet yaşanmaktadır. Artan dünya nüfusuna paralel olarak üretici, satıcı ve aracı kurum ve kişiler de artmaktadır. Müslüman tacir, gerek ülke içinde ve gerekse dünya piyasasında ticarette başarılı olabilmek için, bu rekabet ortamında işini ve pazarını çok iyi bilmek ve günün şartlarına göre esnek hareket edebilmek zorundadır. Aksi halde geride kalacak, zarar edecek ve sonunda piyasadan silinecektir.
[1] İslâm’da Helal ve Haram, Y. Kardavi.v