Visiting
ZİYARET
‘Ziyaret’, bir kimseyi veya bir yeri ona karşı duyulan ilgi veya sevgiden dolayı gözle görmek, sesini duymak ve sevindirmek üzere onun yanına gitmektir.
İslâm dini müslümanları, birbirlerinin din kardeşleri olarak ilan etmiş ve onların birbirlerini sevip saymalarını ve yardımcı olmalarını emretmiştir.
İnsanlar arasında sevginin yerleşmesine ve kırgınlıkların yok olmasına yardımcı olan en önemli sebeplerden birisi ziyaretlerdir. Bu bakımdan İslâm, ziyaretlere büyük önem vermiştir. Hz. Peygamber (s.a.v.); “Allah için bir hastayı veya bir müslümanı ziyaret eden kişinin Cennetteki yerini hazırladığını haber vermiştir.” [1]
Ziyaretin; Ana-baba ziyareti, hasta ziyareti, komşu ziyareti, nezaket ziyareti, üstad ziyareti, bayram ziyaretleri gibi çeşitleri vardır. Kabirlere (mezarlık) gidip oraya defnedilen müslümanların ruhuna Fatiha ve Kur’an okumaya kabir ziyareti, umre ve hacc için Mekke’ye gidip Kâbe’yi ziyaret etmeye de Kâbe ziyareti denilmektedir. Kişilerin akrabalarını ziyaret etmesine “sıla-i rahim” denilir. Bu ziyaretlerin her birinin kendilerine has adabı vardır.
Ziyaretin Sosyal Dayanışma Açısından Önemi
Bir hadis-i şerifte Resûlullah (s.a.v.), müslümanlara yedi şey yapmalarını emretmiş, yedi şeyden kaçınmalarını istemiştir. Yapılmasını istediği şeyler şunlardır: “Cenazenin arkasından gitmek (teşyi), hastaları ziyaret etmek, davete icabet etmek, mazluma yardım etmek, verilen sözü, yapılan yemini yerine getirmek, verilen selamı almak, aksırana dua etmek (teşmit).” [2]
Tamamen sosyal ilişkileri düzenleyecek özellikte olan bu emirler içinde hasta ziyaretlerinin de bulunmasına dikkat edilmelidir. Hz. Peygamber (s.a.v.) başka bir hadis-i şerifinde de hasta ziyaretinin önemine işaret buyurmuştur: “Esiri kurtarınız, aç olanı doyurunuz, hastayı ziyaret ediniz.” [3]
Ziyaretlerle birbirlerine karşı sevgi ve güven duyguları gelişen bireyler, birlik ve beraberlik içinde yaşayan toplumların doğmasına neden olurlar. Müslümanlar, ziyaret yolu ile birbirlerini daha yakından tanıma fırsatını bulurlar. Sıkıntılarını, tasalarını, ihtiyaçlarını ve problemlerini öğrenirler. Pek çok konuyu aralarında görüşüp, birlikte karar verme ve çözüm bulma yollarını ararlar. Toplum içinde yalnız olmadıkları duygusunu kazanır ve geleceğe ümit ve güvenle bakarlar. Sevinçli ve üzüntülü anlarında çevrelerinde gördükleri kardeşleri, onlar için bir güven ve huzur kaynağı olur.
Ziyaret eden, ziyaret ettiği kimsede gördüğü ayıp ve kusurları kimseye söylemeyip, onda gördüklerini saklayabilecekse, ziyarete gitmesi edeptendir. Eğer gördükleri ayıp ve kusurları muhafaza edemeyip başkalarına söyleyecekse, ziyareti terk etmesi daha iyidir. Ziyaretçinin, ziyaret ettiği kimseyi ziyareti, Allah Teâlâ ile meşguliyetine engel olacaksa, gitmemesi, Allah (c.c.)’a karşı olan edeptendir.
Nakşibendî büyüklerinden Alvarlı Muhammed Lütfi zamanında mübarek Ramazan Bayramı, Erzurum mesûd ve bahtiyar günlerinden birini yaşamaktadır. Herkes birbirinin bayramını tebrik etmekte, hastalar ziyaret edilmekte, çocuklar sevindirilmektedir. Efe Hazretlerinin dergâhının önü de sanki ana baba günüdür. Elini öpüp, hayır duâsını almak isteyenler yarış halindedirler. Bu sırada Efe Hazretlerinin, bayramını tebrik edenlere karşı söylediği sözler yıllar yılı herkesin dilinde tatlı bir nağme gibi söylene geldi:
Mevlâ bizi affede,
Bayram o bayram olur.
Cürm ü hatalar gide,
Gör ne güzel ıyd olur.
Ziyaretler, dünyalık kazançlarla birlikte uhrevi faydayı (sevap kazanmayı) da sağlar ki, bu da Allah (c.c.) rızasına ulaşmaktır. Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Aziz ve Celil olan Allah kıyamette;
Ey Ademoğlu! Ben hasta oldum da sen beni ziyaret etmedin! buyurur. Kul:
Ya Rabbi! Sen âlemlerin Rabbi olduğun halde ben sana nasıl hasta ziyareti yapabilirim? diye sorar. Allah (c.c.):
Sen bilmez misin ki, benim falan kulum hasta olmuştu da sen onu ziyaret etmemiştin. Yine bilmez misin ki, eğer sen onu ziyaret etseydin, kesinlikle beni onun yanında bulacaktın. (yani, benim sevabımı ve ikramımı onun yanında bulacaktın)” buyurdu. [4]
Başka bir hadis-i şerifte de, Hz. Peygamber (s.a.v.); “Hasta ziyareti yapan kişi, (hastanın yanından) dönünceye kadar, kendisini cennete ulaştıracak bir yol üstündedir.” [5] buyurmuştur.
Şu halde ziyaretler, özellikle hasta ziyareti, müslümanı Allah (c.c.) rızasına kavuşturacak güzel ahlâk davranışlarından biridir. Bu nedenle hasta ziyareti, kaçınılmaz bir görevdir. Müslüman toplumun bütün bireyleri bu sosyal görevi yerine getirmeli ve başkalarına da tavsiye etmelidir.
Bir müslüman, anne ve babasından başlamak üzere, bütün yakınlarını, komşularını, tanıdıklarını, arkadaşlarını ve dostlarını uygun aralıklarla ziyaret etmelidir. Özellikle bayramlar, herkesin hem manevi olarak ve hem de maddi olarak ziyaretçi kabulüne hazırlıklı olduğu çok uygun günlerdir. Düğün, sünnet, ölüm gibi olaylardan sonra tebrik ve taziyede (baş sağlığı dileği) bulunmak için de yine ziyaretler yapılır.
Toplumumuzda eskiden anne, baba ve çocuklar tek bir çatı altında bulunuyorlardı. Günümüzde artık gençler evlenince hemen kendilerine yeni yuva kurmakta ve baba evinden ayrılmaktadırlar. Anne ve babalarından ayrı yaşayan, iş, görev ve başka sebeplerle onlardan uzakta bulunan kimselerin, hemen her fırsatta onları ziyaret etmeleri, ellerini öpüp dualarını almaları gereklidir. Yakın akrabalar da böyledir. Onların ziyareti de ihmal edilmemelidir. Bu tür ziyaretler, sıla-i rahim sayılan ve İslâm’ın ısrarla üzerinde durduğu ahlâkî görevlerdendir.
Aşağıdaki hadisler, hasta olsun veya olmasın, komşu veya tanıdıkların ziyaret edilmesi gerektiğini göstermektedir.
Ashabı Kiram’dan, Kays b. Sad’ın anlattığına göre, Rasûlüllah (s.a.v.) bir gün kendilerini ziyaret etmiş, evlerinde bir müddet oturmuş, kendileri için dua etmiş ve evden ayrılmıştır. Abdullah b. Kays (r.a.); ‘Rasûlüllah (s.a.v.) Ensar’ı da tek tek veya topluca ziyaret ederdi. Tek tek ziyaret ettiği zaman evlerine giderdi. Topluca ziyaret etmek istediği zaman mescid’e gelirdi.’ [6] demiştir.
Yine Resûlallah (s.a.v.)’ın Ensar’dan bir aileyi ziyaret ettiği, evlerinde yemek yediği, namaz kıldığı ve kendilerine dua ettiği haber verilmiştir. [7]
Ashab’ın büyüklerinden Hz. Selman (r.a.) Medâin’den Şam’a kadar gidip Ebû’d-Derdâ’yı ziyaret etmişti. [8]
Kûfe’den Medine’ye kendisini ziyaret etmek için gelen arkadaşları ile Abdullah b. Mes’ud (r.a.) arasında şu konuşma geçmiştir:
— Oturup dertleşmiyor musunuz?
— Bunu hiç terk etmiyoruz.
— Birbirinizi ziyaret ediyor musunuz?
— Evet, Ey Ebu Abdurrahman, hatta bazılarımız, müslüman kardeşlerini bir müddet görmezse ta Küfe’nin öte başına yürüyerek gidip onun halini hatırını soruyor.
—Siz böyle devam ettiğiniz müddetçe huzur içinde yaşarsınız. [9]
Yukarıdaki hadisler, Peygamber (s.a.v.)’in müslümanları sık sık ziyaret ettiğini, onların hal ve hatırını sorduğunu anlatır. Ayrıca O’nun bu davranışını gören müslümanların da birbirlerini ziyaretten geri durmadıklarını, o devrin kısıtlı ulaşım araçlarına rağmen uzak şehirlerdeki dostlarını ziyaret için gittiklerini ve bunu toplum huzurunun vazgeçilmez bir unsuru olarak gördüklerini göstermektedir.
Peygamber (s.a.v.) hastaları ziyaret etmiş ve bunu müslümanlara da ısrarla tavsiye buyurmuştur. Hatta Rasûlülülah (s.a.v.) yalnız müslüman hastaları değil gayr-i müslim (müslüman olmayan) hastaları da ziyaret etmiştir. Enes b. Malik (r.a.) şöyle demiştir; Bir yahudi genci, Nebi (s.a.v.)’e hizmet ederdi. Bir ara bu genç hastalandı. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) onu hastalığında ziyaret etti.
Başucunda oturdu. O gence müslüman olmasını teklif etti. O da babasına baktı. Babası; “Oğlum, Ebu’l- Kasım’a itaat et!” deyince müslüman oldu. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) hastanın yanından çıkınca: “Şu genci cehennem azabından kurtaran Cenab-ı Hakk’a hamd ü senâlar olsun.” buyurdu.
Sağlık gibi hastalık da insan yaşamının bir parçasıdır. Hemen her yaşta, insanların yakasına yapışan hastalıklar vardır. Hastalık, üzüntü, karamsarlık ve sıkıntı kaynağıdır. Bu durumda insan, eşini, dostunu ve yakınlarını çevresinde görmek, onların tatlı ve ümit veren sözleri ve yardımları ile teselli bulmak ister.
Üzüntüler paylaşıldıkça azalır ve sevinçler paylaşıldıkça artar, atasözümüz bunu ne güzel ifade etmektedir.
Ziyaretlerde Uyulması Gereken Kurallar
Gerek hastaları ve gerekse başkalarını ziyaret ederken bazı hususlara dikkat etmek, ziyaret kurallarına titizlikle uymak gerekir. Bunlara uyulmaması durumunda çoğu zaman ziyaretten beklenilen yararlar elde edilemediği gibi aksine sevindirilmek istenilen insanların üzüntü ve sıkıntıya sokulmasına sebep olunur. Bunun için aşağıdaki ziyaret kurallarına titizlikle uyulmalıdır:
1- Ziyaret için uygun zaman seçilmelidir. Uyku, yemek ve iş saatlerinde ziyaret yapılmamalıdır.
2- Temiz ve derli toplu kıyafetle gitmeli, kir-pas içinde, dağınık elbiselerle ziyarete gidip insanlar rahatsız edilmemelidir.
3- Mümkünse önceden ziyarete gidileceği haber verilmeli ve bildirilen saatte mutlaka gidilmeli, erken veya geç gidilmemelidir.
4- Ziyarete gidilen evin kapısı, zili çalınmalı ve selâm verilerek girilmelidir. Ev sahibinin hatırı sorulmalı, sevinç ve kederi paylaşılmalıdır.
5- Ziyaret fazla uzatılmamalıdır. Ziyaret edilen yaşlıların konuşmaları sessiz ve sabırla dinlenmeli ve onları sıkacak ve üzecek söz ve davranışlardan sakınılmalı, onları sevindirecek haberler verilmeli, güler yüz ve tatlı sözlerle gönülleri alınmalı ve duaları istenmelidir.
Bu genel ziyaret kuralları dışında, hasta ziyareti sırasında uyulması gereken hususlar da vardır ki, bunlar kısaca şöyle özetlenebilir:
1. Peygamber (s.a.v.); Sizden biriniz hasta ziyaretine gittiğinizde elini onun eli veya alnı üzerine koysun ve ‘nasılsınız?’ diye hatırını sorsun. [10] buyurmuştur.
Bundan anlaşılacağı gibi Rasûlüllah (s.a.v.) ziyaretçilerden hasta ile yakından ilgilenilmesini istemiştir.
2. Hastayı yorucu, moralini bozucu söz ve davranışlardan sakınmalıdır. Ziyaret kısa tutulmalı ve doktorunun ziyaretle ilgili tavsiye ve yasaklarına uyulmalı ve bunlar zorlanmamalıdır.
3. Hastaya bir isteği olup olmadığı sorulmalı, gerekirse malî yardımda bulunmalı, kendisine zarar vermeyecekse yiyecek ve diğer hediyeler götürülmeli ve çiçek takdim edilmelidir.
4. Bazı hastalar, özellikle yaşlılar hastalıkları sırasında hep ölümü düşünür, rahatsız olurlar. Böyle kimseleri uygun sözlerle teselli etmek, kendisnin iyi göründüğünü ifade etmek, onunla daha iyi şeyler yapacağını söylemek, ölümün insan için kaçınılmaz bir şey ve Allah (c.c.)’ın emri olduğunu anlatmak, ancak her hastalığın insanın ölüme götürmediğini hatırlatmak faydalı olur.
5. Hastaya dua etmek, sağlık ve şifa dileğinde bulunmak temel ziyaret kuralıdır. Bu konuda Rasûlüllah (s.a.v.)’den pek çok hadis rivayet edilmiştir. Abdullah b. Ömer (r.a.)’in rivayetine göre Rasûlullah; Sizden biri hasta ziyaretine gittiği zaman, ‘Allah’ım, bu kuluna şifa ver’ diye dua etsin buyurmuştur. Hz. Aişe (r.a.) de “Rasûlüllah (s.a.v.) bir hastayı ziyaret etmeye gittiği zaman, “bismillah” diyerek, elini hastanın ağrıyan yerine koyar ve ‘Geçmiş olsun’ buyururdu.” demiştir.
Hz. Selman (r.a.); Peygamber (s.a.v.) ben hasta iken ziyaretime gelmişti. Çıkarken şöyle buyurdu: “Selman! Allah şifalar versin. Günahını affetsin. Ölünceye kadar bedenine sıhhat, dinine kuvvet versin” demiştir.
6. Uzaklık ve başka nedenlerle yanına bizzat gidilip hasta ziyaret edilemiyorsa, bir başkası aracılığı ile veya mektup, telefon, faks, internet, gazete ilanı gibi haberleşme araçları ile selam, sağlık ve şifa dileklerinin iletilmesi de güzel bir davranıştır. Sonucu itibariyle bu da ziyaret gibidir.
İslâm dini, kardeşlik bağlarını kuvvetlendirmek için hayatta olan kardeşlerimizi ziyaret etmeyi emrettiği gibi, gönüllerimizin yumuşaması, ahiret hayatını düşünmemiz ve bir gün aynı noktaya bizim de geleceğimizi unutmamamız ve ebedi âleme göç etmiş kardeşlerimizi, rahmetle anmamız, onlara hayır duasında bulunmamız için kabir ziyaretlerine de büyük önem verir. Çünkü kabir ziyareti, insana ebedi hayatı hatırlatır. Böylece dünya hayatında daha ölçülü olmamızı sağlar. Allah (c.c.) ve Peygamberi (s.a.v.)’nin emir ve yasaklarına uymaya zorlar. Bunun için kabir ziyareti, çok güzel bir ‘otokontrol’ uygulamasıdır.
Dinimiz mescid (cami) ziyaretlerine de büyük önem vermiştir. Allah (c.c.) “Mescidler şüphesiz Allah’ındır” [11]ayetiyle camilerin ne kadar önemli olduğunu bildirmiştir. Camilerimiz, dünyanın bütün coğrafyalarında onbeş asırlık İslâm Medeniyetinin önemli kültür, ahlâk ve sanat ocaklarıdır.
Karanlıklar buralardan aydınlanmış, müslümanlar buralarda olgunlaşmışlardır. Onun için mescidler müslümanların hayat kaynağı olmuştur. Müslümanlar mescid eğitiminden alınlarında izler taşırlar.
Müslümanla mescid arasında koparılmayacak bir bağ vardır. Bunun içindir ki, bir İslâm beldesine varıldığı ve sefer dönüşü mescidleri ziyaret etmek ve iki rekât namaz kılmak İslâm geleneklerindendir.
Selçuklu ve Osmanlı padişahlarının emrinde o günün en güzel teknolojileri kullanılarak ve insan yeteneklerinin son sınırları zorlanarak yapılan ve bugün bile dünyanın en güzel yapıları durumunda olan üç kıtadaki mescidleri her fırsatta ziyaret etmelidir. Yapanlara dua etmeli ve bu eserlerin kıyamete kadar yenileri de eklenerek ayakta kalması için hem dua ve niyazda bulunmalı ve hemde gerekli tedbirlerini almalıyız.
[1] Tirmizi, Birr 64.
[2] Buhari, Cenaiz 2 / Müslim, Selam 4–6.
[3] Tecrid, VIII / 404.
[4] Müslim, Birr 43.
[5] Müslim, Birr 39.
[6] Y.Kandehlevî, Hadislerle Müslümanlık, 3 / 1038
[7] Buhari, Edeb 65.
[8] Buhari, Edeb 65.
[9] Y.Kandehlevî, a.g.e. 3 / 1038.
[10] Tecrid, 4 / 351
[11] Cin suresi, 72 / 18.