In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Political Ethics / Politics in Islam / Umar's Political Character
Politics in Islam

Umar's Political Character

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

(r.a.)’İN SİYASÎ KİŞİLİĞİ

Hz

Ömer (r.a.)’in, Peygamberimiz (s.a.v.)’in altıncı nübüvvet yılında İslâm’ı

kabul etmesi, İslâm tarihinde bir devir açtı. Mekke’de her şey değişti.

Abdullah İbn Mes’ud (r.a.) diyor ki: ‘Hz Ömer (r.a.) İslâm’ı kabul edince,

Kureyş ile dövüşerek Kâbe’de namaz kıldı, biz de beraber kıldık.’[1]

Hz

Ömer (r.a.), Rasûlullah (s.a.v.)’in hemen bütün gazvelerine, anlaşmalarına,

idarî tedbirlerine, İslâm için yapılan bütün teşebbüslere katılmıştır.

Hz

Ebu Bekir (r.a.)’in halife seçilmesinde tartışmalara son noktayı O koymuş ve

derhal elini Hz Ebu Bekir (r.a.)’e uzatarak biat etmiş ve böyle bir anda sürat,

kararlılık, katiyet ve aynı zamanda adalet dairesinde yaptığı bu davranış

sayesine karışıklık ortadan kalkmıştır.[2]

Hz

Ömer (r.a.), halife seçildikten sonra yaptığı konuşmada şunları söyledi: ‘Yüce

Allah, beni başınıza getirdi. Size en faydalı yönetici olacağımı ümit ediyorum.

Allah’tan bana yardım etmesini ve başkasına karşı koruduğu gibi bu konuda

koruyup gözetmesini istiyorum. Emrettiği gibi işlerinizi koruma ve

paylaştırmada beni adaletli kılmasını istiyorum. Aziz ve Celil olan Allah’ın

yardımı olmadığı takdirde ben zayıf

kimseyim.

İnşaallah,

sizin halifeniz olman ahlâkımda bir değişiklik yapmaz. Büyüklük Allah’a mahsustur.

Kulların hiçbir büyüklüğü yoktur. Hiçbiriniz ‘Ömer halife olduktan sonra

değişti’ demesin. Gerçeği kendim araştırır ve size getiririm. Durumu da size

açıklarım. Hangi kimsenin bir şeye ihtiyacı olur veya zulme uğrar yahut da ahlâkımda

kınayacağı bir durum görürse, bana söylesin. Ben de sizlerden birisiyim.

Gizli

ve açık işleriniz de, yoksulluk ve darlık zamanlarınızda daima Allah’tan

korkunuz! Üzerinizde bulunan hakkı kendiniz veriniz. Birbirinizi bana dava

etmeyiniz. Benimle insanlardan hiçbiri arasında bu konu da dostluk yoktur. Ben

sizin doğrunuzu severim. Allah’ın beldesinde olan sizlerin hepsi bana dosttur. Siz

Allah’ın verdiğinden başka ekin ve hayvancılığı olmayan bir belde insanısınız. Aziz

ve Celil olan Allah, size çok iyilikler vaat etmiştir.

Ben

bana verilen emanetten sorumluyum. İnşaallah kendimin ne yaptığını da

biliyorum, onları hiç kimseye havale etmem. Uzakta olan gücümün yetmediği

işleri de ancak sizden toplum için güvenilir, iyi kimselere bırakırım. İnşaallah

emanetimi bunların dışında hiç kimseye bırakmam.’

Hz

Ebu Bekir (r.a.)’in tavsiyesi ile O’ndan sonra Müslümanların halifesi seçilen

Hz Ömer (r.a.), O’nun başlatmış olduğu bütün askerî harekâtları devam ettirdi.

İranlılarla

yapılan büyük savaşlarda İslâm ordusunda Kur’an okuyan hafızlar cihad

ayetlerini okuyor ve askerler ‘i’lây-i kelimetullah’ için mücadele ediyorlar,

zaferden zafere koşuyorlardı.

Hz

Ömer (r.a.), İslâm ordularının faaliyetlerini o kadar önemsiyordu ki, her sabah

erkenden Medine dışına çıkar, savaş bilgilerini getiren adamları karşılardı.

Hz

Ömer (r.a.)’in orduları, bir taraftan Kisra’ların taç ve tahtlarını, zulüm ve

sefahatlerini yerle bir ederken, diğer taraftan küfür dünyasına, zulüm ve

sefahat içinde çürümüş Bizans’a yönelmişti. İslâm komutanları, Arabistan

sınırlarını geçince Bizans’ın büyük kuvvetleri ile karşılaşacaklarını

biliyorlardı. Fakat İslâm orduları bütün engelleri aşarak H. 14 yılında Şam’a

girdiler. Kısa zamanda Suriye şehirleri feth olundu. İslâm ordusunun fethettiği

şehirlerdeki adalet ve hakkaniyeti buralardaki insanların Müslüman olmalarına

veya kendilerine yardımcı olmalarına neden oluyordu.

Kudüs

anlaşmasından sonra Hz Ömer (r.a.), Kudüs’e hareket etti. Komutanlar O’nun

mütevazı bir at ve elbise içinde şehre girmesini istemediler. Ancak O şöyle

dedi: ‘Allah (c.c.)’ın bize bahşettiği nam ve şöhret, Müslümanlığa aittir.

Kendi şahsımız için sadelik yeterlidir.’ Bu elbise ile şehri dolaştı ve

mabetleri ziyaret etti.

Hz

Ömer (r.a.)’in döneminde İslâm orduları, Cezire, Hozistan, İsfehan, Irak-ı

Acem, Azerbaycan, Taberistan, Ermenistan, Kirman, Sistan, Mekran, Horasan

bölgelerini İslâm topraklarına kattılar. Bunun üzerine Hz Ömer (r.a.) şöyle bir

hitabede bulundu: ‘Bugün İran devleti yıkılmıştır. İranlılar artık Müslümanlara

zarar veremezler. Fakat size şunu ihtar etmek isterim ki, namus ve istikametten

ayrılacak olursanız, Cenâb-ı Hak size ihsan ettiği kuvvet ve üstünlüğü sizden

alır, bu memleketleri başkalarına ihsan eder.’

Hz

Ömer (r.a.) Zerdüştî bir köle tarafından sabah namazını kıldırırken hançerle

yaralandı. Üç gün sonra vefat etti. Rasûlullah (s.a.v.)’in yanına defin

olunmasını istemişti. Hz Aişe (r.a.)’in muvafakati ile bu arzusu gerçekleşti.

Kendisini şehid edenin Müslüman olmadığını öğrendiğinde şükretmişti.

Hz Ömer

(r.a.), bir taraftan Bizans ve İran devletlerinin hükmü altındaki araziyi ilhak

edecek derecede fetihler gerçekleştirmiş, diğer taraftan da İslâm devletinin

idare temellerini sağlam bir şekilde kurmuş ve onları geliştirmiştir. Aynı

zamanda hilafet döneminde bir memleketin iyi bir şekilde idaresi için gerekli

olan bütün hükümet kurumlarını da kurmuş ve bunları mükemmel bir şekilde

işletmiştir.

Hz

Ömer (r.a.), mücahidleri evlerinde ziyaret ederek, mücahidlerin eşlerine

çarşıdan bir şeye ihtiyaçları olup olmadıklarını sorardı. Onlar da hizmetçi

kızları kendisi ile birlikte göndererek istediklerini aldırırlardı.[3]

[1] İbn Hişam.

[2] Asr-ı Saadet, Ahmed en-Nedvî.

[3] Asr-ı Saadet, A. En-Ne dvî.