In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Archive — Older Content / Transgression / Rebellion
Archive — Older Content

Transgression / Rebellion

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

Bağy, sözlükte, ileri gitmek, haddi aşmak, haktan ayrılmak ve zulmetmek gibi anlamlara gelmektedir.

Bağy, fiil olarak istemede aşırı gitmek, bir şeyi çaba harcayarak arzu etmek ve saldırıya geçmek demektir.

Bağy’in kökü olan ‘Beğa’ fiili, aşırı kibir yüzünden başkalarına karşı haksız veya hukuksuz davranışta bulunmak anlamına gelir. Başkasına haksız yere saldıran kimsenin bu eylemi ‘Beğa’ fiili ile anlatıldığı gibi, istemede, arzu etmede aşırı davranma da bu fiille ifade edilmektedir.

‘Beğa’ fiilinin fail (özne) ismi olan ‘baği’, isyankâr, başkaldırıcı, terörist ve eşkıya anlamında kullanılmaktadır.

Bağy’in, istemede aşırı gitmek, fazla arzulamak anlamını çeşitli Kur’an âyetlerinde görmekteyiz. “Ey iman edenler! Allah yolunda adım attığınız zaman gerekli araştırmayı yapın ve (İslâm selâmı ile) selâm verene, dünya hayatının geçici menfaatine aşırı istekli olarak (bağye düşerek) ‘sen mü’min değilsin) demeyin...” (Nisâ sûresi, 4/94.)

Bağy, aynı zamanda kibir (büyüklenme) anlamında da kullanılmaktadır. Bu, kişinin kendi hakkı olmadığı halde haksız yere yükselme arzusudur. Nitekim Kur’an’ın, bağy ettiler, dediği Firavun ve Karun gibiler, kibirli ve kendini herkesten üstün gören kimselerdir.

Böyle kimseler, kendi haklarına razı olmazlar, insan olarak bulundukları seviyeyi yeterli görmezler. Kimileri insanlar üzerinde haksız yere baskı kurmaya çalışırlar, kimileri de insanların haklarını ellerinden almaya yeltenirler. Kimileri de bu hastalık ruhu içerisinde insan olduklarını unutur ve tanrılık iddiasına kalkışırlar. Bütün bu yanlış davranışlar, bağy ahlâkıdır.

Bağy, bir başka deyişle, başkasının aleyhine olmak üzere sınırı aşmak demektir. Bunun içerisinde kıskançlık, zayıfları ezme, kibirlilik, haksız saldırı, sömürme, horlama, zulüm ve bozgunculuk gibi kötü fiillerin hepsi de girmektedir.

Bağy ahlâkı, aslında inkârcıların bir başka özelliğidir. İnkâr edenler, kendi arzu ve isteklerine uydukları için Allah’ın (c.c.) gönderdiği ölçü ve kuralları tanımazlar. Bir kısmı da elindeki servetle büyüklük taslayarak, başkalarına hükmetmeye kalkışır. Eline geçirdiği maddi gücün devamlı olduğunu zanneder. Hesaptan korkmaz ve kimsenin kendilerine güç yetiremeyeceğini hayal ederler. Bunun için de hem Allah’a (c.c.) karşı sınırı aşar, hem de insanlara karşı saldırgan bir tutum takınır.

Kur’an, kocasının nikâh hakkını başkasına çiğneten kadınların bu tutumuna, aynı kökten türeyen ‘biğa’ deyimini kullanmaktadır. (Meryem sûresi, 19/20, 27, 28.) Bu da zina, iffetsizlik ve kötülük anlamına gelir. Dünyanın geçici çıkarlarını elde etmek için, iffetli kadınları iffetsizliğe zorlamak yine ‘biğa’ kelimesiyle ifade ediliyor. (Nûr sûresi, 24733.)

Bağy’in Sonuçları

Bağy ederek ‘baği’ durumuna düşmek, eninde sonunda insanı kendisine zarar verecektir. Bağy yoluyla çıkar sağladığını sananlar ile bu yola başvurmayı düşünenler büyük bir yanılgı içerisindedirler. Bağy, kimin tarafından yapılırsa yapılsın; o, toplumun huzurunu bozar, insanı mutsuzluğa sürükler, hakları zedeler ve sonunda da en büyük zarar bağy edenin başına gelir.

“...Ey insanlar, sizin bağyiniz (taşkınlığınız), kendi nefisleriniz alyhinedir. Bu, dünya hayatının geçici yararıdır. (az ve değersiz bir şeydir)...” (Yûnus sûresi, 10/23.)

demek ki, hem Allah’a (c.c.) ve O’nun koyduğu ölçülere karşı bir sınırı aşma, aşırı gitme yanlışıdır, hem de başkası aleyhine taşkınlık yapıp, tecavüze ve haksızlığa kalkışmaktır. Bunun insan hayatına yansıması, bazen inkârcılık, bazen kibir, bazen tecavüz, bazen zulüm, bazen hak yeme, bazen de ekonomik sömürü ve toplumsal kargaşa şeklinde olabilir.

Peygamberimiz (s.a.v.) buyuruyor:

“Allah (c.c.) bana: ‘Alçak gönüllü olun, öyle ki hiç kimse kimseye bağy etmesin, kimse kimseye karşı böbürlenmesin’ diye vahyetti.” (Ebû Davud.)