In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Archive — Older Content / Topic 1427
Archive — Older Content

Topic 1427

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

CİHADA NİYETTE SIDK VE İHLAS

Ebu Musa (r.a.) anlatıyor: Hz. Peygamber (s.a.v.)’e, şecaat olsun diye veya hamiyyet (kavmi, ailesi, dostu) için veya gösteriş için mukatele eden kimseler hakkında sorularak bunlardan hangisi “Allah yolunda”dır? Dendi. Rasûlullah: “Kim, Allah’ın kelamı yücelsin diye mukatele ederse (savaşırsa), o Allah yolundadır.”diye cevap verdi.

Ebu Hüreyre (r.a.) anlatıyor: Bir adam gelerek Hz. Peygamber (s.a.v.)’e: ‘Ey Allah’ın Rasûlü, bir kimse Allah yolunda cihad arzu ettiği halde bir de dünyalık isterse durumu nedir? Diye sordu. Şu cevabı verdi: “Ona hiçbir sevap yoktur!” Adam aynı soruyu üç sefer tekrar etti, Rasûlullah (s.a.v.) da her seferinde: “Ona sevap yoktur!” diye cevap verdi.

Şeddâd İbnu’l-Hâd (r.a.) anlatıyor: ‘Bir bedevî gelerek Rasûlullah (s.a.v.)’a iman etti. Sonra da sordu: ‘Seninle hicret edeyim mi?’ Rasûlullah (s.a.v.) onu ashabından birine teslim edip meşgul olmasını söyledi. Sonra yapılan gazvede Rasûlullah (s.a.v.), bir miktar ganimet elde etmişti. Bunu taksim etti ve bedevîye de bir pay ayırdı. Bedevî: ‘Bu nedir?’ diye sordu. Rasûlullah (s.a.v.): “Bu payı sana ayırdım” dedi. Adam: ‘Ben bunun için sana tâbi olmuş değilim, ben -eli ile boğazını göstererek- şuraya bir ok atılıp ölmem ve cennete gitmem için sana tâbi oldum’ dedi. Rasûlullah (s.a.v.) da: “Sen Allah’a sadık oldun mu o da sana sadık olur (dilediğini verir)” dedi.

Askerler bir müddet durdular. Sonra düşmanla mukatele etmek üzere kalktılar. Adamcağızı, az sonra sırtlayıp Hz. Peygamber (s.a.v.)’e getirdiler. Tam gösterdiği yere bir ok isabet etmiş ve ölmüştü. Rasûlullah (s.a.v.):

“Bu, o adam mı?” diye sordu:

- Evet, odur, dediler.

“Öyleyse o Allah’a doğru söyleyip sadakat gösterdi, Allah da ona sadakat gösterdi.” dedi.

Adam, Rasûlullah (s.a.v.)’ın cübbesi ile kefenlendi. Rasûlullah (s.a.v.) cenazeyi öne çıkardı, üzerine namaz kıldı. Okuduğu duadan işitilenler arasında şu da vardı: “Ey Allah’ım, bu Sen’in bir kulundur. Sen’in yolunda hicret etmek üzere memleketinden ayrıldı. Şehid olarak öldürüldü. Ben buna şahitlik ediyorum.”

Abdurrahman İbnu Ebî Ukbe, babasından naklediyor. Babası İran asıllı bir azatlı idi. Der ki: Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte Uhud Savaşı’na katıldım. Müşriklerden bir adama darbeyi indirdim ve: ‘Al, bu sana benden, ben İranlı bir köleden!’ dedim. Sözlerimi işitmiş bulunan Rasûlullah (s.a.v.) bana doğru baktı ve: “Niye, ben Ensarî bir köleyim demedin? Bir kavmin kız kardeşlerinin oğlu o kavimden sayılır.” dedi.

Ancak halis ve samimî manada cihadın gerçekleşebilmesi için, Müslüman’ın dünya sevgisini ve hayata bağlılığını bu uğurda feda etmesi gerekir, bu da ilimle tahakkuk eder. Bezzar, Muaz b. Cebel (r.a.)’den rivayet ediyor: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır: “Sizin içinizde iki sarhoşluk meydana çıkmadıkça gerçekten siz Allah’tan bir beyyine ve belge üzerindesiniz. Bu iki sarhoşluktan biri, cehalet sarhoşluğu, diğeri de yaşama sevgisi sarhoşluğudur. Halbuki sizler iyiliği emrediyor ve kötülüğü de nehy ediyorsunuz ve aynı zamanda Allah (c.c.)yolunda cihad ediyorsunuz. Ancak aranızda dünya sevgisi zuhur edince, işte o zaman iyiliği emretmezsiniz ve kötülükten de nehy etmezsiniz, aynı zamanda Allah (c.c.)yolunda da cihad etmezsiniz. O gün kitap ve sünnete dayanarak konuşanlar var ya, işte onlar, tıpkı sabikûn-i evelîn adı verilen, İslâm’da ilk öncelik kendilerinin olan Muhacir ve Ensar gibidirler.”

İşte bunlar olmazsa İslâm ümmeti hayırlılık özelliğini kaybeder. Rabbimiz (c.c.) buyuruyor: “Siz insanlar için çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz, marufu (iyiliği) emreder, münker (kötü) olandan da sakındırır ve Allah (c.c.)’a iman edersiniz.”

İbn Asakir, Adiyy b. Hatem (r.a.)’den tahric etmiştir. Adiyy b. Hatem demiş ki: “Sizin bugün maruf (iyilik) diye söyledikleriniz, dünün münkeri idiler. Sizin bugün kötü dediğiniz şeyler de gelecek zamanın iyiliğidir. Gerçekten sizler inkâr etmediğiniz ve kabul ettiğiniz bir hayırda devam ettiğiniz sürece, maruf olarak bildiğinizi de inkâr etmedikçe hayırda devamlı olacaksınız. Aynı zamanda âliminizde de aranızda hafife ve alaya alınmadan konuştuğu müddetçe bu, devam edecektir.”

Mutlaka ilim gerekir. Mutlaka dünyaya bağlılıktan uzak olmak gerekir. Aynı zamanda kesin olarak Allah yolunda ölüme karşı cesaretli bulunmak gerekir. Evet bütün bunlar gereklidir ki, cihad yapılabilsin. Taberânî, İbn Mes’ud (r.a.)’dan rivayetle demiştir ki:

“Rasûlullah (s.a.v.) girdi ve dedi ki, ey İbn Mes’ud, ben de, buyur, ya Rasûlallah, dedim. (Bu ifadeyi üç kez söyledi): Buyurdu ki: “Hangi insan daha üstündür, bilir misin?” Allah (c.c.)ve Rasûlü daha iyi bilir, dedim. Buyurdular ki: “Gerçekten insanların en üstünü, amel bakımından onlarda en üstün olanıdır, şayet dinlerinde bilgili iseler.” Sonra şöyle buyurdular: Ya İbn Mes’ud, buyur, ya Rasûlallah, dedim. Buyurdular ki: “Hangi insanın daha bilgili olduğunu bilir misin?” Allah (c.c.)ve Rasûlü daha iyi bilir, dedim. Buyurdular ki, “Gerçekten insanların en bilgilisi ve insanlar ihtilafa düştüklerinde, amel bakımından eksik de olsa, atının üzerine binip kaçsa da hakkı daha iyi görendir. Benden önce olanlar ihtilafa düşerek yetmiş iki fırkaya ayrıldılar. Bunlardan sadece üç fırka kurtuldu. Diğerleri ise helâk oldular. Bir fırka meliklerle karşı karşıya geldiler, onlarla dinleri ve Meryem oğlu Hz. İsa (a.s.)’nın dini üzere savaştılar, yakalandılar, öldürüldüler ve testerelerle biçildiler. Bir fırkanın ise, meliklerle karşı karşıya gelmeye güçleri yoktu, aynı zamanda aralarında da kalacak güçte değillerdi. Ki, onları Allah (c.c.)’a ve Meryem oğlu İsa (a.s.)’nın dinine çağırsınlar. Bunlar da seyahate çıktılar, başka ülkelere gittiler. İbadet için inzivaya çekildiler. Rasûlullah (s.a.v.) dedi ki, işte bunlar hakkında Rabbimiz şöyle buyurdular: “(Bir bid’at olarak) türettikleri ruhbanlığı ise, biz onlara bunu (uyulması gereken bir yaşama biçimi) yazmadık. Ancak Allah (c.c.)’ın rızasını aramak için (türettiler).” Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki: “Kim bana iman eder, beni doğrular ve bana uyarsa, işte o kimse onlara hakkıyla riayet etmiştir. Kim de bana uymazsa, işte onlar helak olanlardır.” Bir rivayete göre: “Bir fırka krallara ve zâlimlere karşı koydular, Hz. İsa’nın dinine çağırdılar. Bunun üzerine yakalandılar, testerelerle öldürüldüler, ateşlerde yakıldılar. Böylece sabrettiler, ta ki Allah (c.c.)’a ulaştılar…”