In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Archive — Older Content / Topic 1374
Archive — Older Content

Topic 1374

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

ŞECAAT VE SABIR

Bu ahlakî esasların başında, sabır ve şecaat gelmektedir. Bu, Kur’an-ı Kerim’in Müslümanlara İslâm’ın ilk devirlerinde yüklediği yükümlülüklerde açıkça görülmektedir. Kur’an-ı Kerim ilk etapta, Müslümanlardan bir kişinin, kâfirlerden on kişiye bedel olduğunu ve onlara sabırla galip geleceğini söylüyordu. Allah (c.c.) bu durumu hafifletince, bir Müslümanın iki kâfirle mücadele etmesi ve onlara galip gelmesi için sabretmesi gerekiyordu. Cenâb-ı Hakk’ın şu ayetine kulak verelim:

“Ey Peygamber! Müminleri savaşça teşvik et. Eğer sizden sabreden yirmi kişi olsa, (onlar) ikiyüz (kâfir)i yenerler. Çünkü o kâfirler, anlamaz bir topluluktur. Şimdi, Allah sizden yükü hafifletti, sizde zaaf bulunduğunu bildi. Bundan böyle sizden sabreden yüz kişi olsa, iki yüz kâfiri yenerler ve eğer sizden bin kişi olsa Allah’ın izniyle ikibin kişiyi (kâfir)i yenerler. Allah sabredenlerle beraberdir.” [1]

İlk Müslümanlar, başlarında Hz. Peygamber (s.a.v.) olmak üzere şecaat ve sabırla ahlâklanmadan en yüce örneği vermişlerdir. Hz. Ali’nin şöyle dediği rivayet edilmiştir:

‘Ümitsizlik artıp, gözümüzü korku bürüdüğü zaman Rasûlullah (s.a.v.)’a sığınırdık. Düşmanı karşılamaya ondan yakın kimse olmazdı.’

Abdullah b. Ömer (r.a.) de şöyle diyor:

‘Hz. Peygamber’den (s.a.v.) daha şecaatli, daha kahraman, daha cömert, daha hoşnut bir kimse görmedim.’

Sahabe-i kirâm, Rasûlullah (s.a.v.)’i kendilerine önder olarak görüyorlardı. Sa’d b. Muaz bunu şöyle ifade ediyor:

‘Seni hak ile gönderen Allah’a yemin olsun ki, bize şu denizi hedef göstersen, biz elbette seninle beraber dalarız; içimizden hiçbir kimse bizi geri alamaz. Bizi yarın düşmanla karşılaştırman karşısında hiçbirimiz hoşnutsuzluk duymayız. Şüphesiz bir savaşta çok sabırlı, karşılaşmada ise samimiyiz. Umulur ki Allah, bizden sana, senin gözünü aydın edecek şeyi gösterecektir.”

Hâlid b. Velid (r.a.) ordusuna şöyle derdi:

‘Ey İslâm topluluğu! Şüphesiz sabır şereftir, korkaklık ve zaaf ise acizliktir. Zafer ise sabırladır.’

[1] Enfâl sûresi, 8/65-66.