The Funeral Prayer for Martyrs
ŞEHİTLERE CENAZE NAMAZI KILINMASI
İslâm uleması şehitlerinin cenaze namazlarının kılınıp kılınmaması hususundaki şu iki görüş üzerinde ihtilaf etmiştir:
1- Cumhur-u ulemanın görüşü: Şehitlerin cenaze namazları kılınmaz. Bu İmam Malik, İmam Şafiî, Hambelilerin tamamının ve İshak’ın görüşüdür. İmam Ahmed de aynı görüşü rivayet etmiştir.
2- Şehitlerin cenaze namazı kılınır. Bu görüş Hanefîlerin ve İmam Sevri’nin görüşü olup İmam Ahmed rivayet etmiştir. Hasan el Basri ve Said ibnül Müseyyeb de aynı görüşü paylaşmaktadırlar.
İslâm âlimlerinin çoğunluğu Cabir (r.a.)’den rivayet olunan şu hadisi delil göstermişlerdir, ‘Rasûlullah (s.a.v.) Uhud günü ölenlerden her iki kişiyi elbiselerine dürerek, bunlardan hangisi daha çok Kur’an ezberlemiş? Diye sordu. Kendisine (işte bu diyerek) işaret edildiğinde en çok Kur’an ezberleyenin defnedilmesini emretti.
Hanefîler, Rasûlullah (s.a.v.) ashabından olan Ebu Selâm (r.a.)’ın rivayet ettiği şu hadisi de delil göstermişlerdir. ‘Cübeyne kabilesinden olan Hayy topluluğu üzerine baskın yaptık. Müslümanlardan bir kişi onlardan bir kişi ile vuruşması için adam istedi vuruşma esnasında yanlışlıkla kendi silahı kendine isabet edince Peygamber Efendiniz (s.a.v.): “Ey Müslümanlar! Kardeşiniz!’ diye bağırdı. Müslümanlar hemen ona doğru koştular ve onu ölü olarak buldular. Rasûlullah (s.a.v.) ona kanlı elbiselerini sardı ve cenaze namazını kıldı sonrada defnetti. İnsanlar, Ya Rasûlullah (s.a.v.) dediler, o şehit mi sayılıyor? Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi: “Evet o şehittir ve ben de onun şehit olduğuna şahidim” Bu hadisi Ebu Davud rivayet etmiş ve Tirmizî ile birlikte bu hadis hakkında susmuşlardır.
Fakat biz yine deriz ki bu hadis de delil olarak alınmaz ve bu hadis cumhurun görüşünün önüne geçemez. Çünkü hadisin senedinde zikredilen Sellam İbni Ebi Sellam’ın kim olduğu bilinmemektedir.
Hanefîler Sahih-i Buharî, Sahih-i Müslim ve diğerlerinin Ukbe bin Amir’den rivayet ettiği şu hadisi de delil göstermişlerdir: Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Uhud şehitlerinin cenaze namazlarım sekiz sene sonra kılmıştı ve O’nun böyle cenaze namazlarını kılması, ölülerden ve dirilerden ayrılan ve onlara veda eden kimsenin hali gibiydi. Hadis-i şerif sahihtir.
Tahavî bu hadis hakkında şöyle demiştir: Yukarıda hadisin asıl metninde geçen ‘salatuhu aleyhim’ şu öz manayı ifade eder.
1- Ya önceden zikredilen cenaze namazlarını terk etti, hadisi bunu nesh eder.
2- Veya şehitlerin cenaze namazlarının kılınması Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in sünnetlerinden olur.
3- Ya da şehitlerin cenaze namazlarının kılınması vaciptir diyenlerin hilafına caiz olduğu hükmünü doğurur.
Eğer definden sonra namaz kılınmışsa definden önce kılınması daha evladır. Cumhuru ulema Tahavi’nin, ‘bu hadis önceki hadisleri nesh etmiştir’ sözünü reddetmişler... Şehitlerin cenaze namazlarının sekiz sene sonra kılınmasına gelince bu da reddedilmiş çok uzak bir görüştür. Bu hadiste zikredilen (salat) kelimesinin manası dua manasına alınması gerekir. Kabirlere namaz kılmak ise Hanefîlerin usulüne muhaliftir. Çünkü Hanefîler, ölüler kabre konulduktan sonra üç gün geçerse cenaze namazını kılmazlar. Eğer definden önce namazı kılınmışsa definden sonra kabirde cenaze namazını kılmazlar ve Hanefîler diyorlar ki, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Uhud şehitlerinin namazlarını defnetmeden önce kılmıştır. Çünkü Hanefîler kendi metotları gereği müşkilatları içeren haber-i vahidi kabul etmiyorlar. Fakat bu haberi niçin kabul ediyorlar?
Muhammed bin Hasan ise bu konuda şöyle demiştir: (Ehl-i Irak ve Ehl-i Şam’ın görüşü gereğince eğer bir kimse savaş esnasında öldürülürse şehit olur ve yıkanmadan cenaze namazı kılınır. Biz bu görüşü kabul ediyoruz. Medine ehlinin görüşüne göre ise yıkanmaz ve cenaze namazı kılınmaz. Bu görüşü savunanlardan biriside Malik bin Enes’tir).
Hanefîler, bu konuda şöyle dediler. Cabir (r.a.) hadisi delil kabul edilmez. Çünkü o hadis de üzerine hüküm bina edilecek cümle ‘görmedi’ menfi bir siga ile zikredilmiştir. Uhud şehitlerinin cenaze namazlarının kılınmasıyla ilgili olan kabul ettiğimiz hadisler ise müsbet bir siga ile zikredilmiştir. Bu konudaki kaide şöyledir: Eğer menfi siga ile gelen hadis müsbet siga ile gelen hadise çelişki teşkil edecek olursa müsbet olanı tercih edilir.
Cumhur-u ulema buna reddiye olarak şöyle demiştir: Eğer şahit meseleyi bilip bilmeme hususunda mütereddid ise ve meseleyi menfi bir cümle ile söylemişse mesele hakkında bildiği de çok az ise kabul edilmez. Eğer şahidi meseleyi tamamen biliyorsa ve ona vakıf ise irtifakla kabul olunur. Bu da Cabir’in ve diğerlerinin ilmen bildiği muayyen bir kıssadır.
Burada Cumhur’un görüşü güneş gibi açık olup akli ve nakli delillerle belirtilmiş en sahih en tercihli ve en kuvvetli olduğu kaçınılmaz bir gerçektir. Bundan dolayı şehit üzerine namaz kılınmaz. Çünkü o diridir ve diri olanın üzerine de namaz kılınmaz ve şehadet yüksek bir makamdır. (Cenaze namazı ise şefaattir) Şehidin günahları ise affolunmuştur. Çünkü kılıç hataların temizleyicisidir. Bilakis şehit kıyamet günü ev halkından yetmiş kişiye şefaat edecektir.
Öte yandan yıkanılmayan şehidin nasıl olur da namazı kılınır?
Kimlere Şehit Denir?
Falan kişi şehittir, dediğimizde şunu kast ederiz: Gusül ve cenaze namazı terk edilerek kendisine şehit muamelesi yapılan kişidir. Biz, hiç kimsenin cennet ya da cehennemde olduğunu bilemeyiz. Çünkü kalpler Allah Teâlâ’nın elindedir. Yerin ve göğün gaybını ancak O bilir ve bütün işler O’na döner.
Siyer, Meğazi ve İslâmî savaşlarla uğraşan müelliflerin yaptıkları sıralama da buna göredir. Şöyle derler: Uhud şehitleri, Huneyn şehitleri, Yermuk şehitleri, Kadisiye şehitleri. Rical (Kişileri anlatan tarih) kitaplarında da şu tür ifadeler bulunur. Yemame’de şehit oldu, Kadisiye’de şehit edildi v.s.
Ehl-i sünnet, şehadeti hakkında nass (kesin delil) bulunanları şehit kabul eder. Halk arasında iyi olarak tanınan, kendisinden övgü ile bahsedilen kişiye şehit denilip, denilmeyeceği konusunda ehl-i sünnet arasında ihtilaf vardır. Sahih olan görüşe göre şehitliğine hükmedilir.’