In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Trade Ethics / Trade Ethics / The Concept of Blessing
Trade Ethics

The Concept of Blessing

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

Rasûlullah (s.a.v.) hadislerinde birçok hususla ilgili bereketten söz etmiş ancak ticaretle ilgili bereketi sanki daha bir özenle vurgulamıştır. Sanki ticaretiniz bereketsiz olmasın diye özellikle uyarmıştır. Bereketinelerin gidereceğini Efendimiz (s.a.v.) şöyle açıklamıştır: “Alıcı ve satıcı birbirinden ayrılıncaya dek muhayyerdirler. Ancak yalan söylerler ve gerçeği gizlerlerse bereket yok olur.” [1]

Bir terim olarak bereketyalnızca maddi bir artış anlamına gelmiyor. Her şeyin bereketi olabilir. Hayatımızın da bereketi olabilir. Bereket bütün hayırların, iyiliklerin ve güzelliklerin toplanması, cem olması demektir. Dünyevi ve uhrevî işlerimiz yolunda gitmiyorsa suçu başkasında değil kendimizde aramalıyız. Sözlerimize yalan karışıp karışmadığına dikkat etmeliyiz. İşlerimize, sözlerimize ve her şeyimize yalan dolan değil sadaka ve bereketkarışmalı. Müslümanın ticaret hayatı sadaka-bereketekseninde olmalıdır. Hayatımızın bütün alanlarında Rasûlullah (s.a.v.)’ı kendimize tam olarak örnek edinmedikçe iflah olmamız ve bereketi yakalamamız mümkün değildir.

Kur'an-ı kerim'de iman ve takva sahibi toplumlara gökten ve yerden bereketkapılarının açılacağını, insanların başına gelen felaketlerin ise kendilerinin tuttukları kötü yol sebebiyle olduğunu anlatan ayetler vardır. [2]

Bereketile aynı kökten, bereketli ve kutsal anlamı taşıyan ‘mübarek’ kavramı ise zaman, mekân ve Kur’an gibi muhtelif konularda kullanılmıştır. Selam lafzı ile birlikte rahmet ve bereketlafızlarının zikredilmesi, bu kelimelerin manalarının muhtevasının da birbirlerine yakın olduklarını göstermektedir. Nitekim ‘Tahiyyat’ duasında Peygamber (s.a.v.)’e ve salihlere selâm ile rahmet ve berekettalebi, bu insanların rahmet ve berekete vesile olacak kimseler olduğunu gösterir.

Bereket‘ilahi hayır’ demek olduğundan yerine göre tabii kanunları aşan bir takım neticelerin meydana gelmesine de vesiledir. Nitekim Kur’an-ı kerim’de Hz. İbrahim (a.s.)’in yaşlı eşi Sâre’nin çocuk doğurabilecek bir lütuf ile ödüllendirilmesi de ‘bereket’ kelimesiyle ifade edilmiştir. [3]

Mümin her türlü hayrın, nimet ve bereketin Allah (c.c.)’ın kullarına bir ihsanı olduğuna inanır, duasında daima O'na yönelir, her şeyi O'ndan ister ve her türlü hayır ve bereketi O'ndan bekler. Bu durum, tevhid ikliminde yaşamanın bir gereğidir. Yine mümin, Allah (c.c.)’ın rahmet ve bereketini rıza-i ilâhî amacıyla bir araya gelen cemaatte olduğunu bilir ve bu inançla cemaatla kıldığı namazlarının yalnız kıldığı namazlara göre yirmi yedi kat bir ecri kazandıracak ‘bereket’ taşıdığının bilinci içindedir.

Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: “Ticarete hiyanet karışınca, bereket gider.” Bereket demek, az malın, çok faydasını almaktır; çok iyi işlerin yapılmasına yarar. Bereketi olmayan çok mal vardır ki, sahibinin dünyada ve ahirette felaketine sebep olur. O halde, malın çok olmasını değil, bereketli olmasını istemelidir. Bereket, emin olanlarda bulunur. Hatta çoğu zaman emin tüccarlarda bulunur, çünkü her müşteri, emin tüccara gider, hiyanet edenlere kimse gitmez. Bir tüccar düşünmeli ki, ömrü yüz seneden çok değildir; ahiretin ise sonu yoktur; böyle düşünen bir satıcı hiyanet yapamaz. Ticaret ile kişinin dindarlığı ve takvası ölçülür. Bunun için de selef-i salihinden bir şair şöyle demiştir: ‘Sakın kişinin yamadığı elbisesi veya topuğunun üstüne kaldırdığı izarı (peştemalı) veya kendisinde secde eseri bulunan alın seni aldatmasın. Parayı ona göster! (Veya paranın yanında) bak! Onun dalaletini takvasından o zaman seçersin. Bunun içindir ki, denildi: ‘Hazarda kişinin komşuları, seferde ise arkadaşları, çarşıda ise, kendisiyle alış veriş yapanları, kendisini övdükleri zaman, onun Salih bir kişi olduğundan şüpheniz kalmasın.’ [4]

[1] Keşfü’l-Hafa II, 70, hadis, 1772.

[2] Hud sûresi, 11/48; A'raf sûresi, 7/96.

[3] Hûd sûresi,11/73.

[4] İhya, Gazalî.