In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Trade Ethics / Trade Ethics / The Companions' Regard for Trade
Trade Ethics

The Companions' Regard for Trade

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

Bilindiği gibi cahiliye (İslâm öncesi) döneminde Arapların alış veriş yaptıkları panayırlar vardı. Arap şiiri ve edebiyatında bu panayırlar oldukça büyük yer tutar. Bu panayırlarla ilgili olarak İbn Abbas (r.a.) şöyle der: ‘Ukaz, Mecenne ve Zü’l-Mecaz isimli yerler cahiliyye döneminde insanların ticaret yaptıkları pazarlardı. İslâm gelince Müslümanlar orada ticaret yapma konusunda tereddüde düştüler. Bunun üzerine, “Hac mevsiminde ticaret yoluyla Rabbinizden bir lütuf ve kerem aramanızda size herhangi bir günah yoktur.” [1] mealindeki ayet indi. [2]

Müşrikler Hz. Peygamber (s.a.v.)’in panayırları dolaşıp ticaret yapmasını ayıplamaları üzerine Yüce Allah, “Bu nasıl peygamberdir ki yemek yiyor ve çarşılarda dolaşıyor?” [3] şeklindeki itirazlarını dile getiren ayeti indirdi. Bu ayette sözü edilen kişiler Mekke müşrikleridir. Ayette Hz. Peygamber (s.a.v.)’e yaptıkları iftira ve itirazlardan söz edilmektedir.

İbn İshak’ın ‘Siyer’ adlı kitabı ve diğer bir kısım eserlerde nakledildiği üzere, Hz. Peygamber’le (s.a.v.) Mekke müşrikleri arasında meşhur bir toplantı yapılmıştı. Kureyş’in lideri Utbe b. Rabia ve adamları Hz. Peygamber (s.a.v.) ile bir araya gelerek ona, ‘Muhammed! Eğer amacın liderlikse seni başımıza kral yapalım. Eğer mal mülk peşinde isen, mallarımızın hepsi senin olsun. Yeter ki gel bu davadan vazgeç’ dediler.

Hz. Peygamber (s.a.v.) onların bu tekliflerini geri çevirince, eskiden olduğu gibi tekrar mücadeleye tutuştular ve ‘Sen ne biçim Allah elçisisin ki yemek yiyor, pazarlarda dolaşıyorsun?’ dediler. Görüldüğü üzere onlar Hz. Peygamber (s.a.v.)’i yemek yediği için ayıplıyorlardı. Çünkü onlara göre Peygamber melek olmalıydı. Onun pazarlarda dolaşması ayıplanacak bir davranıştı. Onlar zalim Kisralar, Kayserler ve Kralların pazarlara inmeye tenezzül etmediğini görüyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.) ise pazarlarda onların arasına karışıyor, onlara doğruları tavsiye ediyor, yanlış yaptıklarında da uyarıyordu. Dediler ki: ‘Bunun niyeti bizim sırtımızdan mal mülk sahibi olmak. Aksi halde neden diğer kralların yapmadığı şeyleri yapıyor?’

Yüce Allah onların bu itirazlarına şu şekilde karşılık verdi: “Ey Rasûlüm! Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de, şüphesiz, yemek yerler, çarşı pazarda gezerlerdi.” [4]

Yani, Sen bunalma, üzülme, onların suçlamaları sana hiçbir şekilde zarar veremez. Çünkü alış veriş yaparak rızkını kazanmak için çarşı pazarda dolaşmak mübah bir davranıştır.

Hz. Peygamber (s.a.v.) ihtiyaçlarını karşılamak ve insanlara Allah (c.c.)’ı hatırlatıp O’na çağırmak için pazarlarda dolaşırdı. Kendisinin peygamberlikle görevlendirildiğini, Allah (c.c.), doğru yolu bulmalarını nasip eder ümidiyle, diğer kabilelere anlatıyordu. Hz. Peygamber (s.a.v.) pazarda dolaşırken ne katı ne kaba davranır ne de bağırıp çağırırdı. [5]

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in pazar hayatı hakkında sahih kaynaklarda oldukça fazla bilgi vardır. Sahabenin, özellikle de muhacirlerin pazarlarda alış veriş yaptıkları bilinmektedir. Nitekim Ebu Hureyre’nin (r.a.) şöyle dediği nakledilir: ‘Muhacir kardeşlerimiz pazarlarda alış verişle meşgul oluyorlardı.’ [6]

Hz. Peygamber (s.a.v.), Hz. Hatice (r.a.)’nin mallarını satmak için Şam’a sefere çıkması ile ilgili olarak siyer kitaplarında şu bilgiler yer alır: ‘Huveylid kızı Hz. Hatice (r.a.) itibarlı ve zengin bir iş kadınıydı. Adam kiralar ve belli bir hisse karşılığında onlara mallarını pazarlattırırdı. Kureyş tüccarlar topluluğundan oluşuyordu. Hz. Hatice (r.a.), Hz. Muhammed (s.a.v.)’in sözüne sadık, güvenilir ve ahlâklı birisi olduğunu duyunca ona haber gönderdi ve başkalarından daha fazla pay teklif ederek mallarını, Meysere isimli hizmetçiyle birlikte, Şam’a götürüp satmasını teklif etti. Hz. Peygamber (s.a.v.) bu teklifi kabul etti. Meysere ile birlikte malları alarak Şam’a gitti, onları sattı ve Hz. Hatice’nin (r.a.) istediği malları oradan alarak tekrar Mekke’ye döndü.

Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ashabı da O’nun izinden gittiler. Çarşı ve pazarları dolaşarak mallarını pazarladı ve bu işte her hangi bir sakınca görmediler. Hadis, Tarih ve Siyer kitaplarında ticaretle uğraşan çok sayıda sahabe ismine yer verilir. Hz. Ebubekir (r.a.), Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman (r.a.), Talha (r.a.), Abdurrahman b. Avf (r.a.), Abdullah b. Ömer (r.a.), Zeyd b. Erkam (r.a.), Berâ b. Âzib (r.a.) ve Zübeyr b. Avâm (r.a.) bunlardan sadece bir kaçıdır. Hz. Ebubekir (r.a.)’in hayatı ile ilgili olarak şu bilgilere yer verilir: O bir tüccardı. Erkenden çarşıya gider, alış veriş yapardı. Hz. Osman (r.a.) da hem cahiliyye ve hem de İslâm döneminde tüccarlık yapan sahabedendi.

Ümmü Seleme’nin (r.a.) anlattığına göre, ‘Hz. Ebubekir (r.a.) asr-ı saadette ticaret yapmak üzere Basra’ya kadar gitmişti. Hz. Peygamber (s.a.v.)’e olan bağlılığı dahi O’nu bu ticaretten alıkoymadı. Bu durum sahabenin ticarete verdikleri önemin bir göstergesidir. Hz. Ebubekir (r.a.) ile birlikte olmaktan duyduğu mutluluğa ve O’nun arkadaşlığının vermiş olduğu huzur ve hoşnutluğa rağmen Hz. Peygamber (s.a.v.), O’nun önde gelen tüccarlardan biri olmasını engellemedi. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.) ticareti teşvik eder ve ticaretle uğraşmayı faydalı bulurdu.

Hz. Ebubekir (r.a.), Hz. Peygamber (s.a.v.)’in vefatından bir yıl önce, Bedir gazilerinden Nuaymân (r.a.) ve Suveyt b. Harmele (r.a.) adlı kişilerle ticaret için Basra’ya sefere çıkmıştı. Nuaymân (r.a.) erzaktan sorumlu idi. Şakacı bir kişiliği olan Suveyt (r.a.), Nuaymân (r.a.)’dan yemek ister. Nuaymân, ‘Ebubekir gelmeden olmaz’ deyince, Suveyt, ‘Sen görürsün! Bunun hesabını senden soracağım’ der. Bir yerleşim birimine vardıklarında Suveyt o yöre halkına, ‘Benim bir kölem var, satın alır mısınız?’ diye sorar, onlar da, ‘Alırız’ derler. Suveyt, ‘Fakat o daima ‘ben hür bir insanım’ der durur. Eğer size de aynı şeyi söylerse sakın inanıp da kölemi bana iade etmeyin’ dedi. Onlar ‘Sen merak etme.

Onu bize sat’ deyince Suveyt, Nuaymân’ı on deve karşılığında satar. Bunun üzerine onu götürüp boynuna halka takarlar. Bu sırada Nuaymân, ‘O sizinle dalga geçiyor, ben köle değilim, hür bir insanım!’ diye bağırırken onlar da, ‘Biz senin ne olduğunu iyi biliyoruz’ diyerek onu alıp giderler. Hz. Ebubekir (r.a.) dönüp de durumu öğrenince, hemen develeri götürüp iade eder ve Nuaymân’ı kurtarır. Kafile Medine’ye döndüğünde olay Hz. Peygamber (s.a.v.)’e anlatılır. Bunun üzerine hem Hz. Peygamber (s.a.v.) hem de sahabe bu olaya çok gülerler.’ [7]

Hz. Ömer (r.a.) aynı şekilde ticaretle uğraşırdı. O kadar ki, alış veriş nedeniyle Hz peygamber (s.a.v.)’in ilim meclislerini aksatırdı. Hz Ömer (r.a.)’in, ticareti boş şeylerle meşguliyet şeklinde nitelendirmesi, ticaretin O’nu Hz Peygamber (s.a.v.) ile uzun süre birlikte olmaktan ve başkalarının öğrendiklerini kendisinin öğrenememesinden dolayıdır. Yoksa Hz. Ömer (r.a.) ticaret gibi zorunlu şeylerin terk edilmesini kastetmemiştir. Zira bu işe ayrılacak vakit, kişiye göre değişir. Bilindiği gibi başkasına el açmadan ailesinin geçimini sağlamak için Hz Ömer (r.a.)’in de ticaret yapmaya ihtiyacı vardı. [8]

Abdurrahman b. Avf (r.a.) ticarete hicretten sonra başlamış olmasına rağmen, Medine’nin önde gelen tüccarlarından biri haline gelmiş, yüklü miktarda servet sahibi olmuştu. Öldüğünde önemli miktarda mirası kalmıştı. Hatta hanımının bu mallar için 80 bin (dinar) karşılığında sulh yaptığı bildirilir.

Buhârî, Abdurrahman b. Avf (r.a.)’dan şu sözü nakleder: ‘Medine’ye hicret ettiğimizde, burada ticaret yapılan bir pazaryeri var mı?’ diye sordum. Kaynuka pazarını gösterdiler.’ Başka bir rivayette de, Abdurrahman: ‘Bana pazarın yolunu gösterin’ demiştir. Nitekim daha önce de geçtiği üzere Hz. Ömer (r.a.), ‘Pazarlarda alış verişle meşguliyet beni çok oyaladı’ demiştir.

Buharî’nin ilgili hadisleri rivayet ettiği bölüme ‘Pazarlar Babı’ başlığını vermesinin sebebi, oralarda ticaretin meşru olduğunu, saygın ve dürüst kişilerin pazarlarda bulunmasının gerekliliğini vurgulamak içindir. Abdurrahman b. Avf (r.a.) ile ilgili hadisin zikredilmesinin nedeni ise, Hz. Peygamber (s.a.v.) döneminde Medine’de pazarın mevcut olduğu ve ashabin saygın kişilerinin, insanlara yük olmadan geçimlerini temin için oralarda alış veriş yaptığını vurgulamaktır. [9]

Abdurrahman b. Avf (r.a.) der ki: ‘Medine’ye hicret ettiğimizde Hz. Peygamber (s.a.v.) benimle ensardan Sa’d b. Bîa (r.a.)’yı kardeş yaptı. Sa’d dedi ki: ‘Ben ensarın en zenginlerindenim. Malımın yarısını sana vereyim.’ Abdurahman b. Avf (r.a.), ‘Benim bunların hiç birine ihtiyacım yoktur. Burada ticaret yapılan bir pazar var mı? Sen bana onun yolunu göster’ dedi. Sa’d, ‘Kaynuka’ pazarı var’ dedi. Abdurrahman (r.a.) ertesi gün satmak üzere pazara yağ götürdü ve bu durum devam etti. Kısa bir süre sonra Abdurrahman (r.a.) Hz. Peygamber (s.a.v.)’i ziyarete geldi. Üzerinden (zifafa yeni giren damatlara sürülen) safran kokusu yayılıyordu.

Hz. Peygamber (s.a.v.), “Evlendin mi?” diye sordu. Abdurrahman: ‘Evet’ dedi. Hz. Peygamber (s.a.v.), “Kimle evlendin?” diye sordu. Abdurrahman: ‘Ensardan bir hanımla’ diye cevap verdi. Hz. Peygamber (s.a.v.): “Ne kadar mehir verdin?” dedi. Abdurrahman: ‘Bir çekirdek (beş dirhem’ ağırlığında altın, (yahut altından bir çekirdek) verdim’ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (s.a.v.) ona, “Bir koyun keserek de olsa düğün ziyafeti ver.” dedi. [10]

Zeyd b. Erkam (r.a.), Bera b. Azib (r.a.), Zübeyr b. Avam (r.a.) ve Osman b. Affan (r.a.) hepsi tüccar idiler. Ebu’l-Minhal bir rivayetinde şöyle diyor: Bera b. Azib ve Zeyd b. Erkam (r.a.)’dan sarf akdinin hükmünü sordum. Dediler ki: ‘Biz hz Peygamber (s.a.v.) hayatta iken ticaret yapardık. O’ndan sarf akdinin hükmünü sorduk. O da, “Eğer al ver şeklinde peşin olarak yapılırsa bir sakıncası olmaz. Yok, eğer vadeli olarak yapılırsa bu caiz değildir.” buyurdu. [11]

İşte bu rivayetlerden anlaşıldığı üzere ensar ve muhacirden çok sayıda sahabe ticaretle meşgul oluyormuş. Ebû Hureyre (r.a.)’nin şöyle dediği nakledilir: ‘İnsanlar Ebû Hureyre çok fazla hadis rivayet ediyor, diyorlar. Eğer Allah’ın Kitabı’ndaki iki ayet (Bakara sûresi, 159-160) olmasaydı ben hiçbir hadis rivayet etmezdim. Muhacir kardeşlerimizi pazarlardaki alış veriş, ensâr kardeşlerimizi de kendi arazilerindeki işleri meşgul ederdi. Ebû Hureyre (r.a.) ise karın tokluğuna Hz. Peygamber (s.a.v.)’i takip eder, onların bulunmadığı yerlerde bulunur, onların ezberlemediği şeyleri ezberlerdi.’ [12]

Ashabin tüccarlarında, Allah (c.c.) yolunda dağıtmanın, vermenin ve harcamanın en güzel örnekleri görülür. Örneğin; Hz. Ebubekir (r.a.) Allah (c.c.) yolunda harcayanların en başta gelenlerindendi. Zeyd b. Eslem (r.a.)’in naklettiğine göre Hz. Ömer (r.a.) şöyle demiştir: ‘Rasûlullah bize sadaka vermeyi emretmişti. Derken, bir gün denk geldi, yüklü miktarda malım oldu. Kendi kendime dedim ki; ‘Eğer geçersem ancak bugün Ebubekir’i geçerim’. Hz. Peygamber (s.a.v.)’e vardım ve malımın yarısını sadaka vermek üzere getirdiğimi söyledim. Rasûlullah (s.a.v.), “Ailene ne bıraktın?” diye sordu, ben de, ‘getirdiğim kadar bıraktım’ dedim.

Bir de baktım ki, Ebubekir (r.a.) malının tümünü getirmiş. Hz. Peygamber (s.a.v.), “Ebubekir! Ailene ne bıraktın?”diye sordu. O da, ‘Onlara Allah ve Rasûlünü bıraktım’ dedi. Bunun üzerine O’nu hiçbir şekilde geçmemin mümkün olmadığını anladım. [13]

[1] Bakara sûresi, 2/198.

[2] Buhari, Hac, 150.

[3] Furkan sûresi, 25/7.

[4] Furkan sûresi, 25/20.

[5] Buhari, Büyu, 50.

[6] Buhari, İlim, 42.

[7] İbn Mace, Edeb, 3709.

[8] İslâm’da Ticaret, Hüsameddin Affane.

[9] İslâm’da Ticaret, Hüsameddin Affane.

[10] Buhari, Büyu, 1.

[11] Buhari, Büyu, 8.

[12] Buhari, İlim, 42.

[13] Ebu Davud, Zekât, 40.