In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / The Ethics of Jihad and War / The Concept of Territory in Islamic Law / The Abode of Islam Turning into the Abode of War
The Concept of Territory in Islamic Law

The Abode of Islam Turning into the Abode of War

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

DARU’L-İSLÂM’IN DARU’L-HARBE DÖNÜŞMESİ

Daru’l-İslâm’ın hangi durumlarda daru’l-harbe dönüşeceği konusunda İslâm hukukçuları arasında görüş ayrılıkları mevcuttur. Fıkıh kitaplarında daru’l-İslâm’ın daru’l-harbe dönüşmesi şu üç durumda söz konusu edilmiştir:

a) Gayr-i Müslim bir devletin İslâm ülkesini istilâ etmesi.

b) Daru’l-İslâm’da bir şehir veya bölge hal­kının irtidad ederek (İslâm’dan dönerek) o yeri işgal etmesi.

c) Zimmet akdiyle İslâm devletinin hi­maye ve hâkimiyetine geçerek İslâm tebaası olan gayr-i Müslimlerin (zimmîler) bu anlaşmayı bozup bulundukları yerde hâkimiyetlerini ilân etmeleri.

Bu üç du­rumda hangi şartların gerçekleşmesiyle istilâ edilen yerlerin daru’l-harbe dönüş­müş olacağı hususunda mezheplerin görüşleri de şöyledir:

1. Mâlikî ve Hanbelî fakihleriyle Hanefîler’den İmam Ebu Yusuf ve İmam Muhammed’e göre daru’l-İslâm, içinde küfür ah­kâmının uygulanmasıyla daru’l-harbe dö­nüşür. Bu görüş kıyasa dayanmaktadır; yani daru’l-harp İslâm hükümlerinin tat­bikiyle daru’l-İslâm’a dönüştüğüne göre daru’l-İslâm da küfür hükümlerinin uy­gulanmasıyla daru’l-harbe dönüşür.

2. Ebu Hanîfe’ye göre daru’l-İslâm’ın daru’l-harbe dönüşmesi için şu üç şartın ger­çekleşmesi gerekir:

a) İstilâ edilen yer­de küfür ahkâmının (İslâm dışı hukuk dü­zeninin) uygulanması,

b) Ülkede ilk emanları üzere bulunan hiçbir Müslüman ve­ya zimmînin kalmaması,

c) Ülkenin da­ru’l-harbe bitişik olması.

İlk şarta göre is­tilâya uğrayan daru’l-İslâm’da küfür hükümleriyle birlikte İslâm hükümleri de uygulanıyorsa bu şart gerçekleşmemiş demektir. İlk eman’dan maksat ise düşman istilâsından önce daru’l-İslâm’da Müslüman ve zimmîlerin İslâm hukuku ge­reğince sahip oldukları can ve mal gü­venliğidir. Bu güvenlik hiç kesintiye uğ­ramadan devam ediyorsa o yer daru’l-har­be dönüşmez. Fakat can ve mal güven­liği bir defa bile tamamen ortadan kalk­sa, diğer şartların varlığı halinde ülke daru’l-harbe dönüşeceğinden, sonradan bu hakların tekrar tanınmasının bir de­ğeri yoktur. Bu durum, herhangi bir daru’l-harbe emanla giren Müslüman’a ta­nınan can ve mal güvenliğine benzer. Üçüncü şarta göre ülke, diğer İslâm ül­keleriyle çevrili olup daru’l-harple sınırı bulunmazsa yine daru’l-harbe dönüşmez. İmam Ebu Hanîfe’ye göre bir hüküm bir illetle sabit olunca o illetten bir şey kaldığı sü­rece aynı hüküm devam eder. Daru’l-harp, orada İslâm hükümlerinin tatbikiyle daru’l-İslâm olmuştur. Bu sebeple istilâya uğrayan daru’l-İslâm’da İslâm hükümle­rinden bazıları mevcutsa illetten bir ölçüde devam eder. Sözü edilen üç şart gerçekleşmemişse gayri Müslimlerin fiilî hâ­kimiyetiyle İslâm hâkimiyetinin hükmen devamı söz konusu olacağından deliller çatışma halinde (kıyasların tearuzu) ola­caktır. Bu durumda ya ihtiyaten İslâm tarafı tercih edilerek veya kıyasların bir­birini hükümden düşürmesi sebebiyle istishâb kaidesi gereğince o yerin daru’l-İslâm olduğu kabul edilecektir.

İmam Ebu Hanîfe’nin görüşünü şöyle açıklamak mümkündür: İslâm hâkimiyeti altında bulunan bir yer İslâm dışı güçlerin eli­ne geçtiğinde ülke hükmünün değişme­si için fiilî hâkimiyet yeterli değildir. Hâ­kimiyetin el değiştirmesiyle birlikte Müslümanların daha önce sahip olduktan can ve mal güvenliğinin kesintisiz devam et­mesi, Müslümanların ibadetlerini yerine getirmede, dinî eğitim ve öğretim faaliyetlerini sürdürmede serbest olmaları, bunların o yerde mevcut yönetimin gör­mezlikten gelemeyeceği bir güce sahip bulunduklarını ve dolayısıyla fiilî de olsa gayr-i İslâmî hâkimiyetin tam gerçekleş­miş sayılamayacağını göstermektedir. Bu da İslâm hâkimiyeti altında bulunan bu yerin küfür hâkimiyetine geçmiş sayıl­masına engeldir. Bu durumda ülkenin daru’l-İslâm kalmaya devam ettiğini belirtmek, ülkedeki küfür hâkimiyetinin hu­kuken geçerli sayılmadığı anlamındadır. Ülkenin daru’l-harbe dönüştüğünü kabul etmek ise mevcut hâkimiyetin hukuken geçerli olduğunu onaylamaktır. Ancak ülkenin ister daru’l-İslâm kalmaya devam ettiği, ister daru’l-harbe dönüşmüş bulunduğu kabul edilsin, mevcut gayri İs­lâmî yönetimin oradaki Müslümanlar ve diğer İslâm devletleri tarafından siya­sî bakımdan tanınması söz konusu de­ğildir.

3. Şâfiîler’e göre daru’l-İslâm daha son­ra istilâya uğramış olsa, hatta istilânın üzerinden uzun yıllar da geçse daru’l-har­be dönüşmez. Daru’l-İslâm’ın daru’l-harbe kesinlikle dönüşmeyeceği şeklindeki bu görüş, mülkiyetin hukuken gayri Müslimlere geçmeyeceği anlamındadır. Çün­kü diğer üç mezhebin aksine Şâfiîler’e göre gayr-i Müslimler istilâ ile Müslüman­ların mal ve mülklerine hukuken sahip olamazlar. Ancak gerek bir İslâm ülke­sini istilâ etmesi gerekse Şâfiîler’e gö­re savaşın sebebinin küfür olması göz önüne alındığında bu devlet­le savaş halinde bulunulacağı ve ülkenin siyasî ilişkiler açısından daru’l-harp sayıldığı, İmâm Şa­fiî’ye göre küfür hükümlerinin uygulanmasıyla daru’l-harbe dönüşür. Zira malların ve arazilerin mülkiyeti esasen irtidad edenlere ait olup bir el değiştirme söz konusu değildir. [1]

Daru’l-İslâm’ın Daru’l-harbe Dönüşmesinin Sonuçları

Daru’l-İslâm’ın daru’l-harbe dönüşmesi halinde, o ülke artık hukuken İslâm hâkimiyetinden çıkmış ve gayr-i Müslimlerin hâkimiyeti altına girmiştir. Daru’l-İslâm dışarıdan bir işgale uğramışsa, onlarla yapılacak savaşta normal İslâm harp hukuku hükümleri tatbik edilir. [2]

Bu dönüşüme bağlı olarak hükümler de değişir. Değişen bu hükümlerden maksat ceza hukuku hükümleri, faizli muameleler ve ülke ayrılığının yol açtığı diğer hükümlerdir.

[1] TDV İslâm Ansiklopedisi.

[2] İslâm Hukukunda Ülke Kavramı, A. Özel.