Some Misconceptions about Jihad
CİHAD KONUSUNDA BAZI YANLIŞ BİLGİLER
Cihad ile iyiliği emir ve kötülüğü nehiy konusunda kimi insanlar şöyle yanlış birçok bilgilere sahip bulunmaktadırlar. Hatta bu vehimler onların zihinlerine hâkim olmuş bulunmaktadırlar. Şöyle ki: Diyorlar ki, ‘Madem İslâm Allah (c.c.)’ın dinidir. Allah (c.c.) da gerçekten dinine yardım eder. Müslümanların kalkıp da bu iş üzerinde durmaları, buna önem vermeleri gereksizdir. Hatta bu uğurda kurban vermelerinin de bir anlamı yoktur.’
İşte böyle bir düşünceye saplanmak, akide ve inançta sapıklıktır, düşüncede yanılgıdır. Allah (c.c.) buyuruyor:
“Allah (c.c.) dilemiş olsaydı, elbette onlardan intikam alırdı. Ancak sizleri birbirinizle denemesi içindir (savaş-cihad).” [118]
Muhakkak ki Allah (c.c.) kâfirlerden ve kendisine isyan edenlerden intikam almaya kadirdir ve bu O’nun için çok kolaydır. Ancak O, bizi denemek ve imtihan etmek istiyor. Bu bakımdan da bize cihadı farz kılıyor. İyiliği emretmeyi, kötülüğü yasaklamayı aynı şekilde farz kılıyor. Şayet biz buna gereken önemi vermez ve sabır göstermezsek bu takdirde günahkâr olmuş oluruz, sonuç itibari ile de Allah (c.c.)’ın cezasına hak kazanmış oluruz: “Andolsun, biz, sizden mücahid olanlarla sabredenleri bilinceye (belli edip ortaya çıkarıncaya) kadar, sizi deneyeceğiz ve haberlerini de sınayacağız (açıklayacağız).” [119]
“Sizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten sakındıran bir topluluk bulunsun. Kurtuluşa erenler işte bunlardır.’ [120]
“Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azaplandırsın. Hor ve aşağılık kılsın. Ve onlara karşı size zafer versin, müminler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun. Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin.” [121]
“Kendilerine elinizi savaştan çekin, namazı kılın, zekâtı verin diye söylenenleri görmedin mi? Oysa savaş üzerlerine yazıldığında, onlardan bir gurup, insanlardan Allah’tan korkar gibi hatta daha şiddetli bir korkuyla korkuya kapılıyorlar ve: Rabbimiz ne diye savaşı üzerimize yazdın, bizi yakın bir zamana ertelemeli değil miydin? dediler. De ki: Dünyanın metaı azdır, ahiret ise korkup sakınanlar için daha hayırlıdır.” [122]
Diğer bir vehim ise, şayet bir insan kendisi doğruysa, nefsini ıslah etmiş ise, artık onun başkalarıyla uğraşmasına gerek yoktur. Çünkü insan kendi nefsinden sorumludur. Buna da delil olarak mealini sunacağımız şu âyeti gösteriyorlar: “Ey inananlar, siz kendinize (kendi nefislerinize) bakın, siz doğru yolda olduğunuz takdirde sapan kimse size zarar vermez.” [123]
Bu âyet-i kerimeyi yukarıdaki şekilde anlamak ve uygulamak gerçekten hatalı bir anlayıştır. Çünkü âyette böyle bir mana yoktur. Yani âyet bize demiyor ki, ‘Sakın iyiliği emretmeyiniz, kötülükten de nehiy etmeyiniz, kim ne yaparsa yapsın, her koyun kendi bacağından asılır, dolayısıyla cihad da etmeyiniz…’ Ayet böyle bir hatalı manayı haşa içermemektedir. Aksine bu âyet bize şu gerçeği kavramamızı bildiriyor. Diyor ki, siz davanızda, cihadınız, iyiliği emir ve kötülüğü nehiy konusunda gerekeni yapınız. Sapıkların sapıklığı Allah (c.c.) nezdinde size zarar verecek değildir. Çünkü Allah (c.c.)’ın huzurunda onlar kendi yaptıklarından sorumludurlar, biz de kendi amellerimizden sorumluyuz. Bu itibarla, yukarıdaki noktalara önem vermediğimiz zaman, işte o takdirde nefsimize gereken önemi vermemiş oluruz.
Nitekim sahabe (r.a.) hiçbir zaman böyle yanlış bir anlamayla âyeti tefsire kalkışmadılar. Evet, kalkışmamışlardır ki, bütün varlıklarını bu yola seferber ettiler.
Kays b. Hazım rivayet ediyor: Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.a.) Halifelik görevini yüklenince minbere çıktı, Allah (c.c.)’a hamd etti ve sonra dedi ki: “Siz, Ey inananlar, siz kendinize bakın, siz doğru yolda olduğunuz takdirde sapan kimse size zarar vermez.” Meâlindeki âyeti okuyorsunuz, fakat onu başka manada yorumluyorsunuz. Ayetin ruhuna uygun olmayan biçimde ele alıyorsunuz. Gerçekten, Rasûlullah (s.a.v.)’dan şöyle söylediklerini işittim: ‘İnsanlar münkeri (kötülüğü) gördüklerinde değiştirmezlerse, Allah (c.c.)’ın hepsini içine alacağı bir azap ile kendilerini azap etmesi pek yakındır.”
İbn Abbas (r.a.) ise söyle bir rivayette bulunuyor: Rasûlullah (s.a.v.)’ın oturduğu minbere Hz. Ebu Bekir (r.a.) oturdu ki, o gün Allah Rasûlü’nün Halifesi adını almıştı. Sonra iki elini uzattı, sonra ikisini, minberde üzerinde oturduğu yere koydu ve sonra şöyle dedi: Sevgiliden, bu yerde oturuyorken şu âyeti yorumlar olarak işittim: “Ey iman edenler, siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olduğunuz takdirde, sapan kimse size zarar vermez.” Âyetini önce okudu, sonra yorumunu yaptı. Yorumu şöyleydi: “Evet, bir toplum içlerinde bir münker işlenir, aralarında çirkin bir şey yapılarak ifsat olunur da o toplumdakiler onları değiştirmezlerse, onu inkâra kalkışmazlarsa, Allah (c.c.) tarafından hepsinin de genel olarak bir ceza ile çarptırılmaları haktır. Yani hepsini kapsayacak şekilde bir azap ile karşı karşıya kalırlar da, sonra dua ederler, fakat duaları kabul edilmez.” Hz. Ebu Bekir (r.a.) sonra iki parmağını iki kulağına koydu ve şöyle konuştu: ‘Şayet ben bunları Rasûlullah (s.a.v.)’dan duymamış isem, bu iki kulağın sağır olsun, işitme özelliğini kaybetsin.’ [124]
Gerçekten imanın gereği Müslüman’a cihad yaptırmasıdır. İyiliği emir ve kötülüğü nehiy görevini yaptırtmasıdır. Nitekim bunu ileride göreceğiz. Allah (c.c.) bize, kendi nefislerimize önem vermemizi emir buyururken, bizden cihadı düşürmedi, bu, gerçekten pek büyük bir vehim ve yanılgıdır. Aksine bizim kendi nefsimize önem vermemiz de, bu sayılan farzlardan bir tanesidir. Yani onları yaparken nefsimizi ihmal etmeyeceğiz. Nefsimize önem verirken diğer farzları ihmale kalkışmayacağız. Allah (c.c.)’ın cihad emri olsun, diğer emirleri olsun hepsini yükleneceğiz, hepsini yerine getireceğiz, işte bizden istenen budur.
Demek ki, âyet bizden cihadı kaldırmıyor. Ancak bize şunu bildiriyor. Şayet biz salih kimseler olursak, sapıkların bize zarar veremeyeceklerini gösteriyor. Bizim salahımız gereği cihad yapmamız da işin içerisindedir. Yani salih (iyi Müslüman) olmamız halinde cihad edeceğiz, iyiliği emredecek ve kötülükten sakındıracağız. Allah (c.c.) ve Rasûlü (s.a.v.)’ne icabet edeceğiz.
“Ey iman edenler, size hayat verecek şeylere sizi çağırdığı zaman, Allah (c.c.)’a ve Rasûlüne icabet edin.” [125]
[118] Muhammed sûresi, 47/4.
[119] Muhammed sûresi, 47/31.
[120] Âl-i İmran sûresi, 3/104.
[121] Tevbe sûresi, 9/14-15.
[122] Nisa sûresi, 4/77.
[123] Maide sûresi, 5/105.
[124] İbn Mace, Fiten.
[125] Enfal sûresi, 8/24.