In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / The Ethics of Jihad and War / Exemplary Figures / Sheikh Ahmed Yassin
Exemplary Figures

Sheikh Ahmed Yassin

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

Şeyh Ahmed Yasin 1937 yılında Filistin’in Askalan şehrinin el-Cevra köyünde dünyaya geldi. Üç yaşında iken babası vefat etti. Bundan sonra annesinin ve kardeşlerinin himayesinde büyüdü. 1948’de Yahudilerin Filistin’in büyük bir bölümünü işgal etmelerinin yol açtığı felaket üzerine ailesi Gazze şehrine göç etti.

Ahmed Yasin, Gazze’de İmam Şafii Okulu’nda ilköğrenimini, er-Rihal Ortaokulu ve Filistin Lisesi’nde ortaöğrenimini tamamladı. Ahmed Yasin, hayatının gerek bu döneminde ve gerekse sonraki dönemlerinde pek çok önemli olaya şahit oldu. Bütün bu olayların O’nun üzerinde önemli etkileri oldu.

1952 yazında bir yüzme faaliyeti esnasında kafasının üstüne düştü ve boyun kemiği kırıldı. Bu yüzden bütün vücudu felç oldu.

Liseyi bitirdikten sonra bazı ilim adamlarından özel dersler aldı. Bunun yanı sıra kendi özel çalışmalarıyla da kendini çok iyi yetiştirdi. Çevresinde zeki ve kültürlü biri olarak tanınırdı. Özel öğrenimini tamamladıktan sonra öğretmen olarak görev aldı.

Direniş İçin Halkı Bilinçlendirmesi

1967’de Filistin’in tamamının siyonist işgalcilerin eline geçmesi üzerine insanlar vatanlarını işgalden kurtarma mücadelelerinde kendilerine önderlik edecek birilerini aramaya başladılar. İşgalci Yahudilerden gelen tehlike konusunda insanların bilinçlendirilmesinde Şeyh Ahmed Yasin’in büyük rolü oldu.

Gazze’de İslâm Merkezi’ni kurmasından sonra iyice tanındı ve Filistin’in her tarafında adı duyulmaya başladı. Bu durum İsrail işgal yönetimini son derece rahatsız etti. Bu yüzden O’nu defalarca polis merkezine çağırdı.

Zindan ve Direniş

1984’te Ahmed Yasin ve yardımcılarından pek çok kimse tutuklandı. Yürütülen soruşturma sonunda Ahmed Yasin, İsrail devletini yıkarak yerine İslâmî bir devlet kurmak için çalıştığı gerekçesiyle 13 yıl hapse mahkûm edildi. Ancak on bir ay sonra Filistinlilerle işgalciler arasında bir esir değişiminde serbest bırakıldı. 1985’te gerçekleştirilen bu esir değişiminden sonra Şeyh Ahmed Yasin yine Filistinli kitlelerin siyonist işgalcilere karşı sürdürdükleri cihadlarında başlarına geçti.

HAMAS’ın Ortaya Çıkışı ve İntifada

Ahmed Yasin 8 Aralık 1987’de başlayan intifadanın öncüsü durumundaki İslâmî Direniş Hareketi (Hamas)’nin kurucusudur. Hamas’ın kökeni ‘İhvan-ı Müslimin’ yani Müslüman Kardeşler cemaatine dayanır ve Ahmed Yasin de bu cemaatin Filistin kanadının bir mensubuydu. Ancak 1987’ye gelindiğinde işgale karşı fiili mücadeleyi organize edecek bir direniş örgütüne ihtiyaç olduğu görüldü. Bu konuda Müslüman Kardeşler’in genel idaresiyle de istişare edilerek Filistin’e özel olarak böyle bir teşkilat kurulması kararlaştırıldı. İşte bu karar neticesinde Şeyh Ahmed Yasin’in öncülüğünde Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas) ortaya çıktı. Bu itibarla Hamas, Müslüman Kardeşler’den bir kopma değildir.

Hamas, ilk olarak ismini 8 Aralık 1987’de patlak veren intifadayla duyurdu. Sonra da bu intifadayı yönlendirmesiyle kısa sürede bütün dünyada tanındı. Ahmed Yasin bütün hayatı boyunca bu direniş teşkilatının manevî lideri olarak bilindi ve intifadanın devamında bir motor görevi gördü.

Yeniden İsrail Zindanı

Siyonistler, 18 Mayıs 1989’da Şeyh Ahmed Yasin’i yeniden tutukladılar. O’nunla birlikte İslâmi Direniş Hareketi mensubu pek çok kimseyi de tutukladılar. Bu tutuklama, intifadayı durdurmayı amaçlayan sonuç getirmeyecek bir uygulamaydı. Ancak siyonistler umduklarını bulamadılar. Çünkü bu olay üzerine intifada daha da şiddetlendi.

Mahkemeye Çıkarılışı ve Onurlu Tavrı

Uzun oyalamalardan sonra Şeyh Yasin 3 Ocak 1990’da İsrail mahkemesi önüne çıkarıldı ve 15 suçlamadan yargılandı. Ahmed Yasin’in mahkeme heyetine söylediği söz şu olmuştu: ‘Bu mahkeme kanunî olarak beni yargılama hak ve yetkisine sahip değildir. Çünkü bu mahkeme işgalciler tarafından kurulmuştur. Dolayısıyla tamamen gayri meşru ve kanundışıdır.’

Bu ilk duruşmadan sonra yargıç yeniden duruşmayı belirsiz bir tarihe erteledi. Daha sonra siyonist yönetim Şeyh Ahmed Yasin’in 6 Ekim 1991’de mahkeme önüne çıkarılacağını açıkladı. Hamas bu sırada, Şeyh Ahmed Yasin’in yargılanmasını protesto için genel grev ilan etti. 16 Ekim 1991’de de mahkemenin verdiği zulüm hükmü açıklandı. İsrail askerî mahkemesi Hamas’ın kurucusu Şeyh Ahmed Yasin’i ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Mahkeme O’na ayrıca, öldürme emirleri verdiği ve İsrail’i yıkarak yerine İslâmî bir devlet kurmayı amaçlayan kanun dışı (!) örgüt kurduğu iddiasıyla on beş yıl hapis cezası verdi.

İsrail Zindanları O’nu Yıldıramadı

İsrail yönetimi söz konusu cezaya mahkûm ettikten sonra Ahmed Yasin’le zaman zaman pazarlıklar yapmak ve O’na serbest bırakılması için bazı şartları kabul ettirmek istedi. Bir keresinde İsrail’i tanıdığını ve imzalanan özerklik anlaşmalarına olumlu baktığını açıklaması karşılığında serbest bırakma teklifinde bulundu. O bunu kesinlikle kabul etmedi. Daha sonra İsrail’i tanıma şartından vazgeçerek sadece özerklik anlaşmalarını kabullenmesini şart koştu. Bunun üzerine Ahmed Yasin: ‘Bana dışarı çıktığımda karpuz yemememi şart koşsanız bile yine kabul etmem. Çünkü ben işgal rejimini muhatap kabul etmiyorum ki onun şartını kabul edeyim’ cevabını verdi.

Tavizsiz Bir Kararlılık

Ahmed Yasin, sağlık durumunun kötüleşmesine, maruz kaldığı kötü uygulamalara ve bedensel özürlü olması dolayısıyla zindanda çektiği sıkıntılara rağmen işgalciler karşısında hiçbir taviz vermedi. O’nun şu sözü davası ve inancında ne kadar kararlı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır: ‘Benim için hapiste 100 yıl kalmak, karşılığında birtakım tavizler vererek çıkmaktan iyidir.’ O’nun işgal rejiminin mahkemesi karşısına çıkarıldığı sıra söylediği sözler de inancındaki kararlılığının bir göstergesiydi.

Örnek Bir Sabırlılık

Şeyh Ahmed Yasin sekiz yıl süren zindan hayatı boyunca kararlılığından hiç bir şey kaybetmedi ve siyonist yönetimi muhatap kabul etmeme konusundaki tutumunu değiştirmedi. O gerçekten Hz. Yusuf (a.s.)’ı kendisine örnek almış bir insandı. Bu sebeple müstesna bir sabırlılık örneği sergiledi. Zindanın ıstırabı O’nu davasından taviz vermeye zorlamadı.

İşte Ahmed Yasin de Yusuf (a.s.)’ın tavrını kendine örnek alarak: “Ey Rabbim! Zindan benim için siyonistlerin gayri meşru işgallerini onaylamaktan, meşru olmayan bir hâkimiyeti meşru görmekten hayırlıdır.” Dedi ve işgalcilerin taleplerini kabul etmeyip zindanda kalmayı yeğledi.

Zindandan Çıkarılması

Şeyh Yasin siyonistlerin taleplerini kabul etmek yerine zindanı tercih ederken aynen Yusuf (a.s.) örneğinde olduğu gibi kendisini zindana atanlar O’nu serbest bırakmaya zorlanmışlardır. Amman’da Hamas’ın Siyasî Birimi başkanı Halid Meş’al’e suikast girişiminde bulunan İsrail ajanlarının Meş’al’in koruma görevlileri tarafından yakalanıp polise teslim edilmeleri üzerine İsrail başbakanı Ürdün kralı Hüseyin’le pazarlık etmeye ve Ahmed Yasin’i serbest bırakmaya zorlanmıştır.

Şeyh Ahmed Yasin sekiz buçuk yıla yakın bir süre zindanda kaldıktan sonra 30 Eylül 1997 Salı akşamı serbest bırakılarak tedavi edilmek üzere Ürdün’ün başkenti Amman’a getirildi. Ancak bu serbest bırakma olayıyla ilgili iki önemli iddia ortaya atıldı. Bunlardan biri, Ahmed Yasin’in serbest bırakılmayıp Ürdün’e sürgün edildiği, diğeri ise 25 Eylül 1997 sabahı Ürdün’ün başkenti Amman’da Hamas Siyasî Birimi başkanı Halid Meş’al’e karşı suikast girişiminde bulunan ve ellerinde Kanada pasaportu taşıyan iki Mossad ajanına karşılık serbest bırakıldığı iddiasıydı. Bunlardan birincisini gelişmeler yalanladı. İkincisi ise tamamen İsrail ile Ürdün kralı arasında gerçekleşen pazarlıkla ilgiliydi. Bu pazarlıkla Hamas’ın veya Ahmed Yasin’in hiçbir ilgisi olmamıştı. Aksine pazarlık tamamen onların bilgileri dışında gerçekleşmişti.

‘Vatanıma Geri Döneceğim’

Ahmed Yasin sürgün şüphesine karşı çıkarılmadan önce kesin pazarlığını yapmıştı. O’nun bu pazarlığı davasındaki kararlılığını ve örnek bir tavır sergilediğini de gösteriyordu. O zaman hasta yatağında, acil tedaviye ihtiyacının olmasına rağmen: ‘Benim buradan çıkarılmam vatanımdan çıkarılmam anlamına gelmeyecek. Ben bu topraklara dönme hakkımı muhafaza edeceğim’ diyerek Filistinlilere: ‘Bu vatana sahip çıkma konusunda asla gevşeklik göstermeyin. İşgalciler sizin en ufak bir zaafınızı kendi sinsi politikaları için kullanabilirler, buna fırsat vermeyin’ mesajı iletti.

Örneği Hz Yusuf (a.s.) İdi

O, zindandan çıkarılmadan önce vatanına dönmesine müsaade edileceğine dair yazılı belge istemesiyle de tam anlamıyla Hz. Yusuf (a.s.) tavrı sergilemişti. Zindandan çıkarılacağı haberinin kendisine ulaşmasına rağmen hiç heyecana kapılmadan ve tam bir kararlılık göstererek hakkında çıkarılacak dedikodulara meydan vermemek ve vatanına olan bağlılığını, ona karşı duyarlılığını ortaya koymak için işgalcilerden yeniden vatanına dönmesine müsaade edileceğine dair yazılı belge istedi. Bu tam anlamıyla Hz. Yusuf (a.s.) kararlılığıdır.

Kur’an-ı Kerim’de Hz. Yusuf (a.s.) hakkında şöyle buyuruluyor: “Hükümdar, ‘O’nu bana getirin’ dedi. Bunun üzerine ona elçi gelince: ‘Efendine dön de ona sor: ‘Ellerini kesen kadınların durumları neydi? Şüphesiz Rabbim onların düzenlerini bilir’ dedi. (Hükümdar kadınlara): ‘Yusuf’un nefsine yaklaşmak istediğinizde sizin durumunuz neydi?’ dedi. Onlar: ‘Hâşâ! Allah için biz ondan hiç bir kötülük görmedik’ dediler. Azizin hanımı da dedi ki: ‘İşte şimdi gerçek ortaya çıktı. Ben onun nefsine yaklaşmak istedim. O ise gerçekten doğru söyleyenlerdendir.” [1] Yusuf (a.s.) zindanda o kadar ıstırap çekmesine rağmen hakkındaki dedikoduların kaynağını kurutmadan çıkmamayı tercih etmişti. Ahmed Yasin de çektiği bütün ıstıraplara ve acil tedaviye ihtiyaç duymasına rağmen vatanına döneceğinin garantisini almadan zindandan çıkmadı.

Şeyh Yasin Yeniden Gazze’de

Şeyh Ahmed Yasin, Amman’da bir süre tedavi gördükten sonra vatanı Filistin’e ve ailesinin ikamet ettiği Gazze’ye döndü. Zindan hayatı boyunca çektiği sıkıntılar, eziyetler O’nu yıldırmamıştı. Çünkü Gazze’ye dönüşünün ardından hemen Filistin direnişindeki manevî lider mevkiine yeniden oturarak mücadelesini kaldığı yerden devam ettirmeye başladı.

Bir Direniş Önderi Olarak Ahmed Yasin

Şeyh Ahmed Yasin, bütün dünyada Filistin İslâmi Direniş Hareketi Hamas’ın kurucusu ve manevî lideri olarak bilinir. Fakat o sadece belli bir oluşumun, örgütün değil Filistin’de bir neslin yeniden dirilişine, uyanışına ve kimliğine sahip çıkmasına vesile olan kutsal bir direnişin önderidir. Dolayısıyla O Filistin’in, Filistin davasının, siyonist işgale karşı verilen cihadın önderidir. İşgale karşı 1987’de başlatılan birinci intifadaya o öncülük etmiştir. 2000 yılında başlatılan Aksa İntifadası’nın da en önemli manevî önderi ve motoru olmuştur. Bundan dolayı Filistin’de o ‘iki intifadanın şeyhi (yani lideri, önderi)’ olarak bilinmektedir. O, Hamas’ı, Filistin’de belli bir kesimi diğer kesimlerden ayrıştırmak amacıyla değil, sahip olduğu İslâmî bilincin işgale karşı verilen mücadeleye öncülük etmesi, yani toplu bir direnişin başlatılması için kurmuştur. Hamas’ın çok kısa süre içinde oldukça geniş bir kitlesel destek elde etmesinin en önemli sebebi de işte bu anlayıştır. Bu anlayışından dolayıdır ki O Hamas’ı, Filistinlileri birbirine kırdırma amacına yönelik fitne çabalarından uzak tutmayı, böylece işgale karşı verilen mücadelede safların birliğini korumayı başarabilmiştir. Bu özelliğinden dolayı O sadece bir örgütün, oluşumun değil siyonist işgale karşı verilen kutsal mücadelenin manevi lideriydi. Sol gruplar ve Hıristiyanlar da dâhil olmak üzere, siyonist işgalcilerin gasp ettiği hakların geri alınması, Filistin’in yeniden özgürlüğüne kavuşması gerektiğine inanan tüm Filistinliler tarafından karizmatik bir lider, bir dava önderi olarak biliniyordu. Şehid olduktan sonra Hıristiyanların bile O’nun için dua etmeleri, canileri protesto amacıyla gösteri düzenlemeleri zaten bunu apaçık bir şekilde ortaya koymuştur.

İsrail’in Hedefindeki Ahmed Yasin

Şeyh Ahmed Yasin’in serbest bırakılmasına rağmen İsrail işgal devleti O’nun çalışmalarından rahatsız oluyordu. Bu yüzden O’nu sıkı bir takip altına almıştı. O’nu öldürmek için çeşitli girişimlerde bulundu. Bir keresinde, bir tanıdığının ziyaretinde bulunduğu sırada gittiği evi tespit ederek F-16 tipi uçaklardan füzeler fırlattı. O saldırıda yardımcısı İsmail Heniye’yle birlikte ziyaret ettiği apartman katının bayağı tahrip olmasına rağmen Şeyh Yasin ve Heniye mucizevî bir şekilde sağ kurtuldular. Bu olay da gösteriyordu ki Şeyh Yasin işgal devletinin takibi altında ve hedefindeydi. Ama elinde oldukça geniş teknik imkânların bulunmasına, Filistinlileri her taraftan kuşatmaya almasına ve aralarına adeta hamam böcekleri gibi ajanlar salmasına rağmen her zaman istediği cinayet planını gerçekleştirme fırsatı bulamıyordu. Bunda alınan tedbirlerin yanı sıra, bazı endişelerin rolü de oluyordu.

Kelle Koltukta Yaşamak

Aslında Filistin davasında direnişe öncülük etmek kelleyi koltuğa alarak yaşamaya başlamak anlamına gelir. Buna rağmen elbette mücadelenin stratejisini ona göre geliştirmek ve düşmana karşı gereken tedbirleri almak gerekir. Ama zamanımızda birçoklarının tedbir almakla teslim olmayı birbirine karıştırdıklarını görüyoruz. Eğer tedbir almak düşmanın amaçlarını gerçekleştirmesine yardımcı olmayı gerektirecekse o zaman yerine göre canını feda etmeyi, kelle koltukta yaşamayı göze alabilmek gerekir. İşte Rasûlullah (s.a.v.)’in sahabelerinin yaptıkları da buydu. Yerine göre kendilerini sonucunun ölüm olması kesin gibi görünen risklerin içine atabiliyorlardı. Ama bunda bir beklentileri vardı: İman çağrısının önündeki engelleri kaldırmak ve küfrün kalelerini yıkabilmek. Bunun yapılması eğer birilerinin söz konusu fedakârlığı yapmalarını gerektiriyorsa, bunun mutlaka yapılması gerekir. Eğer bir yerde zulme, işgale ve haksızlığa karşı mücadele edilmesi gerekiyorsa, mutlaka bu mücadeleye birilerinin öncülük etmesi gerekir. Bu öncülük şartlar gereği kelle koltukta yaşamayı ve ciddi riskleri göze almayı gerektirebilir. İşte Filistin’deki durum da budur. Şimdiye kadar Filistin direnişinde pek çok lider şehit edildi. İzzettin Kassam, Dr. Fethi Şikakî, Cemal Selim, Cemal Mansur, Yahya Ayyaş, Salah Şahade, Abdülaziz Rantisi, İsmail Ebu Şenneb, İbrahim el-Mukadime, Halil el-Vezir (Ebu Cihad), Ebu Ali Mustafa ilk akla gelen isimlerden bazıları. Ama bunlar şehid oldular, diye diğerleri ‘biz artık bu işte yokuz’ demiyorlar. Bayrağın yere düşmemesi için aynı riski göze alarak şehitlerin bıraktıkları noktadan mücadeleyi, direnişi sürdürüyorlar. Bütün emperyalist güçlerin siyonist işgal devletine destek vermelerine, etkili medya organlarının uluslar arası siyonizm hesabına çalışmasına ve pek çok ekonomik kuruluşun siyonist devletin ayakta kalması için yardım etmesine rağmen, çoğunlukla kendi yağlarıyla kavrulmak zorunda kalan Filistinli direnişçilerin bunca zamandır yılmadan mücadeleyi sürdürebilmelerinin sırrı da buradadır.

‘Allah Yolunda Şehitlik En Yüce Arzumuzdur’

Ahmed Yasin, Müslüman Kardeşlerin eğitim ve terbiyesiyle yetişmiş bir önderdi. Bu cemaatin eğitim sisteminde tüm mensuplarına ezberletilen ve özümsetilen temel ilkelerden biri de “Allah yolunda şehit olmak en yüce arzumuzdur (Eş-Şehadetu fi sebili’llah a’lâ emâninâ)” ilkesidir. Hatta eğitim amaçlı genel toplantıların ve törenlerin birçoğunda bu ilkeler tekrar edilir. Bazıları belki bu ilkeyi dilleriyle söylerken kendilerini zorlayan dünyevi zevklerden kaynaklanan tüm duygusal engelleri aşabilenler kalplerinden geldiği şekilde, özümsemiş ve benimsemiş olarak söylerler. Şeyh Yasin işte bu ilkeyi iliklerine kadar özümsemiş ve kalbinden gelen bir arzuyu aynen diline yansıtarak söyleyebilen bir insandı.

Cinayet Devleti İsrail ve Ahmed Yasin’e Suikast

Siyonist işgal devletinin temeli cinayetlerle, saldırılarla, katliamlarla atılmıştır. Bugüne kadar ayakta kalabilmek için de sürekli cinayetler ve katliamlar gerçekleştirmeye ihtiyaç duymuştur. Şeyh Ahmed Yasin, herkesin bildiği gibi tekerlekli sandalyeye mahkûm felçli bir insandı. Ama işgalci siyonist devlet O’nun bu haline rağmen iman gücü ve kararlılığı ile direnişçileri sürekli cesaretlendirdiğini görüyor, bu yüzden varlığına tahammül edemiyordu. Dolayısıyla O’nu tasfiye etmek için birçok kez plan yaptı. Bazılarında başarılı olamadı, bazılarında da doğacak sonuçtan korktuğu için çekingen davrandı. Ama en sonunda yine canilik, eşkıyalık tarafı ağır bastı ve 22 Mart 2004 tarihinde yine havadan uçaklarla füzeler fırlatarak Şeyh Yasin’i sabah namazından çıktığı sırada şehit etti.

Ölümleri Dirilişe Vesile Olan Önderler

Bazı insanlar vardır ki hayatlarında bir nesle öncülük ettikleri gibi ölümleriyle de bir neslin dirilişine vesile olurlar. Düşman onları öldürmekle bir ayak bağını çözdüğünü zanneder ama kendini bir çıkmaz sokağa attığını görür. Düşünceleriyle ve kararlılığıyla yetişen nesle örnek olan Seyyid Kutub bu gibilere bir örnektir. Kendini feda etti ama yetişen nesillere iman ve davada kararlılığı öğretti. Küfür ve fısk çamurunun her tarafı kuşattığı ortamda O’ndan etkilenen, O’nu örnek alan gençler imanî dirilişe kavuştular. Böylece bir ölüm milyonlarca dirilişe vesile oldu.

Şeyh Ahmed Yasin de şehadetiyle nicelerinin dirilişine vesile olan, kararlılığıyla müstesna bir örnek ortaya koyan direniş önderlerindendir. İşgalci siyonist devlet O’nu öldürmekle Filistin direnişini başsız bırakacağını ve işgal altındaki vatanı kurtarmak için mücadele edenlerin gözlerini korkutacağını sanıyordu. Ama korkmak zorunda kalan o oldu. Korkusuzca ve kararlı bir şekilde yürütülen mücadele O’nu Gazze’den çekilmeye zorladı. Bu zafer, işgale karşı direniş seçeneğini seçenlerin sayılarının artmasına vesile oldu ve Şeyh Ahmed Yasin’in attığı tohumların büyüyüp ağaç olmasıyla teşekkül eden Filistin İslâmî Direniş Hareketi (Hamas) siyaset alanında da büyük bir başarı gerçekleştirdi. Ahmed Yasin sağlığında düşünceleriyle, örnek tavrıyla ve kararlı mücadelesiyle, ölümünde de şehadetiyle cihad yolunu aydınlatanlardan oldu.

Hayatıyla da Ölümüyle de Örnek Olabilmek

Yüce Allah Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurur:

“Bizim uğrumuzda cihad edenleri biz elbette yollarımıza iletiriz. Muhakkak ki Allah iyilik edenlerle beraberdir.” [2]

“Allah, ‘Elbette Ben ve peygamberlerim galip geleceğiz’ diye yazmıştır. Şüphesiz Allah güçlüdür, yücedir.” [3]

Ahmed Yasin, sağlık durumunun kötüleşmesine, kendisine yapılan kötü uygulamalara ve bedensel özürlü olması dolayısıyla zindanda çektiği sıkıntılara rağmen ülkesini işgal edenler karşısında hiçbir eğilmedi. Ahmed Yasin bedensel özürlü olmasına rağmen bütün hayatı boyunca iman, direniş, hak bildiği yoldan asla sapmama ve kararlılık konusunda hep örnek bir şahsiyet oldu. Fakat sadece hayatıyla değil ölümüyle de örnek oldu.

Şehadet: Ölümsüzlüğe Açılan Kapı

Siyonist işgal devletinin sıkça tehdit ettiği ve değişik zamanlarda da hedef aldığı Şeyh Ahmed Yasin’in dünya hayatı 22 Mart 2004 sabahı İsrail tarafından gerçekleştirilen bir insanlık dışı saldırı neticesinde şehadetle son buldu. Ancak biz inanıyoruz ki bu bir ölüm değil, ölümsüzlüğe açılan bir kapıydı. Çünkü Yüce Allah bize Allah yolunda öldürülenlere ölüler demememiz gerektiğini, çünkü onların Allah (c.c.) katında diri olduklarını bildiriyor.

Bir Direniş Sembolü

Şeyh Ahmed Yasin, bütün vücudunun felçli olmasına rağmen Allah yolunda cihad etmekten ve başkalarını da bu yolda mücadeleye teşvik etmekten geri kalmaksızın dolu dolu bir ömür geçirdi. Bu yüzdendir ki O’nun 67 yıla sığdırabildiği faaliyetleri birçoklarının bu sürenin on katında bile gerçekleştirebileceklerinden fazladır.

O bedeniyle ilgili engelleri aşamasa da, bunu çok fazla önemsemedi. Böylece örnek bir şahsiyet, örnek bir tavır sergiledi. Dolayısıyla gösterdiği bu örneklik hak davada mücadeleye meyilli olanları cesaretlendirdi. Örnek bir hayat ortaya koyduğu gibi ‘Allah yolunda şehit olmak en ulvî gayemizdir’ sözüne sadık kalarak dünya hayatını noktalarken de örnek oldu.

İbadet, Hicret, Cihad ve Şehadet

Şeyh Ahmed Yasin’in hayatını dört kelimeyle özetlemek mümkündür: İbadet, hicret, cihad ve şehadet. Bu dört kelime aynı zamanda nebevî çizgiyi, peygamberlerin bize gösterdiği kutsal yolu özetlemektedir. O, insanın bu dünyaya Allah’a kulluk görevini yerine getirmek üzere gönderildiğine bütün kalbiyle inanmış ve işte bu inancın kazandırdığı teslimiyet duygusuyla Allah’a teslim olmuş, ona kulluk görevini özenle yerine getirmek için çalışan biriydi. Allah (c.c.)’a olan bu teslimiyeti O’nu, dünyevi hesaplarla zalimlere teslim olmaktan alıkoydu. Dolayısıyla kulluk teslimiyetiyle, bu vasfın kendisine kazandırdığı kula kul olmama onurunu bir araya getirmeyi başardı. Böylece hak bildiği yoldan asla sapmadı, zalimler karşısında zerre kadar taviz vermedi. Tertemiz vatanı işgalci siyonistler tarafından işgal edilince 11 yaşında ailesiyle birlikte hicret etmek suretiyle birçok peygamberin hayatına girmiş olan hicret olayını yaşadı. İçinde bulunduğu şartların kendisine diğer kulluk görevlerine ek olarak cihad yükümlülüğünü de yüklediğini bildi ve bedensel özürlü olmasını bu konuda mazeret olarak gösterme yoluna gitmeksizin, bir kaçamak yolu aramaksızın cihad ve direniş hususunda başkalarına örnek olmak için hep gayret sarf etti. Sonunda Allah Teâlâ’ya kulluk bilinci içinde cihad ve direnişe adadığı 67 yıllık ömrünü, bir seher vaktinde, cemaatle kıldığı sabah namazının ardından kucakladığı şehadetle tamamladı. İşte Şeyh Ahmed Yasin de böylelikle ‘mücahid önderler’ kervanında yerini aldı.

[1] Yusuf sûresi, 12/50-51.

[2] Ankebut sûresi, 29/69.

[3] Mücadele sûresi, 58/21.