Satire / Lampoon
HİCİV
‘Hiciv’, kinayeli olarak bir kişiyi yermek, ayıplarını kafiyeli sözlerle sayarak onun onurunu kırmaya çalışmak anlamına gelir. [1]
Hiciv ile hicv edilenin gizli kötülükleri sayılıp dökülerek, onun bir takım sırları ortaya dökülür, şeref ve onuru lekelenir, düşmanlarını sevindirir ve dostlarını aşağı düşürür.
Hiciv, eskiden şairlerde görülen bir hastalık idi. Günümüzde bunun yerini yazılı ve görsel medya almış bulunmaktadır.
Hiciv, ya kin, haset ve düşmanlıktan olur, ya da bir isteğe ulaşmak için yapılır. Bunların ikisi de dini bakımdan ve sağlam akıl açısından çirkindir, yasaklanmıştır. Bunun için hicivler ne kadar renkli olsa yine de insaflı kişiler yanında kabul görmez. Yalnız şunu da belirtelim ki, her hiciv, bunu yazanın ya da şairin kötülüğüne işaret sayılmaz..
Ancak şairin isabetine de işaret sayılmaz.
Hiciv yoluyla insanların ayıp ve eksiklerini yayanlar, her zaman sevimsiz ve ayıplanmış olduğundan bunu yapmak akıllı kişiye yakışmaz. Hele çirkinlik, kamburluk, şaşılık gibi sahibinin düzeltemeyeceği organlarını küçük görmek yolundaki hicivlerin nerelere varacağını bir kere düşünmek gerekir. Cenâb-ı Hakk’ın yarattığı ve bizim bir tüyünü bile yaratmaya gücümüz olmayan insanların fiziklerini beğenmememiz elbette ki yakışıksız bir davranıştır. Bu hareket O’nun yarattığını küçük görmek değil de nedir?
Hiciv günümüze oranla eski devirlerde daha çoktu. Eski Yunanlılarda Aristofan ve Menandes; Araplardan Hutye, Bişar, Ebu Dilâme ve benzeri şairler çoğunlukla hiciv yazan şairlerdir.
Hutye, bir sahabiyi hicvedince, bu zat Hz. Ömer (r.a.)’e şikayet etti. O da o şairi çağırtıp hicviyesini okuttu. Bir beytine gelince bunun pek ağır ve diğerleri gibi yorumu mümkün olmadığından meşhur şairlerden Hassan yahut Lebid’in doğrulamasıyla hapse atılmasını emretti. Bir müddet sonra bir takım kasidelerle af dilemesi ve Ashab-ı kiramdan bir çok zatlar tarafından şefaat olunması üzerine hapisten çıkarıldı. Bir daha böyle bir şey yaparsa cezalandırılacağı şartıyla affolundu.
Bişar da herkesi dilinden bıktırmıştı. Bir gün bir olay üzerine hiddetlenerek hakaret dolu bir kıt’a söylemişti. Zamanın halifesinin kulağına gidince dövülüp, kelepçelenerek hapse atılmasına karar verildi. Ve öylece prangalı olarak öldü. Herkes onun dilinden kurtulduğu için birbirini tebrik ediyor, ondan kurtuldukları için seviniyorlardı.
Ebu Dilâme, hicivle beraber lâtife yapma yönü daha çok olduğundan Bişar gibi bir belaya uğramış olmamakla beraber zamanında çevresindeki insanları kendi dilinden sakındırmış ve korkutmuş bir hicivcidir. Ebu Tayb Mütenebbînin sonu; Damâd İbrahim Paşa ve bayram paşaları hicvedenlerin ne şekilde dillerinin belâsına uğradıkları da herkesin bildiği bir husustur.
Meşhur şair Ebu’l-Ayna’ya, halktan kimleri över ve kötülersin? diye sorduklarında ‘halktan cömertlik ve iyilikleri edenleri överim, cimrilik ve kötülük edenleri de kötülerim’ der. Bundan da anlaşılıyor ki; hiciv, gıybet ve kötülükleri yaymak hastalığına yakalananları susturmak ve övücülerin seslerini yükseltmek cömertlik ve iyilikle olurmuş!
Çoğu sonradan İslâm ile şereflenecek olan İslâm düşmanı bazı şairler İslamiyet'i ve Resûlullah (s.a.v.)'ı gözden düşürmek için hicviyeler söylüyorlardı. O devirde Araplar arasında edebî zevk son derece gelişmiş olduğu için çölde yaşayan bedeviler bile şiirden anlıyor ve tanınmış şairlerin şiirlerini dinlemekten haz alıyorlardı. Bu sebeple hicviye dediğiniz alaycı şiir, yerilen kimseye kılıç gibi tesir ediyordu. Ashab-ı kiram'ın Resûl-i Muhterem Efendimiz'i vasfeden güzel sözleri vardı. Fakat Resulullah (s.a.v.)'ın şairi (Şair-i Resûlullah) diye tanınan Medineli Hassan İbni Sabit'ın söylediği bir kıt'a, doğrusu pek nefistir. Hassan İbni Sâbit (r.a.) Resûlullah Efendimiz’in şâiri olarak tanınan bir sahâbîdir. Şiirleriyle İslâm'ı müdafaa eden, müşriklerin hicivlerine karşı Resûl-i Ekrem (s.a.v.) ve ashabını savunan bir yiğitti. İlk defa söz ve yazı ile cihad etme şerefine kavuşan mücâhid bir kahramandı. Hassan'ın şiirlerini beğenip takdir eden Resûl-i Ekrem Efendimiz, onu İslâm aleyhtarı şairlere cevap vermeye teşvik etti. “Sana Allah yardım edecektir. Söyle!” buyurdu. İşte o günden sonra Hassan İbni Sâbit, Müslümanların yüzlerini güldüren, yüreklerini soğutan ve Peygamber-i Zîşan'ı pek memnun eden şiirler söyledi. Hatta ona şiirlerini okumak üzere Mescid-i Nebevî'de bir köşe bile tahsis edildi. Peygamber Efendimiz onun şahsına ve sanatına çok değer verirdi. Şiirlerini okuması için Mescid-i Nebevî'de ona bir minber yaptırdı. Hassan İbni Sâbit (r.a.) orada İslâmiyeti metheden şiirler okudu. Sözleriyle İslâm düşmanlarını yerden yere vurdu. Hicviyeleri, müşrikler üzerinde şok tesirler yaptı. Rahmet Peygamberi efendimiz ona hiciv (yerici) şiir yazacağı zaman Hz. Ebu Bekir (r.a.)'dan bilgi almasını ve ona danışmasını emretti.
Bir gün İslâm düşmanlarının yüzkaralarını ortaya koyan bir şiir okudu. İki Cihan Güneşi efendimiz onun keskin kılıç gibi sözlerinden duygulandı ve: “Ey Hassan! Müşriklerin, kâfirlerin yüzkaralarını ortaya koy. Cebrâil seninledir. Ashabın silâhla harp ettiği gibi sen de dil ile harp et.” buyurdu. Söz ve yazı ile cihad etme şerefine ilk kavuşanlardan oldu. O, şiirleriyle cihad yapıyordu. Söylediklerinin tesirinde kalanlar Müslüman oluyordu. Bu onun en büyük başarısıydı.
[1] Ahlâk Lügatçesi, Ö. N. Bilmen.