Procrastination
TESVİF
‘Tesvif’, hayırlı bir iş yapmayı sonraya bırakmak, ertelemektir. İbadetleri ve hayırlı işleri yapmakta acele etmeye ‘Müsâreat’ yani süratli yapmak, denir.
Müslüman karakteri her fiili zamanında ifa etmek üzere inşa edilir. Bir başka deyimle Müslüman planlı ve programlı yaşayan insan demektir. Günün belirli zamanlarında yapacağı dinî görevlerle inançlı insan zaman eğitiminden geçmiş olmaktadır. Namaz ve oruç, zamanlı ibadetler olarak bu alanda son derece önemlidir. Bu ibadetlerin yerine getiriliş biçim ve şartlarına bakıldığında temelde, vaktinde yapılmasının istendiği, ne önceye ne de sonraya alınmasının kabul edilmediği görülmektedir. Hac ibadeti de öyledir. Şartlarını taşıyan Müslüman belirli zamanda belirli yerleri ziyaret ederek ve belirli ibadetleri yaparak Hac görevini yerine getirmiş olmaktadır.
Dinimizin zaman eğitimine dair bizlere verdiği temel ilkelere baktığımızda, fiilin belirlenen vakitte yapılması üzerinde durulduğunu görmekteyiz. Ramazan orucu ancak Ramazan’da tutulduğunda geçerli olmakta, öncesinde tutulan oruçlar ramazan orucu yerine geçmemektedir. Namazlarımız için de durum farklı değildir. Vakitli ibadetlerimiz için durum böyle olmakla beraber; hayatta bütün görevlerimizin vakitlerinin tayin edilmediği ortadadır. Vakitsiz iş ve ibadetlerimiz konusunda ise aceleci davranmamız tavsiye edilmiştir. Çünkü hayırlı görülen iş yapılamadan ömrün sona ermesi tehlikesi vardır. Halbuki Müslüman’ın hedefi dünyada olabildiğince çok iyilik ve hayır yapabilmektir.
Peygamber (s.a.v.), ölümden evvel tövbede, engel çıkmadan evvel hayırlı işlerde acele edilmesini, Allah (c.c.)’ı çokça zikretmeyi, zekât ve sadakada aceleyi tavsiye etmiş, böylece güzel rızıklara ve Allah (c.c.)’ın yardımına kavuşulacağını haber vermiştir. Ölümden önce hayatın, hastalıktan önce sağlığın, dünyada âhireti kazanmanın, yaşlanmadan önce gençliğin, fakirlikten önce zenginliğin değerini bilmemiz gerektiği de bizlere haber verilmektedir.
Zekâtını vermeyen ve malını Allah yolunda harcamayan kimse, fakirliğe düşünce çok pişman olur, fakat önceki fırsatlar artık eline geçmez. Buna işaret edilmek üzere hadis-i şerifte, ‘tesvif’ edenin helak olacağı konusunda Müslümanlar uyarılmaktadırlar.
Genel değerlendirme olarak insan aceleci bir varlıktır. Yüce Rabbimiz bizlere bu gerçeği şöyle bildiriyor: “İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.” [235] İnsan, yaratılış bakımından acelecidir. Ancak bu yapının kontrol altına alınması yani nefsin eğitilmesi gerekmektedir. İnsan bütün konularda aceleci olunamayacağını, ancak hayırda acelenin teşvik edildiğini ve iyi sonuçlar getireceğini bilmelidir. Bazı konular vardır ki; aceleci davranma imkânı yoktur. Meselenin çokça düşünülmesi, bilen kişilere sorulması, gerekli danışma ve soruşturmalardan sonra sonuca ulaşılması gerekebilir. Bunlar kişinin kendi içinde hayır veya şer olacağı yönünde her hangi bir fikrin oluşmadığı meseleler içindir.
Azgın toplumlar, ne yapacaklarını öylesine şaşırmışlardır ki; Allah (c.c.)’ın şiddetli azabının kendilerine acele gelmesini istemişlerdir. Acelecilik hastalığı ruhlarını bu derecede kaplamıştır. Durumun ayette ifade ediliş biçimi şöyledir: “Bir de Senden acele azap istiyorlar. Halbuki Allah asla va’dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.” [236]
Hayırda aceleci olmanın gerekliliğine işaret eden birçok ayet bulunmaktadır. Bunlardan birisi şöyledir: “Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter.” [237] Ayet inanan insanlara hayırda yarışmalarını tavsiye etmektedir. Yarışmanın emredilmesi aceleci davranmanın da emredilmesi anlamına gelmektedir. Acelecilik yarışmanın vazgeçilmez unsurudur. Acele olmadan yarışma olmayacağına göre, hayırda yarışın ifadesi dolaylı olarak hayırda aceleci davranın anlamını da içermektedir.
Burada kişi için tam olarak hayır veya şerri tespit etmenin mümkün olmayacağını da ifade etmek gerekir. Ayette şöyle buyrulur: “Savaş, hoşunuza gitmediği halde, size farz kılındı. Olur ki, bir şey sizin için hayırlı iken, siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki, bir şey sizin için kötü iken, siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” [238]
Hayırda acelecilik meselesi bu ayet çerçevesinde daha da iyi biçimde anlaşılacaktır.
Hz. Ali (r.a) anlatıyor: ‘Hz. Abbas (r.a), Rasûlullah (s.a.v.)’a hayırda acele etmek maksadıyla daha senesi dolmadan, erken vakitte zekâtın verilmesi hususunda sormuştu. Rasûlullah (s.a.v.) bu hususta ona müsaade etti.’ [239]
Görüyoruz ki; hem ayet-i kerimeler hem de hadis-i şerifler hayırda acele etmeyi tavsiye etmektedir. Ancak insanlar ne yazıktır ki, hayırların en büyüğü olan tövbede hiç de aceleci davranmıyorlar. Bilinmez ki hayat yolculuğu ne kadar sürecektir, bilinmez ki yeni doğan gün bizler için neler getirecektir. İşte bu sebeple tövbede acele etmek gerekir. Nitekim ayette kabul olunacak tövbenin ancak hatanın hemen ardından büyük bir gönül burukluğuyla yapılan tövbe olduğu haber verilmektedir. “Allah katında (makbul) tövbe, ancak bilmeyerek günah işleyip sonra çok geçmeden tövbe edenlerin tövbesidir. İşte Allah bunların tövbelerini kabul buyurur. Allah hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” [240] Makbul tövbenin çok geçmeden yapılan tövbe şeklinde ifade edilmesi, tövbe etmede aceleye işaret eder.
Namaz, oruç gibi ibadetlerde de aynı durum geçerlidir. Kimi insanlar namaz kılmak istediklerini ve yaşlanınca namaza başlayacaklarını söylemektedirler. Halbuki bir saniye sonrası için dahi hiç kimsenin garantisi yoktur. Bu sebeple namazlar konusunda sergilenen bu tutum hiç doğru değildir, Müslüman’ın hayırda aceleci olması gerektiği gerçeği dikkate alınarak davranışlar şekillendirilmelidir.
Tesvif Hastalığından Kurtuluş Yolu
İlerde, daha sonra başlayacağım, yapacağım, gibi ifadelerle hareket etmeye tesvif denildiğini açıkladık. Bunun için tesvif (erteleme), şeytanın oyunlarından bir tanesidir. Şeytan insanı çeşitli şekillerde hayırları yapmaktan alıkoymaya çalışır. Şerri yaptırmak ister. Şerri yaptırmaya kandıramazsa, hayrı yaptırmamak ister. Hayrı yaptırmamaya kandıramazsa, ille niyet etmişse, hayrı yapacak gibiyse insan; bu sefer geciktirmeye gayret eder. Yaparsın canım tamam, biraz sonra yaparsın! Bir kaç sene sonra yap! Daha gençsin, Hacca sonra yaşlanınca gidersin, diye yapılacak şeyin cinsine göre onu geriye attırmaya çalışır. Bütün bunlar şeytanın hileleridir.
İnsan zamanının çok olduğunu zannederek gaflete kapılabilmektedir. İnsan acaba kendisini güzel işlerden alıkoyacak olan fakirliği mi bekler! İsyan ettirip azdıracak zenginliği mi bekler! Bedenî güçlerini yok edecek hastalıkları mı bekler! Aklı götürüp bunaklığı getiren ihtiyarlığı mı bekler! Ani ölümü mü bekler, bir kurtarıcı mı bekler, yoksa kıyameti mi bekler!
Hayırda yarışmak ve bu konuda acele etmek kesinlikle rekabet veya diğerini oyunlarla alt etmek değildir. Böyle bir hareket bizatihi Müslüman şahsiyetiyle uyuşmaz. Hayırda yarışmak veya acele etmek adına kişi din kardeşine zarar veremez, onu incitemez, kıramaz. Çünkü Müslümanlar bir vücut gibidirler. Bir organ zarar gördüğünde diğer organlar da onun acısına ortak olurlar. Aynı şekilde Müslümanlar bir binanın birbirine destek veren tuğlaları gibidirler. Böylesine derin kardeşlik duygularıyla birbirine bağlanan insanların yarışmak adına birbirlerine zarar vermeleri tabii ki düşünülebilecek bir durum değildir.
[235] İsrâ sûresi, 17/11.
[236] Hacc sûresi, 22/47.
[237] Bakara sûresi, 2/148.
[238] Bakara sûresi, 2/216.
[239] Müslim, Zekat.
[240] Nîsâ Sûresi 4/17.