In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Diseases of Bad Character / Bad Character / Praise
Bad Character

Praise

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

ÖVGÜ (MEDH)

‘Medh’ (övgü), bir kimsenin kendi iradesiyle yaptığı güzel işlerden veya sahibi bulunduğu nimetlerden söz ederek onları yüceltmesidir. Diğer bir anlatımla medh övgü, medih ise yapılan güzel işlerden dolayı dil ile yapılan övgüdür. Medhin zıttı zemdir (kötüleme). Zemm birinin aleyhinde kötü sözler söylemek ve onun çirkin, eksik hallerini ortaya dökmek demektir. Bir kişiyi medhederken, medhedenin dikkat etmesi gereken bazı noktalar vardır. Bunlar; övgüde aşırıya kaçıp sözü yalanla bitirmemeli; söylenen sözün içine riya karışmamalı; zalim ve alçak kişileri övme yoluna gitmemelidir. Şayet bir insanı yüzüne karşı methetmek onun kendini beğenmesine, kibirlenip gururlanmasına, şımarmasına ve bu sebeple fitneye düşmesine sebep olacaksa, onu yüzüne karşı övmek yasaklanmıştır. Ayrıca bir insanı övmede çok aşırı gitmek de hoş karşılanmamıştır. Buna karşılık takva sahibi, aklı başında, gururlanıp kibirlenmesinden ve şımarmasından endişe edilmeyen kimselerin methedilmesinde ise bir sakınca görülmemiş; bu hareket iyileri ve iyilikleri teşvik olarak değerlendirilmiş ve hatta müstehap olduğu söylenilmiştir. Nitekim Resûl-i Ekrem Efendimiz, bizzat kendisi sahâbîlerinden bir çoğunu övüp methetmiş, onların güzel hasletlerini öne çıkarmış ve kendilerini topluma örnek insanlar olarak takdim etmiştir. Aynı şekilde, Efendimiz (s.a.v.)’in sağlığında Hassân İbni Sâbit, Kâ‘b İbni Züheyr ve Abdullah İbni Revâha gibi ashâbın en seçkin şairleri Resûl-i Kibriyâ'yı methedip öven şiirler söylemişler ve Efendimiz onlara herhangi bir müdahalede bulunmamıştır. Onların yolunu takip eden yüzlerce şair de çeşitli dillerde bu güne kadar Resûl-i Zîşân'ı öven binlerce ‘na‘t’ ve ‘kasîde’ yazmışlardır. İmam Gazâli’ye göre övgüde altı kötülük vardır. Dördü övene, ikisi övülene yönelik zararlardır. Bunlar şöyledir: Öven Kimseye Yönelik Zararlar 1. Kişi bir kimseyi överken abartıp yalan söyleme tehlikesi ile karşı karşıya kalabilir. Hatta bu konuda Halid b. Mi’dan, ‘Bir kimse, insanların huzurunda, bir devlet başkanını veya bir kimseyi, onda bulunmayan niteliklerle överse, Allah (c.c.) kıyamet günü onu kekeme olarak mahşere getirir.’ demiştir. 2. Söylediği sözlere gösteriş karışabilir. Kişi, bir kimseyi överken ona olan sevgisini ortaya koymaktadır. Oysa kimi zaman kalbinde sevgi beslemiyor veya söylediklerine asla inanmıyor olabilir. Bu durumda da riyakâr ve münafık durumuna düşme tehlikesi ortaya çıkar. 3. Överken; kesin olarak bilmediği ya da bilmesi de mümkün olmayan şeyleri söylemesi muhtemeldir. Bu konuda Peygamberimiz (s.a.v.)’den gelen bir hadis vardır: "Şayet biriniz mutlaka arkadaşını methedecekse, eğer söylediği gibi olduğuna da gerçekten inanıyorsa, zannederim o şöyle iyidir, böyle iyidir, desin.

Esasen onu hesaba çekecek olan Allah'tır ve Allah'a karşı hiç kimse kesin olarak temize çıkarılamaz.” Burada sözü edilen zararlar, ‘O takva sahibi, zahid bir kimsedir.’ gibi ancak delillerle bilinmesi mümkün olan genel niteliklere yönelik övmelerde gerçekleşir. Fakat ‘Onu gece namaz kılarken, sadaka verirken, haccederken gördüm.’ gibi sözlerde bu tür bir zarar söz konusu olmaz. Çünkü bunlar, kesin olarak bilinebilen hususlardandır. Bir kimseyi ‘adil’ şeklinde övmekte de yukarıda sözü edilen zararlar söz konusudur. Çünkü bu herkesin kolayca bilemeyeceği gizli bir vasıftır. Dolayısıyla iyice araştırmadıkça kesin sözler söylememek gerekir. Aynı şekilde Peygamber (s.a.v.), bir adamın bir kişiyi övdüğünü ve övmede çok ileri gittiğini işitti. Bunun üzerine: “Adamı mahvettiniz (veya adamın bel kemiğini kırdınız).” buyurmuştur. İnsanların faziletli olup olmadıklarına bakmaksızın, bir takım dünyalık çıkarlar elde etmek için hiçbir üstün meziyeti olmayan mevki ve makam sahiplerini, mal ve mülk ehli zenginleri övenler şiddetle kınanmıştır. Böylelerine meddah, dalkavuk, çığırtkan ve yağcı gibi adlar verilir. Böyle kimseler nice değersiz insanı üstün göstermek, bayağı kişileri faziletli kimselermiş gibi takdim etmek suretiyle, onları şımartıp baştan çıkarmanın yanında topluma da en büyük zararı verirler. Çünkü bu gibi durumlarda İslâmî ve insanî değerler alt üst olur; kötüler öne geçirilirken dürüst ve haysiyetli kişiler kenara itilir. Bu ise her toplum için en büyük felaketlerden biridir. Övgüye layık olmayan veya haddinden fazla övülen kimsenin kendisini gerçekten öyle zannetme ve bu yüzden nefsini muhasebe ve murakabe etmekten, tevbeye yönelmekten vazgeçme tehlikesi vardır. Bu ise onun için bir ölüm demektir. Bir insanı mutlaka methedeceksek, hakkında kesin bilgi sahibi olduğumuz güzel hasletlerini ve bunlardan yola çıkarak kendisi hakkındaki kanaatlerimizi ortaya koymalıyız. Bize gizli olan yönlerini öne geçirmemeliyiz. Çünkü kişinin gizli hallerini, kalbini, gönlünü, niyetini ve kafasından geçirdiklerini ancak Allah (c.c.) bilir. İnsanları Allah (c.c.)'a karşı tezkiye edip, temize çıkarmak ve onların âhiret yurdundaki mevki ve makamlarıyla ilgili kesin hükümler vermek caiz değildir. Hz. Ömer (r.a.), bir kimseyi, başka birini överken görünce ona şu üç soruyu sormuştur: Onunla hiç yolculuk yaptın mı? Onunla hiç alış-verişte bulundun mu? Sabah-akşam görecek şekilde onunla komşuluk ettin mi? Adam bunların hepsine olumsuz cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.) ona, ‘Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan Allah (c.c.)’a yemin olsun ki sen onu tanımıyorsun’ demiştir. 4. Övülen kişi zalim veya fasık ise öven kimse onu sevindirmiş olur ki bu da caiz değildir.

Peygamberimiz (s.a.v.) bir hadisinde, “Fasık (günahkar) bir kimse övüldüğü zaman Allah buğzeder.” buyurmuştur. Hasan-ı Basrî de, ‘Zalim bir kimsenin daha uzun süreler görevinde kalması için dua eden, onun, yeryüzünde Allah (c.c.)’a isyan etmesini istemiş olur’ demiştir. Hâlbuki zalim ve günahkâr kimseleri, övüp sevindirmek bir yana yerip üzmek gerekir. Övülen Kimseye Yönelik Zararlar 1. Övmek, övülen kişide, kibir ve kendini beğenme duygusu meydana getirir ki her ikisi de helak edici özelliklerdir. Hikâye olunur ki, Araplarının büyüklerinden Carud-ı Abdi, Hz Ömer (r.a.)’in meclisine gelince oradakilerden bazıları, ‘Bu gelen Rabia kabilesinin efendisidir.’ dediler. Carud yaklaşınca Hz Ömer (r.a.) ona bir değnekle vurdu. O zat ‘Ey müminlerin Emiri! Ne kusur işledim?’ deyince ‘Dediklerini işitmedin mi?’ dedi Hz. Ömer (r.a.). O da, ‘Bundan ne lazım gelir?’ dedi tekrar. Bu sefer Hz. Ömer (r.a.) şöyle buyurdu: ‘Kalbine bir gurur gelmesinden endişe ettim.

Bunun için sana vurdum.’ 2. Övülen kimse rehavete kapılır, tembelleşir ve kendini yeterli görmeye başlar. İşine canla başla sarılmaz. Çünkü ancak kendinin bazı yönlerini eksik gören kişi, en güzel şekilde yapmak için işe sarılır. Fakat kişi, methedildiği zaman kendisinin kemale erdiğini zanneder. Bundan dolayı Peygamberimiz (s.a.v.) de, “Arkadaşını övdüğün zaman ona karşı kızgın ustura çekmiş gibi olursun.” buyurmuştur. Ziyad b.Ebu Müslim, ‘Şeytan, övüldüğünü duyan herkese bunu güzel gösterir. Fakat mümin hemen kendini muhasebe eder’ demiştir. Hz. Ömer (r.a.) de, ‘ Övmek, birini boğazlayarak kesmektir’ diye söylemiştir.

Çünkü kesilen kimse, hiçbir iş yapamaz hale gelir. Bunun gibi övmek de kişiyi işten el çektirir. Övgü, kendini beğenme ve kibir duygusunu ortaya çıkarır. Bu iki nitelik tıpkı kesmek gibi helak edicidir. Hz. Ebubekir (r.a.) övüldüğü zaman edebinden ve takvasından şöyle dua ederdi: ‘Ey Rabbim! Sen beni benden daha iyi bilirsin. Ben de kendimi başkalarından daha iyi bilirim. Ey âlemlerin Rabbi! Halkın bende zannettiği iyilik ve faziletleri bana nasip eyle. Bende olduğu halde halkın bilmediği günahlarımı da affet. Söyledikleri güzel özellikler karşısında beni kendini beğenmişlik ve gurur gibi şeylerden koru.’ O halde övgüsünü dinleyen kimsenin gayet uyanık olması lazımdır. Nefsine bakıp ucub ve kibirden kurtulmalı, tembellikten ameli azaltıp azmini kırmaktan uzaklaşmalıdır. Bazı bilginler asla övgü dinlemezlerdi. Dinleyenler de durumun tehlikesini bilir, ucub ve riyaya karşı son derece uyanık olurlardı. Bir adam Hz. Osman (r.a.)’ı övmeye başlayınca, Mikdâd (r.a.) da dizleri üstüne çökerek metheden kişinin yüzüne çakıl taşları atmaya başladı. Bunun üzerine Hz. Osman (r.a.) ona: Ne yapıyorsun öyle? Deyince Mikdâd: Resûlullah (s.a.v.) : “Meddahları gördüğünüz zaman yüzlerine toprak serpiniz.” buyurdu, diye cevap verdi. Meddahlar ve dalkavuklar dünyalık bir şeyler elde etmek için birtakım insanları layık olmadıkları ve hak etmedikleri şekilde öven kimselerdir.

Onların yüzüne toprak serpmek, bekledikleri dünyalığı elde edemeyeceklerini kendilerine göstermek anlamındadır, diyenler olduğu gibi, meşhur sahâbî Mikdâd (r.a.) gibi hadisi gerçek hali üzere kabul edip meddahların yüzüne toprak serpenler de olmuştur. Bazı hadis şârihleri de bunun hem methedene hem de methedilene topraktan yaratıldıklarını ve mütevâzi olmaları gerektiğini, kendilerini büyük görmemeleri icap ettiğini hatırlatma anlamında olduğunu söylemişlerdir. Kişinin, kendi kendini övmesi de, kibir ve böbürlenme gibi bir anlam taşıdığı için çirkin bir davranıştır. Bundan dolayı Efendimiz (s.a.v.), “Ben Âdemoğullarının efendisiyim. Fakat bununla övünmem.” buyurmuştur. Yani Peygamberimiz (s.a.v.) diğer insanların yaptığı gibi bunu bir övünme malzemesi olarak kullanmamıştır. Çünkü Efendimiz (s.a.v.)’in iftiharı, Ademoğulları içinde üstün olması nedeniyle değil, Allah (c.c.)’a yakınlığı sebebiyledir. Övülen kimse, kibir, kendini beğenme ve gevşeklik gösterme gibi kötü durumlara düşmekten şiddetle kaçınmalıdır. Bunlardan ancak kendini bilmekle, sonuçta ortaya çıkacak neticeyi düşünmek, riya olacak şeyleri en ince ayrıntısına kadar bilip yaptığımız amellerde meydana getireceği zararları düşünmekle kurtulabiliriz. Yine övülen kimse, öven kişiye önem vermeyerek övgüden hoşlanmadığını açıkça ortaya koymalıdır. Hz. Ali (r.a.) de kendisini övdükleri zaman, ‘Allah’ım! Onların bilmediği kusurlarımı bağışla.

Onların söylediği ile beni sorumlu tutma. Beni, onların zannettiğinden daha hayırlı bir insan kıl’ demiştir. Övgü Hastalığından Kurtuluş Yolu Methetme konusuna dikkat etmeli ve olur olmaz, her zaman ve her durumda insanları medhetmeye kalkışmamalıdır. Kibirlenip gururlanmasından, şımarıp fitneye düşmesinden korkulan kimseyi yüzüne karşı övmek doğru bir davranış değildir. Ancak takva ehli, kibirlenmesinden ve şımarmasından korkulmayan faziletli kimseleri övmekte bir sakınca yoktur. Meddahlık, dalkavukluk ve çığırtkanlık dinimizde câiz görülmeyen kötü hasletlerdir. Bir kimse övülürken, onda mevcut olan sıfatlar anılmalı, niyeti, zihninden geçirdikleri ve kalbinde gizlediği sırları Allah (c.c.)'a havale edilmeli ve hiç kimse Allah (c.c.)'a karşı kesin ifadelerle tezkiye edilmemelidir. Meddah ve dalkavuklara değer vermemek ve bu çirkin davranışlarını mükâfatlandırmamak gerekir.