In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Archive — Older Content / Mediation / Reconciliation
Archive — Older Content

Mediation / Reconciliation

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

‘Arabuluculuk’, küskün veya kavgalı tarafları uzlaştırma, barıştırma ve kırgınlığı ortadan kaldırma çabasına denir. Anlaşmazlık, kavga, aile içinde, aileler veya kişiler arasında yahut kurumlar ve uluslar arasında da olabilir.

Aile içindeki karı-koca anlaşmazlığı, eşleri boşanmaya kadar götürebilir. Kur’an, eşler arasında ortaya çıkan anlaşmazlığı giderip karı-kocayı uzlaştırmak, yuvanın yıkılmasını önlemek için arabuluculuk kurumu getirmiştir: “Eğer (karı-kocanın) aralarının açılmasından endişe duyuyorsanız, erkeğin ailesinden bir hakem ve kadının ailesinden bir hakem gönderin. Bunlar uzlaştırmak isterlerse, Allah onların arasını bulur. Çünkü Allah (her şeyi) bilendir, haber alandır.” (1)

Eğer eşler arasındaki anlaşmazlık, yuvayı bozacak derecede tehlikeli boyutlara ulaşırsa bu ayetin hükmü gereğince eşlerin arasını bulmak üzere erkek ve kadının ailelerinden birer hakem (arabulucu) tayin edilir. Hakemler aralarını düzeltmeye çalışırlarsa Allah da karı-kocanın arasını bulur.

Hakemleri karı-kocanın kendileri tayin edebilecekleri gibi erkek ve kadının yakınları, komşuları, yahut hakim de tayin edebilir. Bu, inananların üstüne farzdır.

Normalde hakemler karı-kocanın ailelerinden seçilir. Çünkü aile içindekiler, onların durumlarını daha iyi bilirler. Fakat gerektiğinde aileden olmayan kimseler de tayin edilebilir.

Hakemler, geçimsizlik nedenini ve bunun giderilmesi çözümünü araştırırlar. Genellikle bilginler, hakemlerin hem birleştirme, hem de ayırmaya karar verme yetkisine sahip oldukları görüşündedirler. Fakat Katâde, Zeyd İbn Eslem, Ahmed b. Hanbel, Ebu Sevr ve Davud gibi İslâm bilginleri, hakemlerin ancak birleştirmeye karar verebileceklerini, ayırma yetkisine sahip bulunmadıklarını söylemişlerdir.

Bu görüş, ayetin ruhuna daha uygun düşmektedir. Çünkü ayette arabulmak için hakem gönderilmesi emredilmekte, “Onlar arayı bulmak isterlerse Allah karı-kocanın arasını bulur” denilmektedir. O halde hakemlerin görevi, arayı bozup karı-kocayı büsbütün ayırmak değil, arayı bulup onları birleştirmektir.

Aileler, bireyler ve uluslar arası anlaşmazlıklarda da yine arabuluculuk kurumu işletilir: “Eğer inananlardan iki grup vuruşurlarsa, onların arasını uzlaştırın; şayet biri ötekine saldırırsa, Allah buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafa vuruşun. (Allah’ın buyruğuna) Dönerse artık adaletle onların arasını düzeltin ve her zaman âdil olun. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. Muhakkak müminler kardeştirler. Kardeşlerinizin arasını düzeltin ve Allah’tan korkun ki size rahmet edilsin.” (2)

Bu ayetlerde inananlara, iki mümin topluluk arasında çıkan kavgayı yatıştırmaları, bir topluluk diğerine saldırdığı taktirde, saldırgan taraf Allah’ın buyruğunu dinleyinceye kadar onunla savaşmaları, Allah (c.c.)’ın buyruğuna razı olduğu taktirde kavga edenlerin aralarını uzlaştırmaları, adaletten ayrılmamaları buyurulmakta ve Allah’ın, adalet yapanları sevdiği, inananların kardeş oldukları, Allah’ın rahmetine erebilmek için kardeşler arasını uzlaştırmaları gerektiği vurgulanmaktadır.

Bu ayetlerin hükmüne göre, iki müslüman grup veya toplum arasında anlaşmazlık ve kavga çıkarsa, diğer Müslümanların seyirci kalmayıp onları uzlaştırmaya çalışmaları; bir taraf hakkı kabule yanaşmaz, öteki tarafa saldırmaya devam ederse bütün Müslümanların, kuvvet kullanarak saldırganı hak çizgisine getirmeye ve iki tarafı uzlaştırıp aralarında adaletle barış kurmaları gerekir.

Ayrıca karı-koca arasını uzlaştırmak için arabulucu tayinini emreden Nisa sûresindeki ayette de, inanan gruplar arasında çıkan anlaşmazlıkların da yine arabulucu yoluyla çözülmesine işaret etmektedir. Nitekim meşhur muhaddis el- Hakim Ebu Abdillah İbn el- Bayy‘, o ayette, iki zümre arasında çıkan anlaşmazlığın çüzümü için her iki taraftan birer hakem gönderilmesine işaret bulunduğunu söylemiştir. Gerçekten ayette tefrika ve fitneden endişe eden herkesin, iki hakem (arabulucu) göndermesine delil vardır. Nitekim müminlerin emîri Hz. Ali (r.a.), Haricilerle kendisi arasında çıkan abnlaşmazlığın çözümü için haken tayin edilmesini, Nisa sûresinin 35. ayetinden çıkarmıştır. Demek ki Müslümanlar arasında anlaşmazlık çıktığında çözümü için hakem tayin etmek uygun olur.

Kavga eden taraflar, bir devlet içinde iki aile, iki aşîret, kabîle, iki kent olabileceği gibi, İran ile Irak arasında görüldüğü üzere iki bağımsız devlet de olabilir. Bir devlet içinde çıkan olaylarda o devletin güvenlik birimleri olayı önler. Fakat devlet müdahele edinceye kadar diğer Müslümanların olayı yatıştırmaya, saldırgana engel olmaya çalışmaları gerekir.

Şayet olay iki devlet arasında ise Müslüman devletler topluluğu, örneğin İslâm Konferansı Örgütü üyeleri ortaklaşa bunların arasını bulmaya çalışırlar. Ama bir taraf Allah (c.c.)’ın hükmünü dinlemiyor, karşı tarafa haksız yere saldırıyorsa o zaman Müslüman devletlerin, hep beraber o saldırgana karşı savaşıp onu doğru yola getirmeleri gerekir.

Yine bu ayetlerin hükmüne göre Müslümanlar kardeştirler. Kardeşçe geçinmelidirler. Allah’ın rahmetine kavuşabilmeleri için barış içinde yaşamaları ve müslüman kardeşler arasında çıkan olayları yatıştırmaya, kavgaları önlemeye, müslümanların arasını uzlaştırmaya çalışmaları gerekir.

İslâm’da esas olan, bir tek devlettir. Fakat bugün için bu, mümkün görünmüyor. Çünkü her millet kendisinin, diğerlerinin hakimi olmasını ister. Bu da İslâm milletleri arasında ayrılıklara, övünmelere, sürtüşmelere yol açmaktadır. Tarih boyunca da böyle olmuştur. Peygamber (s.a.v.)’in, ilk üç halifesinin dönemleri dışarıda tutulursa, bütün müslümanların birlikte yaşadığı bir devlet de kurulamamıştır. Osmanlı devleti zamanında bu birliğe doğru yaklaşılmış ise de yine de İslâm milletlerinin tamamı bir tek devletin çatısı altına alınamamıştır.

Şimdi bugün, İslâm konferansı üyelerinin gittikçe aralarında siyasi yakınlık kurarak, önce İslâm Ortak Pazarı, sonra iç işlerinde serbest, dış işlerinde beraberlik esasına dayalı bir Birleşik İslâm Devletleri Örgütü kurmaları mümkündür. Bu örgütün başkanı da alfabetik sıraya göre nöbetleşe her üye devletten belli bir süre için seçilmelidir. Bu örgütün, İslâm alimlerinden oluşan bir parlamentosu da olursa İslam’ın aradığı sürekli ve istikrarlı bir birliğe yaklaşılmış olur. Bugünkü Avrupa Birliği başlangıçta AET (Avrupa Ekonomik Topluluğu) olarak kurulmuş bugün bir siyasi birlik şekline dönüşmüştür. AB’nin parlamentosu da vardır. Ortak para birimine de geçmişlerdir. ABD karşısında yeni bir Avrupa gücü oluşmaktadır. Neden müslümanların böyle bir örgütü, müşterek konseyi ve parlamentosu olmasın?

Böyle bir örgüt, İslâm devletleri arasında çıkan anlaşmazlıkları da karara bağlar ve kararı bağlayıcı olur. İslâm devletleri arasında çıkan sorunları çözmek, haklıyı, haksızı ayırt etmek için Avrupa Adalet Divanına benzer bir İslam Adalet Divanı oluşturmak da gereklidir.

Kur’an’ın bu ayetlerinde böyle bir adalet divanının nüvesi vardır. Çünkü Kur’an, haksızlığın önlenmesini istiyor. Haklıyı ve haksızı da ancak adalet divanı ayırt eder. Kur’an, on dört asır önce en modern hukuk sistemine ışık tutmuş iken Müslümanların bu örgütü kurmakta gecikmeleri gariptir. (3)

----------------------------

(1) Nisa sûresi, 5/35.

(2) Hucûrat sûresi, 49/9-10.

(3) S. Ateş, Kur’an Ansiklopedisi.