Generosity
‘Sehâvet’, cömertlik ve eli açık olmak demektir. Sehavet sahibi kimseye ‘Sahi’ (cömert, eli açık) denir. Sehavet, ‘Cûd’ kelimesi ile de eş anlamlıdır. Bunların karşıtı ise tama’ ve hırs’tır.
Cömertliğin en ileri derecede bir seviyesi vardır ki, buna ‘İsâr’ denir. İsâr’ın karşıtı da ‘Şuhh’tur ki, başkasının malına göz dikmek ve başkasının elinde bulunan mal ve nimetlerin kendisine geçmesini istemektir.
Yüce Allah: “Yoksula, yetime ve esire sevdikleri yemeği yedirirler.” (1) “Sevdiği malı (Allah uğrunda) verir.” (2) Âyetleriyle sevdikleri malı hiç karşılık beklemeden, yalnızca Allah rızâsı için yoksullara, yetimlere, tutsaklara veren kimseleri övmüş; cimrilik edenleri de şiddetle uyarmıştır. “Allah’ın kereminden, kendilerine verdiğine cimrilik edenler, onu kendileri için hayırlı sanmasınlar. Hayır o, kendileri için şerlidir. Cimrilik ettikleri şeyler, kıyâmet günü boyunlarına dolandırılacaktır.” (3) buyurmuştur.
Hz. Peygamber (s.a.v.) de: “Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse konuğuna ikrâm etsin!” buyurmuş ve yukarıda kaydedilen duâsında cimrilikten, korkaklıktan Allah (c.c.)’a sığınmış, cimrilikten daha zararlı bir hastalık olmadığını; cimriliğin ve kötü ahlâkın mümin bir insanda kesinlikle bulunmayacağını; Allah (c.c.) katında cömert câhilin, cimri abidden daha değerli olduğunu bildirmiştir.
Yine Peygamber (s.a.v.) buyurdu: “Cömertlik cennette bir ağaçtır. Dalları da yeryüzüne uzanmıştır. Her kim onun bir dalına tutunursa, o dal onu Cennete ulaştırır. Cimrilik de Cehennemde bir ağaçtır. Her kim de onun bir dalına tutunursa, o dal onu Cehenneme iletir.”
Yine Peygamber (s.a.v.) buyurdu: “İki türlü ahlâk vardır ki, Allah (c.c.) onları sever. Biri cömertlik ve diğeri de güzel huydur. Yine iki ahlâk vardır ki, Allah (c.c.) onlara düşmandır. Biri cimrilik, diğeri de kötü huyluluktur.”
Hz. Âişe (r.a) diyor ki: “Allah’ın Elçisinin (s.a.v.) ömrü boyunca hiç üç gün ardı ardına karnı doymadı.”
İhsân’ın üç mertebesi vardır.
1) Birincisi, vermek ile malın eksilmeyeceği, kolayca verilebilecek şeyi vermektir ki, vermenin bu mertebesine “sehâ” denilir.
2) İkincisi, malın çoğunu verip kendisine az bir şey bırakmak ya da verdiği kadar da kendisine bırakmaktır. Buna da “cûd” denilir.
3) Üçüncüsü, kendisinin ihtiyacı varken, malı veya muhtaç olduğu her hangi bir şeyi başkasına vermektir ki buna “isâr” denilmiştir. Bunun tersi “eşere”dir. Eşere, muhtaç olduğu şeyde, kendisini başkasına yeğlemektir.
Kur’an-ı Kerim’de îsâr’ın karşıtı, şuhh’tur. Yüce Allah: “(Medine’yi yurt edinmiş Müslümanlar) ihtiyâçları olsa bile, (göçmen kardeşlerini) kendi canlarına tercih ederler. Kim nefsinin şuhhundan (cimriliğinden) korunursa işte onlar başarıya erenlerdir.” buyurmuştur.
Bahil (cimri), şuhh faktörüne uyan kimseye denilir. Mu’sir de cevap (cömertlik) faktörüne icabet edendir. Başkasının malında gözü olmayan da sahi’dir. Başkasının malında gözü olmama şeklindeki bu sehâ, sadece verme sehâ’sından üstündür.
Kulun elindeki malı fazla değilse var olana kanaat etmeli, fazla hırslı olmamalıdır. Eğer zengin ise hali, sehâ ile isâr arasında bulunmalı, iyilik etmeli, cimrilikten uzak durmalıdır. Peygamber (s.a.v.) cimrilikten Allah’a sığınmış: “Allah’ım cimrilikten sana Sığınırım, korkaklıktan Sana sığınırı; perişan ömre itilmekten (elden ayaktan düşmekten) Sana sığınırım” demiştir.
Kays İbn Sa’d İbn Ubâde (r.a) ünlü cömertlerden idi. Bir kez hastalandı, dostları kendisini ziyarette yavaş davrandılar. Bunun sebebini sordu. “Sana borçlu olduklarından gelmeğe utanıyorlar” dediler. “Dostların birbirini ziyaretlerine engel olan mal, yerin dibine batsın! Dedi. Sonra birinin, “Kim Kays’a borçlu ise borcu kaldırılmıştır, kendisine helâl olsun!” diye bağırmasını emretti. Akşam olmadan kendisini sormağa gelenlerin çokluğundan kapısının eşiği aşındı. Bir gün kendisine “Senden dahi birini gördün mü?”dediler.
-Evet dedi, çölde bir kadının çadırına konuk olduk. Kocası geldi, kadın:
-İki konuğun var, dedi.
Adam bir deve getirip boğazladı.
-Nasılsınız? Dedi. Ertesi gün başka bir deve getirip boğazladı. Biz dedik ki:
-Dün kestiğinden az bir miktar yiyebildik, gerisi duruyor, bunu niye kestin?
-Ben konuklarıma bayat et yedirmem, dedi.
Yanında iki, üç gün kaldık. O her gün yağan yağmurun altında böyle yaptı. Gideceğimiz zaman evine yüz dinar koyduk ve zevcesine:”Bizim için kendisine özür dile ve teşekkürlerimizi bildir”dedik ve gittik.
Gün ağarırken arkamızdan bir adamın:
- Durun, ey aşağılık yolcular! Bana ağırlamanın karşılığını mı verdiniz!? Diye seslendiğini duyduk. Geldi ve bize:
- Ya bu parayı alırsınız, ya da sizi mızrağımla delerim,” dedi.
Parayı aldık, o da geriye döndü.
İmam Gazâli diyor ki, “mal ve hikmet, gayr için yaratılmıştır. Bu da, insanların ihtiyaçlarını görmesidir. Malın yaratıldığı amaç için harcanması da, harcanmaması da mümkündür. Keza malı gereği olmayan yere harcamak da gerekli yere harcamak da mümkündür. Malı adalete harcamak: onu koruması gereken yerde korumak, harcanması gereken yerde harcamaktır. Harcanması gereken yerde malı harcamamak cimrilik, harcanmaması gereken yerde harcamak da tebzir, yani saçıp savurma israftır. Bu ikisi arasında orta bir makam vardır ki bu mahmüd (güzel) makamdır. Bu makam ancak seha makamı olabilir. Çünkü Peygamber (s.a.v)’e seha emredilmiştir. “Ellerini boynuna bağlanmış yapma, tamamen de açma, sonra kınanır, hasret içinde kalırsın.(1 )
“Harcadıkları zaman ne israf ederler, ne de cimrilik ederler. Harcamaları bu ikisinin arasında dengeli olur.”(2)
Cömertlik, israf ile cimrilik, saçıp saçma ile tutma arsında olan denge yeni harcamayı ve tutmayı gereğine göre yapmaktır. Ancak harcarken tam gönül rızası olmadıkça sadece el ile vermek, cömertlik için kafi değildir. Gönlü razı olmadan eliyle veren sahi değil, Müstesahhi (zoraki sahi)dir. Cömert olmak için verdiğinin içinde asla gözü olmaması, malı yerine harcarken kalbin mal ile hiç ilgilenmemesi, onu hiç düşünmemesi gerekir.
Kuşeyri ve İbn el-Cevziyye, cûd’u yani cömertliği on dereceye ayırıyorlar. Bu dereceler şöyledir:
1. Nefsi verme cömertliğidir. Bu, cömertliğin en yüksek derecesidir. İnsan sevdiğinin uğrunda canını verir. Vatanı için, çocukları için, dini için canını feda edenler herkes tarafından tebrik edilir.
2. Başkanlığı verme, sevdiği uğrunda, baş, başkan olmaktan vazgeçmektir.
3. Rahatını, huzur ve refahını vermektir. Sevdiği uğrunda güçlüklere katlanmaktır.
4. Bilgisini verme cömertliğidir. Bu da yüksek bir cömertlik derecesidir. Çünkü ilim, maldan daha değerlidir. Bildiklerini başkalarına öğreten, kendisi gibi insanlar yetiştiren kimse, cömert olduğu gibi, başkalarına yardımcı olan ve kıskanç olmayan bir şahsiyettir. Kendisinin toplum içinde tek bilgin kişi olma bencilliğinden kurtulmuştur. Verilen bilgi ilmin zekâtıdır.
5. Mevkiin sağladığı yararı vermektir. Hak rızası için birine yardım etmek, birisinin devlet kurumunda meşru olan işinin görülmesine yardımcı olmak gibi. Yapılan bu tür yardım da mevkiin zekâtı sayılır. Ancak iltimas ve rüşvet sınırına girmemek şartıyla.
6. Bedenin yararını vermedir. Birisine bedenen yardım etmek, taşırken zorluk çektiği çantasını, yükünü taşımak, hastaların, yaşlıların veya çocukların taşıtlara binmelerine yardımcı olmak gibi. Tatlı dil ile gönül alma da bedensel yararı verme cömertliği içinde değerlendirilir.
7. Kendisinin şahsına, kişiliğine saldırıda bulunanları bağışlama cömertliğidir. Sahâbilerden Ebu Damdam, her sabah şöyle dermiş: “Allah’ım, malım yok ki sadaka vereyim. Onun için şahsımı insanlara sadaka verdim. Her kim bana saldırıda bulunmuş, söz ile iftira etmiş ise hakkım ona helal olsun.” O’nun hakkında Peygamber (s.a.v.): “Hanginiz Ebu Damdam gibi olabilirsiniz?” buyurmuştur.
8. Yapılanlara sabır, tahammül etme, göz yumma cömertliğidir. Çok güzel sonuçlar veren bu cömertlik, fütüvvet cömertliğidir. Kur’an-ı Kerim insanları bu cömertliğe teşvik etmiştir: “Kötülüğün cezası yine onun gibi bir kötülüktür. Kim affeder, barışırsa onun mükâfatını Allah verir. Doğrusu O zalimleri sevmez.”
9. Güzel huyluluk, güler yüzlülük ve şen olma cömertliğidir. Bu, yapılan kötülüğe tahammül ve onu af cömertliğinden daha üstündür. Bu, sahibini, gündüzleri sürekli oruç tutan, geceleri sürekli namaz kılan abidin derecesine yükseltir. Peygamber (s.a.v.): “Hiçbir iyiliği küçük görme, kardeşini güler yüzle karşılaman dahi iyiliktir.” Buyurmuştur.
10. İnsanların elinde bulunan şeyleri onlara bırakma cömertliği: kalben onlara takılmama, onlarla ne davranışla, ne de sözle ilgilenmemedir.
Bu cömertlik derecelerinden her birinin kalpte özel bir etkisi vardır. Allah, cömertlere, verdiklerinden fazlasını vermeyi, cimrinin de malını yok edeceğini bildirmiştir. Allah cömert kullarının yardımcısıdır.