In the name of Allah, the Most Gracious, the Most Merciful

Islamic Ethics

A scholarly guide to good character

“And indeed, you are of a great moral character.” (Al-Qalam 68:4)

Home / Diseases of Bad Character / Bad Character / Foul Speech
Bad Character

Foul Speech

A translation of this content in this language has not been added yet; showing the original Turkish text.

‘Kötü söz’, insanın şeref ve onuruna yakışmayacak derecede hoş olmayan bazı kelimeleri birinin birine söylemesidir. Bu tür sözler yalan ise haram olup günahı gerektirdiği apaçıktır. Yalan değilse, akla göre çirkin, dine göre haramdır, söyleyen günahkârdır. Nedeni bu tür sözler, doğası itibariyle bayağı, adi ve özellik noktasından çirkindir. Her şeyi bilen ve gören Allah (c.c.) bilerek veya bilmeyerek söylenen bütün kötü sözleri duymaktadır. Bunun için müslüman diline sahip olmalı ve bu tür yanlış şeylerden uzak durmalıdır. Bir ayette şöyle buyrulmaktadır: “Allah kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez; ancak haksızlığa uğrayan başka. Allah her şeyi işitici ve bilicidir.” [1]

Her ne şekilde olursa olsun dil ile kötü söz söylemek, vicdanda sakınma ve Allah korkusu yoksa dile kolay gelir. Bu kötülüğün yaygınlık kazanması, toplum vicdanında derin etkiler bırakır. Bu toplumda çoğu zaman karşılıklı güven yok olur. İnsanlar gittikçe kötülüğün her tarafı kapladığını düşünürler. İçlerinde kötülük işleme isteği bulunmasına rağmen, bunu yapmaktan çekinen çoğu kimsenin, kötülüğün toplumun alışkanlığı haline geldiğini ve yaygınlaştığını görmesi onu işlemesine neden olur. Artık böyle bir durumda çekinmelerine ve saklamalarına gerek kalmaz. Çünkü, bu kötülüğü ilk defa onları yapmıyorlar ki, diye düşünmeye başlarlar. Çoğu zaman kötülükten tiksinti duymanın nedeni kötülükle, fazlaca iç içe yaşamaktır. Çünkü insan, ilk karşılaştığında kötülükten şiddetli bir şekilde iğrenir. Ancak yapılması ya da söylenmesi sıklaştıkça iğrenmenin ve tiksinmenin oranı düşer. Giderek kötülüğü işitmek -hatta görmek bile- basit ve alışılmış normal hale gelir kalplere. Artık kötülüğü değiştirmek için harekete geçmez olurlar. Bütün bunlar, kötülükten uzak oldukları halde, kötülükle itham edilen ve haklarında dedikodu çıkarılan insanlara yapılan haksızlığın yanında olmaktadır. Ancak kötülük yaygınlık kazandığı zaman, kötülüğü açıklamak kolay ve alışılmış bir şey olduğu zaman, iyilerin de kötüler gibi haklarında dedikodu çıkarılır. İftira ve ithamdan çekinmeksizin, iyiler de kötülüğe karışırlar. Dilleri kötü söz söylemekten alıkoyan ve çoğu kimsenin kötülük yapmasına engel olan kişisel ve toplumsal utanma duygusu kaybolup gider.

Kötülüğü açığa vurmak, sövmek ve iftira etmek şeklinde kişisel ithamlarla başlar. Toplumsal çözülme ve ahlâkî bozulma ile sonuçlanır. Birey olsun toplum olsun insanların birbirlerini değerlendirme ölçekleri sapıtır. Artık insanların birbirlerine olan güvenleri sarsılır. Suçlamalar öylesine yaygınlaşır ki, diller çekinmeksizin geveleyip dururlar bu söylentileri. [2]

İslâm ve Kur'ân'ın getirdiği yüksek anlamdaki edep ve terbiye ölçü­lerinden biri de açıktan kötü söz söylememek, aklı imanla birleştirip içi­mizden geçen fenalıkları dışa vurmadan belirsiz hale getirmektir. Unut­mayalım ki. Yüce Yaratan Rabbimiz, ‘Lâilâheillallah’ diyen bir dilin, bu kelimeye yakışmayan sözlerle kirletilmesine razı değildir.

Hz. İsa (a.s.)’nın başından geçen bir olay bize hangi tip insanların kötü söz söylemeye eğilimli olduğunu anlatmaktadır: İsa Peygamber (a.s.) bir köyün içinden geçerken azgın Yahudilerden biri ona ağız dolusu hakarette bulundu, en yakışıksız sözleri sarf etmekte bile bir sakınca görmedi. Hz. İsa (a.s.) o edepsizi dinledikten sonra, ona en duyarlı, okşayıcı ve rahmet saçıcı sözlerle karşılık verdi. Bu olaya şahit olanlardan insaf sahibi bir adam dayanamayarak dedi ki: ‘Ya İsa! Şu adam size en ağır sözleri sarf etti, hakarette bulundu, sen ise ona en güzel ve okşayıcı sözlerle karşılık verdin, neden?’ İsa Peygamber (a.s.) ona şu cevabı verdi: ‘Herkes kesesindekini harcar. Onun kesesinde küfür, her­ze, edep dışı sözler var. Benim kesemde, edep, terbiye, güzel ahlâk ve fazilet çiçekleri var.’ diyerek bir hakikate tercüman olmuştur.

Burada bilinmesi gereken diğer husus, bir insanı kötü lakaplarla çağırmak da kötü söz kavramının içine girmektedir. Çünkü o kötü lakap insanın onurunu rencide etmekte ve şerefli bir varlık olan insanın kişiliğine yakışmamaktadır. Ayrıca bu durumun fasıklık işareti olduğu bildirilmektedir. Bunun için bir ayette şöyle buyurulur: “Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki (alay edilenler) kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin) belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi (kendi kendinizi) yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi ‘olmadık-kötü lakaplarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse işte onlar, zalim olanların ta kendileridir.” [3]

Burada çirkin lakapları gündeme getirmenin doğru bir davranış olmadığı, bunun seviyesizliğe yol açtığı anlatılmaktadır. Kötülüğün sürekli olma tehlikesine vurgu yapılmaktadır. Yani kişi kalbi kötülükle dolu olmadıkça bir başkasına kötü bir şey söylemez. Bu bakımdan kişinin kalbinin kötülükle dolu olması bile başlı başına bir kusurdur. Dolayısıyla, ancak nefsini kötülüğünün yuvası haline getiren bir kimse başkalarını tenkid eder ve onları da kendisini tenkid etmeleri için davet eder. Karşısındaki kişinin şerefi itibariyle cevap vermemesi ayrı bir meseledir, ama o tenkid kapısını açmıştır bir kere. [4]

Alaya alma ve ayıplamaya, kişilerin hoşlanmadığı alay ve ayıp duygusuna kapıldıkları kötü lakap takma da dahildir. Müminin diğer mümin üzerindeki haklarından biri de kendisini küçük düşürecek ve hoşuna gitmeyecek kötü lakaplarla çağırılmamasıdır. Müminin mümine karşı edeb kurallarından biri böyle yakıştırmalarla kardeşini üzmemesidir. Nitekim Resûlullah (s.a.v.) cahiliyet devrinde takılmış olan isim ve lakapları değiştirmiştir. Resûlullah (s.a.v.)’ın o lakap ve isimlerde ince hissi ve yüce kalbi sahabelerini küçük düşürecek ya da kendilerini horlayıcı nitelikle niteleyen unsurları hissetmiştir. [5]

Müslüman başkalarına karşı her bakımdan saygılı, edepli ve terbiyelidir. Başkasını üzecek söz ve davranıştan kaçınması imanının gereğidir. O bakımdan din kardeşini üzecek bir isimle çağırması haram kılınmıştır. Küçükten büyüğe herkese sevgi-saygı içerisinde davranmak durumunda olan müslüman din kardeşine karşı daha da saygılı ve düzeyli olmak zorundadır. Zira Peygamber Efendimiz bir hadisinde bunu şöyle dile getirmiştir: “Mümin; insanları kötüleyen, lanetleyen, kötü söz ve çirkin davranış sergileyen kimse değildir.” [6]

Birçok defa olgun müslüman olmanın öneminden bahseden Peygamberimiz (s.a.v.) bu sözünde de bunu tekrar etmiştir. Dolayısıyla biz anlıyoruz ki, insanları kötülemek kâmil mümin olmaya engeldir. Başkalarının ayıplarını araştıran, birtakım kusurlarını ifşâ eden, soyuna sopuna dil uzatan bir insan kâmil bir mümin olamaz. Aynı şekilde sözde ve davranışta haddi aşmak, kötü söz ve çirkin davranışlar sergilemek iyi bir mümine yakışmaz. Bu tür kötü hasletler bir toplumda yaygınlaşırsa, insanlar arasında saygı, sevgi, dostluk ve kardeşlik ortadan kalkar. Böyle bir toplum, birlik ve beraberlik ruhunu kaybeder; herkes birbiriyle uğraşır, aralarına kin ve düşmanlık girer. Halbuki kâmil mümin olmaya özen göstermek ve iyilikte her gün bir adım daha ileriye gitmek her müminin üzerine düşen görevlerden biridir. Güzel ahlâk ve hikmet sahibi kişiye ve aklı başında mümine çirkin ve gereksiz sözlerden uzaklaştırıp lisanını süslemek için bu hadis yeter.

Rivayet olunur ki, Yahudilerden bir grup Allah (c.c.)’ın Resûlü Hz. Muhammed (s.a.v.)’in yanına gelip ‘Esselamü Aleyke’ der gibi, ‘Essamü Aleyke” dediler. ‘Sam’ onların dilinde ‘ölüm’ anlamına geliyordu. Allah Resûlü (s.a.v.); ‘Ve aleyküm’ diye cevap verdi. O sırada Peygamberimiz (s.a.v.)’in yanında bulunan Hz.Aişe ( r.a.) ise buna sabredemeyip onlara aynıyla karşılık verince Resûlullah (s.a.v.) Hz. Ayşe’yi bundan menetti ve şöyle dedi: ‘Sana gereken yumuşak olmandır.’ Hz. Aişe ( r.a.): ‘Ya Resûlallah, dediklerini işitmediniz mi?’ deyince, Allah Resûlü (s.a.v.): ‘İşittim, fakat ‘Ve aleyküm’ demek suretiyle iade ettim.’ buyurup şöyle dedi:

“Muhakkak Allah rıfk sahibidir, her işte yumuşak davrananları sever.”

İnsanları kötülemek, lanetlemek, çirkin söz ve davranış sergilemek bir müslümana yakışmayacak hallerdendir. Bunun yanında müslüman her işinde hayalı ve edepli olmalıdır. Zira Peygamber Efendimiz bir sözünde şöyle buyurmuştur: “Bir işte çirkinlik bulunması onu lekeler; bir işte haya duygusunun bulunması ise onu süsler.” [7]

Dinimiz, müslümanlara her hususta iyilik ve güzelliği ön plânda tutmalarını, çirkinliğin her çeşidinden uzak durmalarını öğütler. Çirkinlik her neye bulaşırsa onu lekeler, kirletir ve sevimsiz hale getirir. Konunun mahiyetini iki küçük misalle açıklayacak olursak, meselâ konuşma anında aşırı sertlik, uygun olmayan kelimeler kullanmak, yalan söylemek, iftira ve gıybet etmek sözlerimizi lekeler, sevimsiz hale getirir. Böyle sözler dinlenilse bile, dinleyiciler üzerinde iyi etki bırakmaz. Çünkü insanlara kötülük yapan biri dahi, aynı şeyin kendisine yapılmasını istemez. Örneğin alış verişinde dürüst olmayan bir tüccarın bu tavrı, onu lekeler ve insanlar nezdinde sevimsiz kılar. Çünkü yaptığı iş kötü ve çirkin bir iştir. Hiçbir toplumda bu çeşit davranışlar uygun bulunmaz ve hoş görülmez. İnsan tabiatı, kendisi bizzat yapsa bile kötülük ve çirkinliklerden nefret eder; işte bu sebeple kötülük işleyenler o davranışları alenî değil, gizli saklı yaparlar. Haya dediğimiz utanma duygusu kötü ve çirkin sayılan şeylerden uzak durmak, tavır ve davranışlarında ölçülü olmak, herhangi bir işte haddi aşmamaktır. Haya duygusu bütün hayırların temeli, her türlü kötülük ve çirkinliklerin zıddıdır. İnsan yaratılışı hayâdan hoşlandığı gibi, dinimiz de bu üstün faziletin fertler arasında ve toplumda yayılması ve yerleşmesi için her türlü teşviki yapar ve her tedbire başvurur. Çünkü haya, nerede bulunursa orayı süsler ve güzelleştirir. [8]

Müslümanın konuşurken kötü söz değil, tam tersine davranışlarında olduğu gibi sözlerinde de güzelliği ön planda tutması gerekir. Çünkü inandığı değerler müslümandan bunu ister. Dolayısıyla mümin bir kimse doğrudan şu ayetin muhatabıdır: “Sen huysuz ve katı kalpli biri olsaydın, etrafından dağılıp giderlerdi.” [9]

Yüce Allah (c.c.), Peygamberini müminlere karşı şefkatli ve son derece yumuşak kılmıştır. Şayet kaba ve katı kalpli olsaydı etrafında kalpler birleşmez ve çevresinde duygular toplanmazdı. Çünkü insanlar sürekli; şefkatli üstün bir gözetime, güler yüzlü bir hoşgörüye, kendilerini saran bir sevgi atmosferine, bilgisizlikleri, zayıflık ve eksiklikleri yüzünden sıkmayan bir yumuşaklığa ihtiyaç duyarlar. Ayrıca, kendilerine veren; ancak onlardan bir şey beklemeyen, üzüntüleriyle ilgilendiği halde kendi derdiyle onları üzmeyen, yanında her zaman, ilgi, gözetim, şefkat, hoşgörü, sevgi ve hoşnutluk buldukları büyük bir kalbe muhtaçtırlar. İşte Resûlullah (s.a.v.)’ın kalbi böyle bir kalpti ve insanlarla birlikte böyle yaşıyordu. Bir kerecik olsun kendi şahsı için onlara kızmadı. Beşeri zaaflarından dolayı onlara karşı kalbinde bir sıkıntı hissetmedi. Hayatın nimetlerinden hiçbir şeyi kendine mal etmedi; aksine, elinde ne varsa hepsini büyük bir hoşgörü ve cömertlikle onlara verdi. Yumuşaklık, iyilik, şefkat ve yüce sevgiyle onları sardı. [10]

Yani insanları bir araya getirecek ve onları birbiriyle karşılaştıracak kimsenin, her şeyden önce onlarla kaynaşabilecek özellikte olması gerekir. Huysuz, kaba, geçimsiz, insanlara karşı anlayışsız, merhametsiz ve katı kalpli kimseler, onları birleştiremez nefret ettirirler, bir araya toplamak bir tarafa, ürkütüp dağıtırlar. İşte bundan dolayı Allah (c.c.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in şahsında tüm müslümanları güzel sözlü ve yumuşak huylu olmaları noktasında uyarmaktadır.

Aynı şekilde güzel söz söylemeyi sadaka derecesine varacak kadar önemli gören bir dinimiz vardır. Nitekim peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: “Güzel söz sadakadır.” Sözün en güzelini bilen ve onu en büyük armağan olarak Kur’an-ı Kerim adıyla bize gönderen Yüce Rabbimiz’in güzel söz söylemeyi sadaka sayması, O’nun bitmez tükenmez lütuflarındandır. Buradan anlıyoruz ki güzel söz söylemek de, tıpkı Allah rızası için yarım hurma vermek gibi bir iyilik ve Allah (c.c.) katında makbul sayılacak bir davranıştır. Bu güzel sözlere örnek olarak yolda karşılaştığı kimseyi selamlamak, tanıdığı ise hatırını sormak gibi davranışları gösterebiliriz.

Rabbimiz (c.c.) Kur’an’da güzel sözü, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca benzetirken kötü sözü ise gövdesi yerden koparılmış bir ağaca benzetmektedir: “Görmedin mi, Allah nasıl bir misal getirdi: Güzel bir sözü, kökü (yerde) sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaca (benzetti). (O ağaç), Rabbinin izniyle her zaman yemişini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir. Kötü bir sözün misali, gövdesi yerden koparılmış, o yüzden ayakta durma imkânı olmayan (kötü) bir ağaca benzer.[11]

Güzel sözün meyvesi güzel amel; güzel ağacın ürünü de faydalı meyvedir. Müfessirlerin açıklamalarına göre güzel sözden maksat, kelime-i şehadettir. Bu kelime dışta ve içte daima güzel amellerin meydana gelmesine sebep olur. Allah (c.c.)’ın razı olacağı her güzel iş, bu kelimenin meyvesidir. Bir sonraki ayette geçen ‘kötü kelime’ye gelince o da, Allah (c.c.)’ı inkâr etmektir. Bu kelime her türlü fitnenin, fesadın, felaket ve musibetin kaynağıdır. Kötü söz, hem dünyada, hem de ahirette insanın felaketlere sürüklenmesine sebep olur. Dolayısıyla aşağıdaki ayette de kötü söz, kötü bir ağaca benzetilmiştir.

Hiç kuşkusuz güzel söz -yani gerçek söz- tıpkı güzel bir ağaç gibidir. Sağlam, görkemli ve bol meyvelidir. Sağlamdır, kasırgalar ne kadar amansız olurlarsa olsunlar onu yerinden sökemez. Batıl rüzgârları onu sarsamaz. Tağutların balyozları onu etkilemez. Kimi dönemlerde bazılarınca yok olma tehlikesi ile karşı karşıya kaldığı zannedilse bile sağlamdır, uludur. Kötülükten, zulümden ve azgınlıktan hep yüksektir. Kimi zamanlar onun batıl tarafından yerinden sökülüp boşluğa atıldığı sanılsa bile meyvesini vermeye devam eder. Bu ağaç ve meyveleri hiç eksik olmaz. Çünkü bu ağacın tohumları gün geçtikçe artan ruhlarda yeşermektedir. Aynı şekilde iğrenç söz yani batıl söz- tıpkı iğrenç bir ağaç gibidir. Kabarır, yükselir, dal-budak salar. Bu yüzden bazı insanlar onun güzel ağaçtan daha iri, daha güçlü olduğunu sanabilirler. Hatta toprağın dışındadır. Onun bu görkemi geçici bir süre içindir, sonra tekrar yere yıkılacaktır. Sağlamlığı, kalıcılığı söz konusu değildir.

Bunlar salt birer örnek değildirler. Yalnızca iyileri desteklemek, onları yüreklendirmek amacına yönelik olarak söylenmiş sözler değildir bunlar. Kimi dönemlerde gerçekleşmesi gecikse de hayatta yaşanan bir realitedir bu.

İyilik kalıcıdır, kötülük onu sıkıştırsa da, yoluna engel olsa da ölmez, solmaz. Kötülük ise uzun süre yaşayamaz. İçine karışmış kimi iyilik kalıntıları yok olana kadar yaşayabilir. Zaten saf kötülük çok az bulunabilir. İçindeki kimi iyilik kalıntıları yok olunca, kötülük de yok olup gider. Geride bir şey kalmaz. Bu durumda görkemli ve üstün gibi görünse de içten içe yok oluyor, dağılıp gidiyordur. Unutulmamalıdır ki, iyiliğin karşılığı iyilik, kötülüğün karşılığı da kötülüktür. [12]

Güzel söz, çok yönlü bir tabirdir. Doğruluğu, zarafeti, güler yüzlülüğü, yakınlığı, kardeşliği, emniyeti ve huzuru telkin eder. O bakımdan temelinde «Lâ ilahe illallah» bulunan güzel sözün birçok yararları söz ko­nusudur. Onları şöyle özetleyebiliriz:

a) Ruhlara serinlik, gönüllere ferahlık verir. İç sıkıntılarını giderir.

b) Kötü duygu ve düşünceleri yönlendirir, iyiye, güzele ve doğruya çevirir.

c) Kardeşlik, dostluk ve yakınlık bağlarını kuvvetlendirir. Toplumu bir­birine daha iyi kaynaştırıp bütünleştirir.

d) Aileye mutluluk, çevreye güven ve huzur havası estirir. O bakımdan sıcak bir ilgi ve güvenli bir yaklaşıma neden olur.

e)Devlet bünyesinde kişilere şeref, itibar, sevgi ve saygı kazandırır. Vatandaşla devlet kadrosu arasında güven havası estirir.

Güzel sözün bu kadar önemi ve faydası bulunurken; kötü, kaba ve sert söz ise, bunların tam tersine bir yol açar. Bundan dolayı müslüman elinden geldiğince kötü sözden kaçınacak, güzel söze yönelecektir. Zira kötü söz sertliğin ve kabalığın bir sonucu, güzel söz ise sevgi dolu bir gönlün meyvesidir.

[1] Nisa sûresi, 4/148.

[2] Fî Zilali’l-Kur’an, Seyyid Kutup.

[3] Hucurat sûresi, 49/11.

[4] Tefhimu’l-Kur’an, Ebu’l-A’la el-Mevdudî.

[5] Fî Zilali’l-Kur’an, Seyyid Kutup.

[6] Tirmizi, Birr, 48.

[7] Tirmizi, Birr, 47.

[8] Riyâzü’s Sâlihîn, c.7.

[9] Âl-i İmran sûresi, 3/159.

[10] Fî Zilali’l-Kur’an, Seyyid Kutup.

[11] İbrahim sûresi, 14/24-26.

[12] Seyyid Kutup, a.g.e.